Doğu Karadeniz’i Anlamak

DOĞU KARADENİZ’İ ANLAMAK

kd01

Doğu Karadeniz asla deniz kıyısında aranmaz, anlaşılmaz!

kd12

Aslında Doğu Karadeniz dağlarda, yaylalarda gizlidir.

kd07

Yamaçlardan göz kırpan rengarenk çiçeklerde, kayalardan dökülen berrak sularda, aniden bastıran yağmurlarda, yaprakların üzerindeki damlalarda gizlidir.

kd03

Bulutların içinde kaybolan köylerde,

kd02

köşeyi döndüğünüzde karşınıza neyin çıkacağını bilemediğiniz yollarda gizlidir Doğu Karadeniz…

kd10

 

kd20

Yeşilin bin tonunda, kemençelerden yayılan ezgilerde, edilen horonlarda, taze demlenmiş çayın kokusunda…

kd17

 

kd13

Hep yukarılara, daha yukarılara çıktıkça, evden uzaklaşmanın yarattığı o tarifi zor, biraz da ürpertici his doldurur içimi her seferinde.

kd05

Daha ileri gitmekle geri dönmek arasında kalırım daima. Dönmek istemez, ama ileri gittikçe dönmenin artık daha da zorlaşacağını hissederim.

kd11

Dağların tutkunu mu yoksa esiri mi olduğunu kestiremediğim duygularla baş başa kalırım.

kd08

Ikarus’un uçuşunda olduğu gibi kendimi bilinmeze doğru gitmekten alıkoyamaz, Doğu Karadeniz’in gittikçe koyulaşan yeşilinin peşinden hep yukarıya, daha derinlere doğru giderken bulurum kendimi…

kd18 kd22

Çiseleyen yağmurun altında, uzaktan gelen kemençe sesinin ve içtiğim çayın damağımda kalan buruk tadının eşliğinde benzersiz manzaranın keyfini çıkarmaya dalar, Doğu Karadeniz’i anlamayı bilinmeyen bir zamana ertelerim her seferinde…

kd19 kd15

kd14

anlamak

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 4 Yorum

Pamukkale

pamukkale15

Pamukkale, zaman zaman Ankara’dan tatil için Egeye gittiğimiz zamanlarda dinlenme, özlem giderme aracı oldu hep yıllardır. Marmaris’e, Bodrum’a, Kuşadası’na, hatta İzmir’e giderken bile yolumuzu değiştirip bir geceliğine de olsa mola verdik Pamukkale’de.


pamukkale03

pamukkale01

1986 senesinde Murat ve Metin’le beraber Datça’ya giderken yola geç çıkmış, akşam güneş batmak üzereyken Pamukkale’ye ulaşmıştık. O zamanlar otomobiller travertenlerin dibine kadar gidebiliyordu ve Murat 124’ümüzü hemen travertenlerin bitişiğinde bulunan kampingin otoparkına çekmiş, ilk gecemizi İtalyan gezginlerin karavanları arasında açık havada geçirmiştik. Ertesi gün ve da ederek Datça’ya doğru yola koyulmuştuk.

pamukkale05     pamukkale04

1991’de okuldan mezun olduğumuzda mecburi hizmete gitmeden önce Cüneyt’le son bir kez güney ege ve Akdeniz sahillerini dolaşmaya karar vermiş, ilk noktamız yine Pamukkale’nin travertenleri olmuştu. Ertesi gün Pamukkale bizi Marmaris’e uğurlamıştı. Bir keresinde de annem , babam ve kardeşimle İzmir’e giderken yolumuzu değiştirerek Pamukkale’ye uğramış, özlem giderip biraz soluklandıktan sonra İzmir’e devam etmiştik.

pamukkale13           pamukkale14

Eşim ve kızımla Bodrum’a giderken ise yine Pamukkale’ye uğrayacak ve bir gece konuğu olacaktık.

pamukkale07b      pamukkale07 - Kopya

Eskiden travertenlerin dibine kadar gidilip kontrolsüzce travertenlerde gezilebiliyordu. Oteller vardı ve suların bir kısmı otellere gittiğinde Pamukkale daha bir hüzünlü oluyordu. Daha sonra oteller ve havuzlar kapatıldı, içeriye araç girmesi önlendi, neredeyse 1 kilometre uzağa park edilip yürüyerek yanına yaklaşılır oldu. Tahta platformlar yapıldı ve sadece bazı bölgelere ve o da çıplak ayakla girilmesine izin verilmeye başlandı.

pamukkale18

Karahayıt, Hierapolis harabeleri, onun eşsiz amfi tiyatrosu, agorası ve gymnasiumu, her ne kadar beyaz travertenlerin gölgesinde kalsa da, bilenler ve meraklıları yine buraları ziyaret etmeyi de unutmuyorlar.

pamukkale17

Daha öncesinde gitmediyseniz, birkaç saatliğine de olsa bir an önce gidin. Hierapolis harabelerini bir sonraki sefere bıraksanız bile, ayaklarınızı daldırın travertenlerin ılık sularına ve o eşsiz yumuşak, gıdıklayıcı duyguyu hissedin ayak tabanlarınızda… Konuşuruz sonra…

pamukkale16

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 4 Yorum

Aşk …(Yakında)

Onunla ilk karşılaştığımda, gökyüzünde vazgeçilemez bir gün batımı kızıllığı vardı ve bu kızıllık onun karşı koyulamaz çekiciliğini daha da arttırıyordu. Aslında içime doğmuştu onunla ilk göz göze geldiğimizde aşık olacağım ve sonrasında hayatıma girenlerin asla onun yerini alamayacağı…

O ilk gece yıldızların altında beraber hayaller kurmuş, İtalyan gezginlerin derinden gelen akordeon melodileri arasında uykuya daldığımda, rüyamda onun beyaz ve yumuşacık tenini okşamıştım ellerimle.

İlk tanıştığımızda yanımda bulunan iki arkadaşım da şahit olmuşlardı bu güzelliğe. Daha sonra da diğer arkadaşlarım. Birkaç sene sonra ailemle buluşturduğumda ise onlar da çok sevmişlerdi. Hatta hatta evlendikten sonra sevgili eşim ve kızımla da tanıştırmak için sabırsızlanmıştım.

Yıllar sonra onunla yeniden karşılaştığımızda güzelliğinin azalır gibi olduğunu ve beyaz teninin artık kirlendiğini görmüş olmam beni biraz hüzünlendirse de, aşkımızın sonsuz olduğu gerçeğini değiştirememişti.

Bu aşkı tanımak için 💗

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Yalta (Kırım)

Kırım (Yalta)

Resim

Gündemde olunca, Kırım’ı ve özellikle Yalta’yı da anlatmak gerekir diye düşündüm.

Geçen yaz sıcak bir Ağustos akşamüstü Doğu Ukrayna Havayolları ile (Donbass air) Simferopol’e (Akmescit) uçtum. Amacım, daha çok Marmaris’e benzettiğim, Rusların tatil için akın akın koştuğu, Karadeniz’in karşı kıyısındaki Yalta’da birkaç gün dinlenmekti.

Simferopol’ün küçük bir kasaba terminalini andıran havaalanında 100 dolar bozdurdum. Bu arada o 100 dolar karşılığı aldığım hrivnalardan başka para bozdurmaya da gerek kalmadı geri kalan günlerde! (Artık hrivnalar yerini rubleye bırakmış diye bir söylenti de var!)

Resim

Havaalanından şehir merkezine tramvay, midibüs, taksi ile gidilebiliyor. Ben şehri daha iyi yaşamak için hemen kalkmak üzere olan midibüse bindim. 20 dakika sonra Simferopol’deydik. Geniş caddeleri, Sovyet döneminden kalma büyük taş binaları, yolların kenarındaki büyük ve bol yapraklı ağaçlarıyla güzel bir şehir Simferopol. Şimdi o caddelerinde ve sokaklarında askerler varmış ama olsun.

ResimResim

Resim

Simferopol’den deniz kıyısındaki Yalta arasındaki mesafe yaklaşık 80 kilometre ve dünyanın en uzun troleybüs hattı da bu iki şehir arasında. Ancak troleybüs yolculuğu iki saat sürüyormuş. Geceye kalırız düşüncesiyle troleybüs yolculuğunu başka bir güne bırakıp, Türkiye’de üretilmiş midibüslerden birisiyle Yalta’ya gittim. Yalta otogarında otobüsten inince otel, pansiyon ya da ev arayıp aramadığınızı soran insanlar yaklaşıyor yanınıza. Ama ben Intourist Hotel Yalta’da yer ayırttığım için çok ilgilenmedim onlarla.

Resim

Hotel Yalta, merkeze birkaç kilometre uzaklıkta, denizi yüksekten gören, Yalta’nın Masandra denen bir mahallesindeydi. Bizim bildiğimiz dolmuşlarla beş dakikadan biraz fazla bir sürede otele ulaştım. Denizi gören odama yerleştiğimde, güneş denizin ardında batmıştı.

Çevreyi biraz dolaştıktan sonra otelin önündeki korulukta bulunan restoranlardan birisinin bahçesinde gece geç saatlere kadar keyfini çıkararak yemeğimi yedim ve dinlendim.

Resim

Sabah kahvaltıdan sonra otelin plajına gitmeye karar verdim. Otelin bahçesindeki tek katlı bir binaya giriliyor, içerideki asansörle 4 kat aşağıya iniliyor ve asansörden çıkınca da 100 metrelik bir tünelle plaja ulaşılıyor.

Resim

Hava çok sıcak ve deniz güzeldi. Plaj da hem kalabalık hem de keyifliydi.

Resim

Öğleden sonra otelin önünden taksiyle yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki Çar Nikola’nın yaşadığı Livadya Sarayı’nı gezip geri döndüm. Bu saray, 1945’de Stalin, Churchill ve Roosevelt’in buluştuğu Yalta Konferansı’nın gerçekleştiği tarihi yapı olmasından dolayı özel bir öneme sahip.

Resim

Hava çok rutubetli ve sıcak olduğundan gündüz sıcak saatlerde yürüyerek dolaşmak çok sıkıntılı oluyor. Bu nedenle deniz ya da havuzda serinlemek dışında insan başka bir şey yapmak istemiyor gündüzleri.

ResimResimResimResimResim

Akşamüstü yemek için Merkeze indiğimde ise, havanın rutubeti ve sıcaklık azalmış olduğundan çok keyifli yürüyüşler yaptım.

ResimResimResim

Resim

Yalta’yı tepeden görmek için, teleferikle Darsan tepesine çıkıp güneşi bir kadeh şarap eşliğinde batırdım.

Resim      ResimResim    ResimResim   Resim

Akşam Yalta sokaklarındaki değişik eğlenceleri izleyerek geceyi sonlandırdım.

ResimResim

Müzeye dönüştürülen Anton Çehov’un evini de gezmeyi unutmadım.

Resim

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 15 Yorum

Adı Yok

Tren de alıp götürür düşünceleri bir yerlere.

Tıpkı zamanın götürdüğü gibi…

zonguldak treni2

Bir yere geldik ki,

Hiçbir sokağın adı yok…

(C. Süreyya anısına…)

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 6 Yorum

Kapadokya (Cappadocia)

kapadokya14kapadokya05Haziran ayının son haftası Ankara’dan yola çıkarak defalarca gördüğümüz kapadokya bölgesini bu kez de kızımızla beraber dolaştık.

kapadokya01

Kırıkkale Kayseri yolundan giderek Kırşehir’den geçerek önce Hacıbektaş’a uğradık. Hacı Bektaş Veli Türbesi girişinden yeni Müzekart’larımızı alarak dolaşmaya başladık.

kapadokya03

kapadokya12

kapadokya15

Sırasıyla Avanos, Zelve, Göreme, Uçhisar güzergahını takip ettik.

kapadokya02

Avanos’ta çömlek atölyelerini gezdik, kendimize göre mükemmel çömlekler yaptık.

Kızılırmak üzerindeki asma köprüden yürüyerek geçtik.

kapadokya03

kapadokya13

Zelve vadisindeki açık hava müzesini, vadideki mağaraları, kiliseleri gezdik ayaklarımız ağrıyana kadar.

Göreme Tarihi Milli Parkında dolaştık.

kapadokya06

Uçhisar kalesine tırmandık.

Ardından Kaymaklı mı yoksa Derinkuyu mu tartışmasını yapıp, daha uzak olsa da daha büyük olan Derinkuyu yeraltı şehrini gezmeye karar verdik.

kapadokya07

Dönüş yolunda Aksaray’da Cengiz ve ailesinin evine ulaştığımızda hava kararmaya başlamıştı.

kapadokya11

kapadokya10

Ertesi gün Ankara dönüşünde yine her zaman olduğu gibi Tuz gölü kıyısında durup gölde yürüyebildiğimiz kadar yürümeyi de unutmadık.

Notlar:

1- Müzekart: Her zaman her yerde gerekli. Mutlaka kullanırsınız, kullanmalısınız, bir yıl da geçerlilik süresi var.

2- Mevsim: Biz haziran’ın sonunda gittik bu sefer, hava iyice ısınmıştı, açık hava müzelerinde ve vadilerde gezerken güneş biraz zorladı. Mayıs belki daha uygun uzun süre dolaşabilmek için. Şapka ve su en iyi ikili!

3- Tuz Gölü: Bizim gibi gölün içinde yürümeyi düşünüyorsanız, şort giymekte yarar var ayrıca ayağınız için terlik ya da sandaleti unutmayın. Gölde su yazın daha da kuruyor ve tuzlar iyice ortaya çıkıyor, yüzlerce metre gölün içine doğru gittiğiniz halde suyun seviyesi 4-5 santimetreyi aşmıyor. Ama çıplak ayakla girecek olursanız, tuzun pütürlü yüzeyleri ayağınızı altını acıtmaya başlıyor.

kapadokya09

4- Balon turu: Yapılacaklar listesindeki 100 maddeden birisi. (Bir diğeri de Göreme vadisinde güneşin batışını izlemek).

5- Ihlara Vadisi: Oralara kadar gitmişken uğramak gerek.

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

2014 İÇİN

2014 yılında ne olsun

snowman

Daha çok mutluluk, başarı, para,
Daha çok huzur, barış, hoşgörü,
Daha çok sevgi olsun.
En önemlisi, SAĞLIK olsun.
Bilinmemiş yerlere gitmeler,
Görülmemiş yerleri görmeler olsun.
Daha çok kahve,
Yanında çikolatalı kekler, elmalı kurabiyeler olsun.
Daha uzun süre akılda kalıcı müzikler,
Tekrar tekrar izlenesi filmler olsun.
Sevdiklerimizle daha uzun, daha gerçek sohbetler,
Hep hatırlanası anılar olsun…
Daha ne olsun!
Yeni Yılınız Kutlu Olsun…
Renkli Yazılar içinde yayınlandı | 1 Yorum