Doğu Karadeniz

Doğu Karadeniz’de Bir Hafta (2011)

Havanın en uygun olduğu zamanı kollayıp, Temmuz ayının son haftası Ankara’dan yola çıkıyoruz. Doğu Karadeniz gezimize ilk gecemizi Samsun’daki  arkadaşlarımız Cem ve Mukadder’in evlerinde geçirerek başlamayı planlıyoruz. Cem ve konuksever eşi Mukadder ile yeni aldıkları evlerinde çok hoş bir akşam geçiriyoruz. Terasta şarap eşliğinde Samsun’u ve ışıklarını seyrediyoruz.

İlk durağımız Ünye.

     

Kısa bir gezintinin ve çay molasının ardından devam ediyoruz yola. Eskiden yol Perşembe’ye uğrar ve oldukça virajlı bir yokuş tırmanılırdı. Ama Bolaman tüneli açıldıktan sonra yol yaylalardan geçiyor ve oldukça rahat. Bir çok tünel var ama Bolaman tüneli çok ürkütücü.

Üç defa geçtim o tünelden. Birincisi sabaha karşı otobüsleydi. Tünel bitmek bilmemiş ve sonuna doğru üzerimde binlerce ton ağırlıkta dağların olduğunu düşününce nefesimin daralmaya başladığını hissetmiştim. İkincisince otomobili ben kullanıyordum, ama aynı düşüncenin yine aklıma gelmesini önleyemedim.

İkinci durak Giresun Kalesi.

Manzara tepesine çıkıyoruz, Giresun’u seyrediyoruz tepeden.

Yola devam, Görele’de pide yiyeceğiz.

Yıllar önce tattığım ve tadını özlediğim Görele pidesini yedikten sonra, yirmi yıl önce Tonya’da yaptığım zorunlu görev sırasında tanıştığım ve çok iyi dost olduğumuz veteriner Zeki’yi arıyorum. Geleceğimizden haberi var, bizi bekliyor.  Anne ve babasının yazın büyük bölümünü geçirdiği Vakfıkebir’in Bayraktarlı köyündeki evlerinde kalacağız. Vakfıkebir’de işten çıkan Zeki’yle buluşuyor ve 10-15 dakika sonra, arka bahçesinde bir fındıklığın olduğu evlerine geliyoruz.

Zeki’nin ailesi de orada, bizi karşılıyorlar. Hasret gideriyoruz o akşam bol bol.

Sabah kahvaltıdan sonra Trabzon’a gidiyoruz. Daha önceki yıllarda harabe halinde kendi halinde bırakılan Ayasofya müzesine uğruyoruz önce.

        

Son yıllarda restore etmişler ve çok güzel olmuş.

Daha sonra Maçka yolundaki Sümela manastırına gitmeye karar veriyoruz. Trabzon’un içinden geçip, Maçka yoluna sapıyoruz. Keyifli bir doğa manzarasıyla birlikte yarım saat gibi kısa bir sürede Sümela manastırına geliyoruz.

Otomobili aşağıya lokantaların olduğu yere bırakıp, tırmanmaya başlıyoruz. Aslında otomobille manastırın çok yakınına kadar çevreden dolaşıp gidilebiliyor ama biz dolambaçlı patikadan ve merdivenlerden tırmanmayı tercih ediyoruz. Zorlu ve yarım saat kadar süren bir tırmanışın ardından manastıra ulaşıyoruz.

Dönüşte iyice acıkıyoruz ve yolda dere kıyısındaki canlı alabalık restoranlarından birine oturuyoruz. Bir taraftan alabalıklarımızı yerken, diğer taraftan da büyük bir gürültüyle akan suyun sesini dinliyoruz.

Akşamüzeri dönüşte, Atatürk köşküne uğramayı düşünüyoruz. Trabzon’un içinden tabelaları takip ede ede tepeye tırmanıyoruz.

Atatürk köşkünü gezdikten sonra bahçede içtiğimiz çay çok iyi geliyor.

  

Vakfıkebir’e Zeki’nin annesi Binnaz teyzenin evine döndüğümüzde hava kararıyor. Nefis bir akşam yemeğinin ardından, çocuklarla birlikte yürüyerek 4 km uzaklıktaki Vakfıkebir’e girmeye karar veriyoruz. Kıvrıla kıvrıla giden karanlık köy yolunda ay ışığından da yararlanarak sohbet ede ede iniyoruz Vakfıkebir’e. Çocuklarla beraber pastanede dondurma yedikten sonra bu sefer dönüş başlıyor. Hikayeler anlatarak, çocuklara bulmacalar sorarak yolu bitiriyoruz. Gece uyumadan önce hafızamda geçmiş yılların anıları canlanıyor. Yıllar önce buralarda yaşadıklarım geliyor aklıma.

Sabah kahvaltıdan sonra bu sefer hedef Uzungöl. Zeki ve ailesine veda edip çıkıyoruz yola. Temmuz sonu hava nefis Karadeniz’de. Sahildeki rutubetten de kurtulacağız birazdan yukarılara doğru tırmanmaya başlayınca. Karadeniz otoyolu dedikleri sahil yolundan devam edip, Of’a gelmeden hemen önce Çaykara yoluna dönüyoruz.

  

Bir saat kadar iki yanımızda yeşilin her tonunu izleye izleye tırmanıyoruz. Sonunda dağların ve yeşilliklerin ardında kaybolmuş gibi duran Uzungöl’e ulaşıyoruz.

İnan kardeşler oteline gidiyoruz. Çoğunluğu ahşaptan yapılmış, iki katlı büyük bir otel burası. Odadaki yataklara kadar her şey doğal ağaç.

Gölün etrafını dolaşıyoruz, alabalık yiyoruz.

     

Zaman çok çabuk geçiyor. Akşam yine güzel yürüyüşler yapıyoruz Uzungöl’de.

Geceyi odanın balkonundan dışarıyı seyrederek tamamlıyoruz.

Şimdi sıra Ayder yaylasında. Kahvaltıdan sonra yeşilliklerin arasında sahile inip Rize’ye doğru yol alıyoruz. Sahil yolundan Rize’nin hiç içine uğramadan devam edip, Pazar’ı geçtikten sonra Ardeşen’e gelmeden içeriye, Çamlıhemşin’e dönüyoruz. Her taraf çay bahçesi, çay fabrikası dolu.

Çay bahçesi derken, çay bitkilerini kastediyorum! Yine yeşilliklerin ve dağların arasından tırmanarak önce Çamlıhemşin’i geçiyoruz, sonra da fırtına deresinin yanından Ayder yaylasına.

Bu arada yolda Mikron köprüsünün yanında durup fotoğraf çekmeyi ihmal etmiyoruz. Ayder Yaylasında Ayder Ahşap Butik otele yerleşiyoruz. Bu otel de tamamen ahşap, üstelik yolu da yok. Otomobilimizi aşağıda yol kenarına bırakıp tepedeki otele tek kişilik patikadan tırmanarak çıkıyoruz. Bavullar mı?  İşte bu şekilde, teleferikle.

Ayder’de keyifli yürüyüşler yapıyoruz. Hatta bir ara bulut iniyor, yağmur atıştırıyor.

Ama gezmeye devam. Akşam yine derenin sesini dinleyerek alabalık yiyeceğiz. Temmuz ayında hem yorgan hem battaniye olur mu? Oluyor işte! Üstelik akşam hepsini kullanıyoruz.

Sabah kahvaltıdan sonra dönüş yolu başlıyor. Yol uzun. Trabzon’da artık karnımız acıkıyor. Ya da biz acıkmasını istiyoruz, çünkü Akçaabat’ta köfte yiyeceğiz.

Deniz kıyısındaki Nihat Usta’ya giriyoruz ve köftelerimizi yiyoruz. Üstüne de ikram olarak laz böreği.

Dura dura, geze dolaşa, akşama kadar Samsun’a ulaşıyoruz. Dostlarımıza uğruyoruz, bu akşam da onlarda kalıyoruz.

Sabah kahvaltıdan sonra döneceğiz ama önce Bandırma vapurunu geziyoruz.

  

Bu gerçeği değil, aslına uygun olarak yeniden yapılmışı.

Bu arada gözüm su kayağı telesiyejine takılıyor. (ismi ben uydurdum).

Notlar:

1-      Daha önce defalarca gördüğümüz Doğu Karadeniz’e bu sefer de kızımız için gittik. Ama bir daha yakın zamanda gider miyiz? Hayır. Doğası çok güzel, mutlaka görmek, havasını koklamak gerek ancak, fiyat / kalite dengesi çok bozuk.

2-      Bir kere daha öğrendim ama henüz tam olarak uygulamaya başlayamadım: bir yeri görmek, bir yere gitmek istiyorsanız, düşündüğünüz anda ve yolculuğun başında yapacaksınız. Dönüşte uğrarız demeyeceksiniz. Bizim de öyle oldu. Amasya’ya dönüşte uğrayalım demiştik ama, yorulduk artık diye bir başka sefere bıraktık.

3-      Trabzon’a daha önce gittiğimiz için bu sefer Ganita’ya uğrayıp çay içmedik, uzun sokakta dolaşmadık, Boztepe’ye çıkmadık. Ama buraları da atlamamalı.

4-      Karadeniz’i hissetmek için kıyılarda kalmak yetmez. Mutlaka içerilere girilmeli, dağlara çıkılmalı, bulutların içinde kaybolmalı. İtirazı olan?

Reklamlar
Bu yazı Gezi Yazıları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

3 Responses to Doğu Karadeniz

  1. Gonca Çalışkan dedi ki:

    Her yıl gidiyoruz ama fotoğraflara bakınca özledim yine… Ganitaya iyiyki gitmemişsiniz, deniz yerine sahil yoluna bakıp, hayal kırıklığına uğrardınız…

  2. sarpworks dedi ki:

    Cok guzel bir gezi olmus. Tabi gezemediginiz bircok yer de olmus. Oncelikle, Samsun tarafindan Trabzon a giderken, Bolaman tunelini kullanmiyorum. Eski virajlarla dolu yolda yesilin icinde ilerlemek daha zevkli geliyor. Halen daha acik bir kasap bulabilirseniz, orada durup denize karsi birseyler yemek gibisi yok. O yol uzerinde, Persembeye gelmeden Yason kilisesi denilen bircok kisinin bilmedigi bir yer var. Hatta Ordu’lu bir gurbetci kesin donus yaptiktan sonra orada dogal gorunumlu bir mekan da kurmus. Ordu da gezilecek yer yok acikcasi. Fakat cambasi yaylasina gidilebilir. simdilerde kayak tesisleri de kurulmus sanirim. Ocak basini es gecmemek lazim:) Giresun da herkes Kale yi biliyor ama orada da kesfedilmeyi bekleyen yaylalar var. Kumbet yaylasi en meshuruydu sanirim. Trabzon a geldiginizde ise, sehir merkezinde zaman gecirebileceginiz bircok yer mevcut. Hatta bircok yazida hic adindan bahsedilmemis Cal Koy(Akcaabat) magarasi, Gumushane sinirindaki Karaca Magarasi, Zigana daginin Gumushane sinirina denk dusen kismindaki Limni Golu gibi seceneklerde mevcut. Sumela Manastiri ziyaretiniz de gercek anlamda gezmenin tadini cikartmayi sevdiginizi gosteriyor. Bircok kisi arabayla manastira cikmak istiyor. Aslinda en zevklisi, patikadan tirmanip, tekrar vadiye geri inildikten sonra guzel bir aksam yemegi( vadideki tesisler oldukca pahali). Kofte secenegi olarak sahsen yanlis yeri secmissiniz. Cemil usta veya Korfez en iyi seceneklerdir. Hatta akcaabatta ismi duyulmamis bircok lokanta da meshurdur. Akcaabat merkezinde anayol kenarinda bulunan adi Saray di sanirim, cok guzel haslama yapar. Trabzon Moloz mevkiinde ( akcaabat tarafindan gelindiginde) trafik isiklarinin hemen oncesindeki sokakta meshur pilavci vardir. Tarihi Kalkanoglu Pilavcisi denir. Pilav kilo ile satilir mi? evet satilir. fiyati birazcik pahalidir ama pilav+kavurma+hosaf kombinasyonu mutlaka denenmeli diye dusunuyorum. Pide yemek icin, surmene ilcesinde BOZO pide(merkezdeki caminin arka sokagindaki mekani), Alabalik icin uzungol, mangal keyfi icin caglayanda yol kenarinda menzil kasabi( kg usulu alirsiniz salataniz hazirlanir, siz mangalda kendiniz pisirirsiniz). Aslinda Zigana Tatil Koyu de yoresel yemekler icin ideal bir secenektir.Rize cayeli bolgesinde de kurufasulye denenmesi gereken yemek seceneklerinden. Bu kadar yazdim ve diyeceksiniz ki, hep yemek den bahsetmissin. hic gezilecek yer yazmamissin. Aslinda gorulmesi gerekenler yoresel lezzetler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s