Viyana

 

Viyana’da İki Gün (2009)

Gezi programını Aralık ayında yapmaya başladık. Low cost airlines (düşük maliyetli havayolu) olarak bilinen Skyeurope havayollarının web sayfasından uygun bilet takip ediyorduk. Skyeurope, Sabiha Gökçen Havalimanı ile Slovakya’nın başkenti Bratislava arasında her gün tarifeli olarak uçuyordu. Bratislava, Orta Avrupa’da Viyana ile Budapeşte arasında olduğundan oldukça iyi bir hedef aslında. Viyana’ya 60 km. uzaklıkta, yol bir saat sürüyor ve neredeyse her saat tren var.

Aralık ortasında Sabiha Gökçen – Bratislava gidiş dönüş uygun bilet yakaladık. Hemen telefon trafiğini başlattık ve birkaç dakika sonra da Nisan ayının başı için internetten biletlerimizi aldık.

Sıra otel ayarlamaya gelmişti ama çok acelesi de yoktu. Gezeceğimiz yerlere yakın, kahvaltısı makul, fiyatları da uygun bir otel ya da oteller kolluyorduk. Ocak ayı geldiğinde Hilton’un “January Sales” diye bir kampanyasının olduğunu fark ettik. Hilton otelleri, bütün dünyadaki bir çok oteli için yıl içindeki bir miktar odalarına oldukça iyi bir indirim uyguluyordu. Ancak kalış tarihlerini değiştirmemek, iptal etmemek ve bedelini de hemen ödemek koşuluyla. Viyana’da Tuna nehri kıyısındaki Hilton Danube otelini de bizim kalacağımız tarihler için  287 euro’dan 69 euroya indirdiğini saptadık. Hemen yine hızlı bir telefon trafiği ile odalarımızı da satın aldık.

Kalan iki ayımızı da gezi planımızı geliştirmekle geçirdik.. Eşlerimize Hilton’da kalacağımızı söylememiştik. Nasıl olsa bir gece kalacak ve oteli de sadece gece yatmak için kullanacaktık. Kahvaltı da çok önemli değildi. Bu nedenle ancak küçük bir pansiyon ayarlayabildiğimiz söylemiştik. Sonradan bir arkadaşımız daha bize katılmıştı ve dört aile, toplam 8 kişi olmuştuk. Sabiha Gökçen Havalimanında buluşacaktık. Uçağımız da gece yarısı saat 03:30’daydı.

Akşam işten çıkınca otomobile bindik ve gece yarısı Sabiha Gökçen’e geldik. Diğer arkadaşlarımızla buluştuk ve uçak saatini beklemeye başladık. Zamanında kalkan uçağımızla 2 saat süren bir uçuşla sabah hava aydınlanmak üzereyken Bratislava Havalimanına indik. Amacımız, Bratislava’da kahvaltı yaptıktan sonra trenle Viyana’ya geçmekti.

 

Havalimanı ile tren garı arasında çalışan belediye otobüsü ile 12-13 dakika süren bir yolculukla tren garına geldik. Aslında küçük sayılabilecek bir istasyon ama tren trafiği oldukça yoğun. Saat 10:00 trenine binmeye karar verdik. Ve yine otobüsle merkeze gittik.

Daha yeni yeni uyanmaya başlayan old city’de biraz dolaştık ama kahvaltı için uygun yer bulamadık, yürüyerek iyice hareketlenmiş olan gara döndük. Kahvaltımızı da garın çevresindeki yerlerden birisinde yaptık.

Bratislava’dan Viyana’ya giden treni daha çok Bratislava’da oturup Viyana’da çalışanlar ve öğrenciler kullanıyordu. Tüm yol boyunca dışarıdaki manzara da çok güzel. Bir ülkeden diğerine geçtiğinizi ise, ancak telefon operatörünün gönderdiği mesajla anlıyorsunuz.

Viyana Südbahnhof garında inince 24 saatlik ulaşım kartı aldık. Gardan alt geçitle banliyö treni peronuna geçtik. Viyana’da otokontrol var sadece. Herkes kendi sorumluluğunda kartını basıyor. Zaten ilk kez bastıktan sonra tarih ve saat yazılıyor, bundan sonra da kartı basmak gerekmiyor. Kontroller için yanınızda taşımanız yeterli ama Viyana’da bulunduğumuz sürede hiç kontrol eden olmadı.

Trenden “praterstern” istasyonunda inerek metroya aktarma yaptık ve “Stadion” istasyonunda inerek eşlerimizin kalacağımızı düşündüğü pansiyona (!) doğru yürümeye başladık. Metro istasyonuna 300 metre uzaklıkta ve Tuna nehrinin kıyısındaki Hilton’a gelmemiz, eşlerimiz için hoş bir sürpriz oldu.

 

Şehir tarafına bakan odalarımıza eşyalarımızı bıraktıktan sonra tekrar metroyla şehir merkezine giderek dolaşmaya başladık. Aslında Viyana için iki gün yetmez. Görecek çok yer var, ancak biz bazılarını eleyip, diğerlerini tercih etmek zorunda kaldık.

Acıkınca öğleden sonra yemek için üzerinde güzel mağazaların bulunduğu Mariahilfer caddesindeki, şimdi İstanbul’da da şubesi bulunan “Vapiano” isimli restorana gittik. Kapıdan girerken kredi kartı gibi bir kart veriyorlar. Taze makarnası var. Aşçıya ne tür makarna istediğiniz söylüyor ya da oradaki makarnalardan gösteriyorsunuz. İçine de hangi malzemeleri istediğinizi. Sonra aşçı sizin önünüzde hemen makarnanızı hazırlıyor, kartınızı makineye okutuyor. Aynı şekilde pizza, salata, tatlı, içecek vs. için de ne alırsanız kartınıza o işleniyor.  Yemeklerinizi alıp masalara geçiyorsunuz. Masalarda bulunan saksılardaki taze fesleğenleri koparıp yemeğinize eklemeniz serbest. Çıkarken de kasada kartınızı okutup hesabı ödüyorsunuz.

Yemekten sonra St. Stephens katedralinden Donau kanalına giden Lugeck caddesindeki Zanoni & Zanoni pastanesinde dondurma ve kup yedik. Çeşit çok fazla ve oldukça popüler bir yer. Çok kalabalık ve hangi saatte olursa olsun yer bulmak büyük sorun.

Bu şekilde dinlendikten sonra Maria Theresia meydanını, hemen yanındaki Helden meydanı ile Jozef meydanını, Hofburg sarayını, Parlamento binasını, St. Stephens katedralini, Domgasse sokağındaki Mozart’ın evini, Karnter caddesinden yürüyerek Opera binasını gezdik.

 

Daha sonra Karlsplatz metro alt geçidinden teknik üniversite tarafına geçerek wiedner Haupt caddesindeki taze birasının meşhur olduğunu öğrendiğimiz “Wieden Brau”ya gittik ve nefis taze biraların tadına baktık yanında da bir şeyler atıştırdık.

  

Otele döndüğümüzde hava kararmıştı, biraz da yorulmuştuk ama bu yine de akşam Tuna nehri kıyısında çok keyifli ve uzun bir yürüyüş yapmamıza engel olmadı.

Sabah kahvaltı öncesinde de Tuna nehri kıyısında yürüyüş çok iyi geldi. Kahvaltı sonrası gezimize yine metro ile aktarma yaparak gittiğimiz Schonbrunn sarayı ile devam ettik. Zamanımızın büyük çoğunluğu da sarayda ve çevresinde geçti.

Güneşli ve ılık bir havada keyifli yürüyüşler yaptık. Paskalya dönemine denk gelmiştik ve pazarlar da çok renkliydi.

 

Dönüşte yine kent merkezine giderek çeşit çeşit çikolataların tadına baktık, Mozart çikolatası satan dükkanlardan çıkamıyorduk neredeyse.

  

Schwedenplatz’a gittik, orada Tuna’dan ayrılan Donau kanalını ve kanaldaki tekneleri seyrettik.

Gelateria Castelletto’da dondurma yedik, sokak kafelerinde kahve içtik, şnitzel yedik.

Çok eksik kaldı ama bir başka gezide tamamlamak üzere Viyana’ya veda ettik.

Bu yazı Gezi Yazıları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

5 Responses to Viyana

  1. Reşat Kılıç dedi ki:

    Ben öğretmen kökenliyim.Sanırım orta ikinci sınıfta okuduğumuz “eskilerden” bir makale vardı. ” BAKMAK-GÖRMEK” Arasındaki farkı yıllar sonra anladım.Görmek bir sanat işi.Bakmak herkesin işi.Sanırım siz çok iyi görüyorsunuz Murat dostum.Lütfen daha iyi görün ve görmeyenler e gösterin.Deklanşöre basan parmağınız a,bakan gözünüze zeval gelmemesi dileği ile selam ve sevgiler. Reşat Kılıç

  2. nurhan dedi ki:

    Gezilerinizi ve izlenimlerinizi bizlerle paylaştığınız için teşekkür ederiz.Görsellikler ve anlatımlar harika, oralardaymışım duygusu veriyor. Gezilerinizin ve paylaşımlarınızın devamı dileğiyle…

  3. Çiğdem dedi ki:

    Viyana`yı on yıl, belki de daha önce görmüştüm. Bu güzel yazınla yeniden gitmiş gibi oldum.
    Gerçi her nereyi( Budapeşte, Rodos vs.) yazarsan yaz; alıp oralara tekrar tekrar götürüyorsun.
    Sadece iyi bir gezgin değil, iyi bir gözlemci ve iyi bir anlatımcısın.
    Eline ve yüreğine sağlık.

  4. Anonim dedi ki:

    Temmuz ayında viyanaya gidiyoruz önerilerinizden yararlanmak isterim.2 gün ayırdık yeterlimidir bilmiyorum ama ayrıntılı görüşelim.Selamlar…İbrahim Ayvazoğlu

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s