Amsterdam

ams31

Belki de hakkında en çok konuşulan ve yazı yazılan kentlerden birisi Amsterdam. Hatta en çok kişi tarafından görüleni de. Bütün bu bilinenlerin yanında ben yine kendi gözümden Amsterdam’ı anlatmaya çalıştım. Herkesin gözünden kaçan fotoğrafları paylaşmaya çalıştım.

ams30

Eylül’ün son haftası gitmeden önce hava durumuna baktığımda alışılanın aksine havanın açık ve sıcaklığın 24 derece olacağını gördüm ve risk alarak çantamdan montumu çıkardım. A ve B planı yapmıştım kendime göre. Hava yağışlı ve soğuk olursa müzeleri gezecek, kapalı ortamların tadını çıkaracak, açık olursa da daha çok açık alanlarda dolaşacaktım. B planını uyguladım. Müzelerin sadece bahçelerini ve çevrelerini gezmekle yetindim bu seferlik.

ams06  ams11

ams29

İlk  önce bir saatlik turla Amsterdam kanallarını dolaşan gezi tekneleriyle kanalları ve Amsterdam’ın eski evlerini gördüm.

ams05

Köprülerin altından geçtim, tekne evlerde yaşayanları hayranlıkla izledim.

 

 

ams08

Amsterdam’ın en dar evini son anda fark edebildim.

 

ams09

Çok katlı bisiklet parkını gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim.

ams07

Evlerin çatılardaki kancaların, dar olan merdivenler yerine eşyaların üst katlara taşınmasına yaradığını öğrendiğimde, “ben bunu niye düşünemedim” diye şaştım kendime.

ams36Şehrin meydanlarında, kanal kıyılarında, parklarında, romantik köprülerinde geçirdim zamanımın çoğunu. Amsterdam’ın kimi zaman renkli, kimi zaman da kendi halinde ve sakin, ama her zaman ilgi çekici sokaklarında dolaştım avare avare. Dinlenmek için köşe başlarındaki küçük ve sevimli kafelere oturup, bir taraftan kahvemi yudumlarken, diğer taraftan da sokaktan gelip geçenleri izledim sanki yıllardır orada yaşıyormuşçasına.

ams02

ams01

Peynirci dükkanlarında çeşit çeşit Hollanda peynirlerinin tadına baktım doymak bilmeden. Acıktığımda, sokak aralarındaki küçük Arjantin restoranlarına ya da İtalyan pizzacılarına uğradım.

ams50 ams51

Tramvaylara bindim indim defalarca. Her seferinde hemen en arka kısmına geçtim biliyormuşçasına.

ams48

Centraal Station’dan Dam meydanına kadar bir elimde büyük boy patates kızartması külahıyla Damrak caddesi boyunca yürüdüm kendinden emin adımlarla.

ams12

Madame Tussaud müzesinin önünde kalabalığa karıştım, sokak göstericilerini izledim.

ams26

Oradan Begijnhof’a yürüyerek içinden geçtim sanki daha önceden biliyormuş gibi.

ams41  ams42

Amsterdam’ın en eski evi sayılan 34 numaralı siyaha boyalı eve de göz ucuyla bakmayı ihmal etmeden.

ams46

Daha önce defalarca gelmiş gibi Singel’e uğrayıp çiçek pazarında dolandım hızlı adımlarla. Hatta Albert Heijn marketlerine bile girdim arada sırada. Ardından Reguliersbreestraat üzerindeki mağazalara da göz atarak Rembrandt meydanına ulaştım.

ams14

Ressam Rembrandt’ın “Night Watch” isimli tablosundan esinlenerek yapılmış heykellere dokundum, mariuhanna kokan coffee shopların önlerinde oyalandım bir süre. Hemen yanındaki Thorbeckeplein’ı da ihmal etmedim.

ams52Leidseplein’deki neşeli insanların doldurduğu kafelerde oturdum.

ams17

Hava kararınca da Amsterdam’a uğramış herkes gibi “Red Light District”in kendine çeken kırmızı ışıklarını takip ettim.

ams19

Museumplein’a geçerek klasik haline gelen I Amsterdam yazısının önünde fotoğraf çektim.

ams20

Bu meydanda bulunan Van Gogh müzesinin, Amsterdam’ın en büyük ve önemli müzesi olan Rijks Müzesinin, Stedelijk müzesinin etrafında dolaştım. Müze girişlerindeki uzun kuyruklara takıldı gözlerim. Red Light bölgesi yakınlarında bolca duyduğum Türkçe sözcükleri burada da duyabilmek için boşu boşuna kulaklarımı kabarttım!

ams22

Şehrin her yerini kaplayan bisiklet yollarında çok sert ve hızlı bisiklet kullanan Amsterdam’lılara özensem bile, yine de çoğunlukla daha rahat ve görselliği fazla olan Westerpark ve Vondelpark’ta sakin gezintiler yaptım kontrapedallı (pedaldan frenli) eski bisikletimle.

ams35

Westermarkt yakınında bulunan, yıllar önce hatıra defterini okuduğum ve çok etkilendiğim Anne Frank Müzesine gittim.

ams49

Prinsengracht ile Reestraat köşesindeki küçük kahve evinde kahvemi yudumladım. Bir taraftan etrafı izleyip, diğer taraftan da bir sonraki gezilerimle ilgili derin hayallere daldım.

ams23

Amsterdam ile ilgili detaylı bilgi, ipuçları, öneriler:

1- Nerede kalınır?

Amsterdam’a gelenler genellikle şehir merkezindeki daha eski, oldukça küçük ve konforsuz, üstelik çok pahalı olan otelleri tercih ediyorlar şehrin kalbine daha yakın olabilmek için. Ben, Güneybatıda, Vondelpark’ın biraz daha uzağında, merkeze yaklaşık 6 km. uzaklıktaki Delflandlaan semtinde bulunan 4 yıldızlı Best Western Premier Couture otelinde kaldım. Çok doğru bir tercihti. Otel, bir binanın yenilenmesiyle 2014 Ağustos’ta açılmış. Herşey çok yeni ve çok kaliteliydi. Odası da oldukça büyüktü. Otelin hemen önündeki tramvay durağından geçen 2 numaralı tramvay ile 20 dakikada merkeze ulaşılabiliyordu. Kahvaltısı da oldukça tatmin ediciydi. İnternetten alırsanız ya da sabah haber vermeden kahvaltıya inerseniz 15 euro. (Ancak akşam resepsiyondan rezervasyon yaptırırsanız 12.50 euro).

2 numaralı tramvay Centraal station’un önünden kalkıyor ve neredeyse Amsterdam’ın bütün görülecek mekanlarından geçerek otele ulaşıyor. Dam meydanı, Amsterdam Tarih Müzesi, Begijnhof, Sindel’deki çiçek pazarı, Leidseplein, Museum plein (Rijks Museum, Van Gogh Museum, Stedelijk Museum ve I Amsterdam yazısının bulunduğu büyük havuzlu meydan), Vondelpark gibi yerler hep bu tramvay güzergahında. Belki de dünyadaki en verimli ve en güzel manzaralı tramvay hattı budur.

ams53     ams54

Bu otel Schiphol Havalimanına da oldukça yakın. Schiphol’den Amsterdam Centraal’e giden banliyo treniyle bir durak (Lelylaan istasyonu) sonra inip moda fuarı merkezinin içinden 800 metre yürümek gerekiyor (Biletler, istasyonların girişindeki bilet makinelerinden alınabiliyor. 3.80 euro). Ya da Schiphol’den 69 numaralı otobüse binip Antwerpenbaan durağında  2 numaralı tramvaya aktarma yaparak otelin önündeki Delflandlaan durağında inmek mümkün.

Cuma ve Cumartesi geceleri için Amsterdam’daki otellerin fiyatlarının neredeyse ikiye katlandığını da akılda tutmakta fayda var.

2- Şehiriçi Ulaşım:

Schiphol Havalimanındaki Tourist Information ofisinden 72 saatlik otobüs, metro ve tramvaylarda geçerli ulaşım kartı aldım 16.50 euro’ya. Bu kartın 24 ve 48 saatlik olanları da var, sürücüler tarafından ya da metro istasyonlarından temin etmek mümkün. Kart, araçların girişindeki makineye kartı okutunca devreye giriyor. O andan itibaren süresi boyunca geçerli. Tramvay ve otobüslerde hem girerken, hem de çıkarken kartı makinelere okutmak gerekiyor. Check in yaparken bir bip ötüyor ve yeşil ışık yanıyor, check out’da iki bip ötüyor ve yeşil ışık yanıyor. Tramvaylarda kolaylık olsun diye en öndeki ve arkadan ikinci kapı biniş için ayrılmış ama şart değil. İki numaralı tramvay, güzergahının verimliliği açısından en çok kullandığımdı. Ama 10, 5 numara gibi başka tramvayları da sıklıkla kullandım 3 gün boyunca. Durağa gelmeden önce durak isimlerini anons ediyorlar. Ayrıca önemli aktarma noktalarında da haber veriyorlar. Duraklarda hangi tramvay ya da otobüsün kaç dakika sonra geleceğini bildiren monitörler de var.

3- Ne yemeli içmeli?

Amsterdam’ın kendine özgü bir mutfağı olmadığı düşüncesindeyim. He yerde her şey denenebilir. Et ağırlıklı Arjantin restoranları çok sık. İtalyan restoranları da öyle. Ancak Centraal Station’un karşısından girilen ve Dam meydanına çıkan Damrak caddesinin başlangıcındaki külahta patates kızartması satan yerlerden patates kızartması en az bir kere denenmeli. En yakındaki “Manneken Piss” isimli patatesçi çok popüler, önünde sürekli uzun kuyruk oluyor ama diğerleri de tat açısından çok farklı değil.

Eetcafe deilen küçük kafeler de oldukça çekici. Amsterdam’lıların tercihi geleneksel Amsterdam Pubları da (Bruin cafe / brown cafe) hem bir şeyler atıştırmak, hem de bir şeyler içmek için gidilebilecek yerler arasında…

4- Hollanda Peyniri:

ams34   ams32

Amsterdam’ın merkezinde çok fazla peynir dükkanı var. İçinde de çeşit çeşit peynirler. Klasik çiftlik peynirlerinden, Edam’a, baharatlı onlarca çeşit Gouda peynirlerine kadar her yaşta ve her lezzette peynir bulmak ve hepsini de tatmak mümkün. Bir önceki maddedeki “ne yemeli” sorusunun yanıtı, “bu peynircilerde peynir tadımı” bile olabilirdi! Çoğu vakumlu satılıyor. Genç olanları kağıda sarıyorlar. Peynir tadım tabaklarının yanında hardal kavanozları da var ve ince dilimlenmiş peynirin üzerine bir parça hardal sürerek deneniyor genellikle. İlk defa bu şekilde denedim ama, peynir ve hardal ikilisi muhteşem bir birliktelik bence. İnce dilimlemekte kullandıkları rendeye benzeer alet de klasikleşmiş. Böylece peynirin daha iyi oksijenlenmesi ve tadını bulması sağlanıyormuş. Old Amsterdam, Henri Willig, De Kaaskamer gibi zincir peynirciler var. Turistik bölgelerdeki bu peynircilerin fiyatları da birbirine yakın. Albert Heijn market zincirlerindeki peynir reyonları da oldukça zengin.

ams55

Benim tercihimse, nerede ve hangi konuda olursa olsun, mahallede yaşayanlara satış yapan mütevazı mahalle dükkanları. Yani bizdeki yufkacı, yumurtacı, kasap ya da ekmek fırınları gibi. 2 numaralı tramvay ile otele dönerken Museumplein ile Delflandlaan arasındaki Hoofddorpplein’de buldum aradığımı. Daha önce gözüme takılmıştı zaten. Hoofddorp meydanında tramvaydan inerek meydandaki peynir dükkanına girdim ve tezgahtaki peynirci teyze ile hem sohbet ettim, hem de diğer zincir mağazalarda bulunmayan peynirlerinin tadına baktım. Hayran kaldığım akıcı ingilizcesiyle de oldukça bilgilendim.

Bu arada Gouda ve Edam, Hollanda’da iki şehir. Yani Ezine ya da Kars gibi…

5- Kanal Turu:

İlk başlarda yapılması gerekenlerden. Böylece gezilecek yerler ve konumları hakkında da bir ön bilgi edinilmiş oluyor.Genellikle Amsterdam Centraal denen ana tren istasyonu civarındaki iskelelerden başlıyor, birkaç farklı firma var. Tur yaklaşık 1 saat sürüyor. Kanallar boyunca gezdirirken aynı zamanda İngilizce olarak görülecek yerlerin yanından geçerken anlatıyorlar. Rahat fotoğraf çekebilmek için camı açılabilen bir yer seçmek daha uygun olur. En ünlüleri New Holland ve Blue Boat Company. Ama diğerleri de yaklaşık aynı kalitede. Bilet için çok sıra bekleyip üstelik pencere kenarında oturmama olasılığı yerine, pencere kenarında oturabileceğiniz bir botu seçmek daha anlamlı bence.

6- Dam Meydanı:

ams28    ams27

Amsterdam’ın merkezi. Tren garından Damrak caddesini takip ederek yürürseniz yaklaşık 700 metre. Kraliyet Sarayı, Madame Tussaud Müzesi, Amsterdam Ulusal Anıtı bu meydanda. Günün her saati kalabalık. Gösteri yapanlar, müzik yapanlar, heykel gibi duranlar çoğunlukla bu meydanda. Meydanın hemen yanında Nieuwe Kerk ve alışveriş merkezine çevirilen Magna Plaza da var.

7- Begijnhof:

ams25

Şehrin merkezinde, 15. yüzyıldan kalma , içinde bir İngiliz kilisesi ile büyük bir bahçeye bakan eski evlerin olduğu ve halen bekar kadınların yaşadığı bir bölge. Amsterdam’ın en eski evi olduğu söylenen siyah tahta ev de bu avluda bulunuyor. Spui denen yerde. Girişleri çok küçük, gözden kaçabiliyor. Kalabalığı takip etmek en iyi çözüm.

8- Çiçek Pazarı :

ams45

Singel denen bölgede bulunuyor. Aslında büyük salları kıyıya sabitlemişler, üstlerini kapatmışlar, yan yana hediyelik eşya dükkanları oluşturmuşlar. Çeşitli çiçekler, lale ve diğer çiçek soğanları, tahta pabuçlar, magnetler, ufak tefek çeşitli hediyelik eşyalar satılıyor bu dükkanlarda bütün gün boyunca.

9- Leidseplein:

ams52

Restoran, kafe ve barların bulunduğu çok hareketli bir meydan. hatta gün boyunca burada zaman geçirilebilir bile. Eğlenceli bir yer. 1, 2, 5 ve 6, 7, 10 numaralı tramvaylar bu meydanda kesişiyor.

10- Red Light District:

ams16

Paris’e gidip de Eyfel kulesini görmemek, İstanbula’a gidip boğazı görmemek ya da Moskova’ya gidip de Kızıl Meydanı görmeden geri dönmek gibi birşey. Zaten hakkında herkes az çok birşeyler biliyordur. Kadın-erkek, yaşlı-genç, çoluk-çocuk, herkesin mutlaka geldiği, sanki bir tatil kasabasında akşam yemekten sonra sahilde yürüyüşe çıkmış gibi dolaştığı, AVM’de mağaza mağaza dolaşıp vitrinde çanta, elbise bakıyormuş gibi iç çamaşırlı her çeşit kadınlara baktığı enteresan bir bölge!

11- Heineken Experience:

ams24

1867 yılında Heineken biralarının üretimine başlanan bu fabrika, 4 katlı bir müze işlevi görüyor. Şart değil, ama oldukça ilginç bir deneyim. Giriş ücreti 18 euro. Ama bazı broşülerde, haritalarda 2-3 euroluk indirim kuponları ile indirimli girmek mümkün.

ams43    ams39

Önce kuruluş öyküsünün anlatıldığı bir alana giriliyor. Sonra fotoğraf için dekorların bulunduğu bir alan var. Daha sonra dört temel malzemenin bulunduğu bir alanda yapım aşamaları anlatılıyor. Üst kata çıkınca büyük kazanların olduğu mayalanma ünitesine geçiliyor. Çıkışında da at kokularıyla birlikte uzun bacaklı siyah atların bulunduğu bir ahırın yanına geliniyor. ilk yıllarda ürünün diğer şehirlere taşınmasında çok önemi oldukları için bunlara ayrı bir değer verdiklerini anlatıyorlar. Asıl eğlenceli bölüm, “Bira olmaya hazır mısınız?” sloganıyla içinde 20 kişilik hareketli platformun bulunduğu çok boyutlu sinema salonuna girilen bölüm. Videoda sevimli bir adam arpanın bira olana kadarki serüvenini anlatıyor ama bu arada hareket ediyor, kazandan sıçrayan suyla ıslanıyor, fırınlanma aşamasında ısınıyor, boş şişeler bantta doluma giderken sallana sallana dans ediyorsunuz.

Kalanı da oldukça eğlenceli ama hepsini anlatırsam tadı kaçacak.!

12- Bisiklet:

ams37

Amsterdam tam anlamıyla bir bisiklet şehri. Bütün öncelik bisikletlilerde. Oldukça hızlı ve agressif bisiklet kullanıyorlar, yollarına girmemeye çalışın. İnsan yaya olduğunda bisikletliler kızıyor ama kendisi bisikletli olduğunda da bu sefer içgüdüsel olarak yollarına çıkan yayalara kızar hale geliyor. Bisiklet, gezinmekten çok ciddi bir ulaşım aracı. Amsterdam’ın nüfusu 750 bin civarındaymış ama söylenene göre de senede 2 milyon bisiklet çalınıyormuş. Bisikletlerin çoğu gösterişsiz ve eski, klasik kontra pedallı ve vitessiz. Zaten bu düz ülkede başka bir şeye de gerek yok. Bisiklet kiraları günlük 10-15 euro arasında değişiyor. Günlük 3 euroya da hırsızlık sigortası yaptırıyorsunuz isterseniz. Size iki tane çok kalın zincirli bisiklet kilidi veriyorlar. İkisini farklı kombinasyonda kullanmanızı öneriyorlar. Bisiklet bunlara rağmen çalınırsa da sigorta şirketleri kilitlediğiniz zincirin anahtarlarını istiyorlarmış.

13- Coffeshop:

ams15

Hollanda’da uyuşturucu serbest. Coffeshop denen yerlerde marihuana hem satılıyor, hem de içiliyor serbestçe.  Sokaklarda dolaşırken burnuma gelen nargile ya da puro kokusu gibi olan kokunun nedenini ilk başlarda anlamamıştım. Özellikle bu coffeeshopların önünden geçerken ortaya yayılan ot kokusu bile başımı döndürmeye yetmişti.

ams56

“Magic mushrooms” ve “space cake”lerden hiç bahsetmeyeceğim…

14- Unutulanlar:

Yazdıkça yazılıyor, anlattıkça uzuyor. Bu arada bazı şeyler de unutuluyor. Bu kadar olsun bu seferlik de.

ams40

 

Reklamlar
Bu yazı Gezi Yazıları içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

18 Responses to Amsterdam

  1. Ayhan özkur dedi ki:

    eline sağlık çok aydınlatıcı olmuş, belki birazda balıkçı köylerinden bahsedebilirdin, en ünlüsü volendam,

  2. Gonca dedi ki:

    Yine çok güzel anlatmışsınız Murat Bey…

  3. Anonim dedi ki:

    Ellerine sağlık, insan iş için gidince bunların birçoğunu atlıyor.

  4. Murat Sezer dedi ki:

    Sevgili Murat
    Gezi notlarını zevkle ve ilgiyle okudum. Eline ve gözlerine sağlık. Selamlar.

  5. mustafa kayaalp dedi ki:

    Murat Bey, beğeniyle izliyoruz sizi yine. Unutmadan… Her yeri gezdiğinizden emin misiniz? 🙂

  6. Zafo dedi ki:

    Murat Bey gözlemleriniz ve tespitleriniz gerçekten çok iyi görselliklerin yanında tatların anlatımı ağzımızı sulandırdı Teşekkürler

  7. nurhan dedi ki:

    Yine tadına doyulmaz bir gezi olmuş. Paylaşımınız için teşekkürler. Hollanda’ya komşu olan Almanya ve Belçika sınırında bulunan yüksekçe bir kule vardı o kuleden komşu ülkeleri rahatlıkla görme şansımız olmuştu.
    Gezi ve gözlemlerinizin sürekli olması dileğiyle….

  8. Süheyla Ayşe Ulutürk dedi ki:

    Muratcım bir gezi blogun olduğunu nasıl oldu da fark etmedim, kendime inanamıyorum.Hemen diğer yazılarını da okuyacağım. Bu arada eşim Amsterdam’da bir kongre nedeniyle bulunmuştu ve nedense şehri hiç beğenmediğinden defalarca söz edip benim görme isteğimi baskılamaya çalışmıştı. Artık kesinlikle eminim Amsterdam’a gideceğim ve Ali’yi de senin mihmandarlığında gezdirip bu düşüncelerinden arındıracağım. Ellerine sağlık…

    • ozermurat dedi ki:

      Sevgili Ayşe,
      Blogumu geç de olsa keşfettiğine sevindim.
      Yorumun için teşekkürler, umarım diğer yazılarımı da seversin…

      • mrsgynecologist dedi ki:

        Evet, sonunda vakit geldi. 16 Temmuz’da Amsterdam’a gidiyorum. Mihmandarlarım arasında senin blogun da var. Turla gittiğim için otel şehre biraz uzak, tek endişem bu, çünkü görmek istediğim çok yer var. Umarım çoğunu görebilirim. Bakalım benim gözümden Amsterdam nasıl bir şehir… Güzel anlatımın için teşekkürler ve şimdiden iyi bayramlar…

      • ozermurat dedi ki:

        Sana da iyi gezmeler ve iyi bayramlar. Dönüşünde izlenimlerini ve anılarını merakla bekliyorum. Umarım bloğumda yazdıklarım yardımcı olur.

  9. Anonim dedi ki:

    Madame Tussaud Amsterdam anılarımı anlatırım.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s