Datça

DATÇA (1986’dan 2008’e)

datça08Datça’ya ilk gidişim 1986 yılındaydı. Daha sonra 4 kez daha görme fırsatı buldum.

O yaz tatilinde Metin ve Murat’la beraber çadır tatili yapmaya karar vermiştik. Aslında planımızda Datça yoktu. Bin bir rica ile Metin’in babasını ikna edip onun Murat 124 otomobiliyle Marmaris’e gidip çadır kurmayı düşünmüştük. Ağustos ayıydı ve bayram başlamak üzereydi. Bagaja benim büyük çadırımı, metinin kamp masa ve sandalyelerini yüklemiştik. Hızlı gitmeyeceğimize, yorulmayacağımıza söz vermiştik. Bu nedenle ilk gün Pamukkale’ye kadar gitmiş, ilk gecemizi İtalyan karavancılarla beraber Pamukkale’nin travertenlerinin hemen yanı başında geçirmiştik.

datça22Ertesi gün Marmaris’e ulaştığımızda çevredeki kampinglere bakmış, ama çok kalabalık olduğundan hiç birisinde istediğimiz gibi bir yer bulamamıştık. Ben, Fethiye tarafına gitme isteğindeydim. Ama Metin ve Murat, Datça’ya gitmeyi istiyorlardı. Beni “En azından bir kere gidelim, görürüz, yemek yeriz, beğenmezsek geri döneriz.” diyerek ikna etmişlerdi.

datça1270 kilometrelik dar ve virajlı yol bitmek bilmemişti ama Datça’yı görünce büyülenmiştim. Çadırımızı kurmadan önce biraz çarşıda dolaşıp yemek yemiş ve ben Datça’ya vurulmuştum. Birkaç saatliğine diye uğradığımız Datça’da 10 gün kalmış, hatta ertesi yıl ve daha sonraki yıllarda da Datça beni çağırmıştı.

O zamanlar yat limanına bakan koyun ucunda, gölü ve şelaleyi geçtikten sonra, denizin kıyısında şirin bir kamping (Ilıca Camping) vardı. Kendimize güzel bir yer beğenmiş, iki ağacın arasına çadırımızı kurmaya girişmiştik hemen. Çadırda kalıyor ama rahatımızdan da vaz geçmiyorduk. Müzik sistemimizi bile kurmuştuk çadırın önüne. Çadırın yatak odası kısmında şişme yatağımız, bize evimizdeki konforu sağlamaya yetmiş de artmıştı bile. Ocağımız, masa ve sandalyelerimiz, çatal bıçaklarımız, hatta gitarımız bile vardı.

datça01    datça04                          İlk akşamımız, kampta kalan diğer kampçılarla kaynaşmakla geçmişti. Murat yanında getirdiği oltasıyla zaman zaman iskeleden balık tutuyor, onun tuttuğu balıklarla küçük ziyafetler çekiyorduk kendimize. Kampingin yanları açık, içinde ahşap masa ve sandalyeleri olan bir lokantası vardı. Kendimiz yapmadığımız zamanlarda bazen akşam yemeklerini orada arkadaşlarımızla yiyorduk. Bazen de bizim çadırın önü akşamları buluşma yerimiz oluyordu.

datça02Alman, İtalyan, Fransız, Danimarkalı, hatta Güney Afrikalı (beyaz) dostlarımız olmuştu kampingde. Dünyanın değişik yerlerinden edindiğimiz dostlarımızın yanında, Eskişehir’den gelen arkadaşlarımız da olmuştu bir ara. Onlarla da güzel zaman geçirmiştik.

datça06Çadırımızın hemen yanında denize girebildiğimiz gibi, küçük çayı geçtikten sonra patika yoldan 300-400 metre yürüdükten sonra çakıllı bir plaja ulaşıyor, genellikle de denize orada giriyorduk.

datça11Gündüzlerimiz çoğunlukla denizde geçiyor, akşam yemeğimizi yedikten sonra da limanın önündeki barlarda bir şeyler içmeye gidiyorduk. O zamanlara Datça’da iki disko vardı. Gece ilerleyince kamp arkadaşlarımızla beraber onlardan birisine dansa gidiyorduk.

datça07Dönüşte Didim ve Kuşadası’na uğrayarak İzmir’e geçmiş, orada da bir gece kaldıktan sonra söz verdiğimiz gibi acele etmeden Ankara’ya dönmüştük.

İlk başta hiç gitmek istemediğim Datça, bir sene sonra yine beni çağırmıştı :                Otostopla Ege…

Daha sonraki bir yıl ise mahalleden ve CSO arkadaşım Levent’le beraber yine bir hafta Datça’da merkezde şirin bir pansiyonda kalmış, deniz ve güneşin tadını çıkartarak zihinlerimizi sıfırlamıştık.

datça10Katıldığımız tekne gezisiyle Knidos’a kadar gidip Ege denizini ve Akdeniz’i aynı anda bir kez daha görme şansına sahip olmuştuk. Daha önce Marmaris’ten Datça’ya doğru giderken yarımadanın daraldığı ve virajlı yolun tepelerden geçtiği yerlerde de aynı olayı yaşamıştık.

2004’te ise bu sefer eşim ve kızımla beraber Datça’ya uğramıştık. Ancak birkaç gün kalabilmiş, tadını tam alamadan tekrar görüşmek üzere sözleşip ayrılmıştık bal, balık ve bademleriyle ünlü Datça’dan.

datça19

datça18

Son buluşmamız ise 2008’de olmuştu. Hatta bu sefer daha ileri gidip, “Palamutbükü”nde kalmıştık. Palamutbükü’nün sessizliği, sakinliği ve güzelliği karşısında büyülenmiş, iri çakıl taşlarıyla kaplı plajında girdiğimiz denizin tadına doyamamıştık.

datça16Datça gerçekten balık, badem ve bal cenneti olduğunu hissettirmişti bize.

datça14

datça15            datça20Kaldığımız bungalowun bahçesindeki mangalda taze balıklarımızı yemiş, arkadaşımız Mustafa ve eşinin evinin bahçesindeki badem ağaçlarından topladığımız bademleri tatmış, dönüşte de nefis kestane balımızı almayı unutmamıştık.

datça05

Reklamlar
Bu yazı Gezi Yazıları içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

4 Responses to Datça

  1. Anonim dedi ki:

    İnsanın,gezilerinde,değerleri yakalaması ,bunları paylaşması,onun güzellik ve derinliği,biz dostlarının ise zenginliğidir diye düşünüyorum.
    Akif TURNA

  2. ozermurat dedi ki:

    Bu değerli yorumunuz için çok teşekkürler…

  3. Nurhan dedi ki:

    Geçmiş ve bugün arasında kurduğunuz anlatımınız beni o güzelim doğa harikası palamutbüküne götürdü.Teşekkürler,gezi yazılarınızın devamı dileğiyle…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s