Kos (İstanköy)

Sonbahar’da Kos

2011 Ağustos’unun son haftasıydı ve şeker bayramı gelmişti. Bayramda Ankara’da kalmaktansa,  bu sefer de yine eşim ve kızımla beraber deniz tatili için Kos’a gidelim dedik.

1.Gün Kos

Kos Limanı

Sabah 9:00’da Turgutreis’den kalkan teknemiz yarım saat sonra Kos’taydı. Turgutreis’te liman girişindeki check-in kulübesi önündeki uzun kuyruğu saymazsak, pasaport işlemleri için beklemedik sayılır. Ancak Kos’a girişte tek bankolu pasaport kontrolünde 20 dakika kadar sıkıcı bir şekilde kuyrukta bekledik. Diğer banko Avrupa Birliği vatandaşları içindi ve çoğunluk yolcu günübirlik Türkiye’den gelen Türkler olduğu için bizim sıramız oldukça kalabalıktı.

Limandan çıkarken pansiyoncular elimize kartlarını tutuşturdular, onlara bugün için kalacak yerimiz olduğunu ancak yarın için düşünebileceğimizi söyleyerek bilgi aldık. Bu diyaloglarımızı Türkçe yaptık Kos’lularla. Bu arada kalacağımız Oscar oteli de tarif ettiler. Limana yaklaşık 650 – 700 metre uzaklıkta, yürüme mesafesinde, ara sokakta güzel bir oteldi. Mutfağı da olan, suit bir odaya yerleştirdiler bizi. Hoşumuza gitti, resepsiyona birkaç gece daha kalmak istediğimizi söyledik. Otelin uygun olduğunu, istediğimiz kadar kalabileceğimiz söylediler. Otelin geceliği üç kişi için 60 euro idi ama pazarlık yaptık, 4 gece için 200 euro ödedik. İyi bir aile işletmesiydi. Bahçesinde büyük bir yüzme havuzu da vardı. Kaldığımız odanın balkonundan ise güneşin batışı çok güzel izleniyordu.

   

  

Otele yerleştikten sonra şehri keşfetmeye başladık. Zaten çok büyük bir yer değil, her yer yürüme mesafesinde ve düz olduğundan bisiklet için de uygun. Bu ada bisiklet adası olarak da tanınıyormuş ve şehrin her yerinde bisiklet yolları var. Yani yaya ve bisiklet öncelikli bir yer Kos. Limanı, çarşıyı, kaleyi, Defterdar Camiiyi, Gazi Hasan Paşa camiyi, Osmanlı hamamını, Aghia Paraskevi kilisesini, yöresel ürünler ve sebze meyve satılan kapalı pazarı, tarihi agorayı, deniz kıyılarını gezdik.

      

   

Hipokrat ağacını gördük. Hipokrat Kos doğumluymuş. Kos ve Bodrum’da yaşamış. Öğrencilerine altında ders verdiği söylenen eski bir ağacı korumaya almışlar, etrafına da bir çok hediyelik eşya dükkanı kondurmuşlar.

Ağacın dökülmekte olan yapraklarından bir tanesini de anı olarak almayı unutmadık.

Restoranlar ve diğer dükkanlarda kapının önünde hiçbir zaman turistleri rahatsız etmiyorlar, sadece istemeniz halinde nazikçe bilgi veriyorlar. Gündüzleri Türk ağırlıklı olan Kos sokakları, akşamları da Hollanda’lı gençlerle doluyor. Şehir merkezinde hayat, Kaş ya da Marmaris’teki gibi ya da bizdeki çoğu kıyı şehirlerindeki gibi liman, önündeki gezinti yolu, devamında tavernalar ve restoranlar ve bir arka sokaktaki meydan ile bu meydana çıkan hediyelik eşya satılan ya da bar ve kafelerin olduğu  şirin sokaklarda geçiyor.

İlk gün şehri keşfettikten sonra yorgunluğumuzu atmak üzere otele döndük ve havuz keyfi yaptık. Daha sonra hazırlanıp akşam yemek için tekrar dışarı çıktık. Limanın önündeki restoranlardan birisine oturduk. Türkçe menüden, Türkçe konuşan Kos’lu garsonun yardımıyla  Kalamar tava , Yunan salatası ve Mythos bira siparişi verdik.

Kalamar tavaya diyecek hiçbir şey yok. Çünkü bizdeki gibi meze olarak gelmiyor. Ana yemek olarak yanında garnitürü ve kızarmış patatesiyle birlikte doyurucu bir ana yemek olarak geliyor. Patatesler dondurulmuş değil, elde soyularak kesilmiş. Yemekler aynen menü fotoğraflarında göründüğü gibi geliyor masaya.

“Greek salad “ dedikleri ise taze olarak hazırlanmış Akdeniz salatasının üzerine büyük bir parça beyaz peynir eklenmişi. (beyaz peynire “feta” diyor yunanlılar).

Yemekten sonra canlı ara sokakların, çarşının tadını çıkardık. Dondurmaya doyduk.

2. gün Kos

Sabah kahvaltıdan sonra resepsiyondaki hanımefendiye denize girmek istediğimizi ve kendisinin önerisini sorduk. Dışarıya şöyle bir baktıktan sonra, bugün adanın kuzey kıyılarının uygun olduğunu, güneyden rüzgar estiğini, Tigaki plajına gidersek pişman olmayacağımızı söyledi. Sonra da çok uzakta olmayan otobüs durağını tarif etti.

Kos’ta otobüsler yakın mesafeye 2 euroya gidiyor. Otobüs kalktıktan sonra otobüsün içerisinde gezen biletçiden bilet alınıyor. Otobüse bindikten sonra 15- 20 dakikada  adanın kuzeyinde Bodrum, Akyarlar’a bakan Tigaki’ye geldik. Burası da otellerin, küçük tavernaların, hediyelik eşya dükkanlarının olduğu küçük ve şirin bir kasaba. Kumsalı muhteşem.

Otobüsten indikten sonra batı yönünde sıralı tavernaların önünden yürüdük, hoşumuza giden bir yerde kumsala döndük ve boş olan şezlong ve şemsiyelerden birini seçtik. Tigaki’de sıra sıra dizili küçük tavernaların önünde dar bir yürüyüş yolu var ve onun da önünde geniş bir kumsal var. Kumsalda da şezlong ve şemsiyeler. Birkaç dakika sonra bizi sıkboğaz etmeden aynı hizadaki tavernanın görevlisi geldi ve iki şezlong ve şemsiye için ona 6 euro ödedik.

  

Canımız bir şey yiyip içmek isterse, tavernaya gitmeden kendisine seslenmemizi ve ne istersek getirebileceğini söyledi. Deniz muhteşemdi, akşama kadar tadını çıkardık .  Acıkınca da bizimkiler plajda otururken ben yakındaki markete giderek sandviç, meyve ve buz gibi Mythos bira aldım. Bütün günümüzü plajda geçirdik. Akşam yaklaşırken otobüs durağında bizim gibi denizin tadına tam doyamadan ayrılmak zorunda kalan bir turist kalabalığı vardı.

Akşam yemeğimiz  limanın önündeki taverna restaurantlardan birinde, limanda demirli teknelerin manzarası eşliğinde yine kalamar,salata ve bira idi. Yemek yediğimiz yerlerin adını hatırlamıyorum. Hepsi birbirine benziyor limana yakın tavernaların, hepsinin menüsü ve fiyatları da birbirine yakın, ayrıca hepsinin ilgisi de aynı.

Yemekten sonra, daha önce birkaç yazıda okuduğum, sahibinin Türk kökenli olduğunu duyduğumuz “Caravan restaurant”ı aradık. Daha çok turistik dükkanların olduğu Kanari caddesinin bir paralelindeki  Amerikis sokağında bulduk. Bu sokak, üzerinde birkaç otelin de olduğu sessiz bir ara sokak. Yani özellikle gidilmezse gözden kolaylıkla kaçabilecek bir yer. Menüyü incelerken Türk olduğumuzu anladılar ve Türkçe konuşmaya başladılar. Davet ettiler, biz yemek yediğimizi ve ertesi akşam geleceğimizi söyleyerek ve sohbeti de yarına erteleyerek ayrıldık.

3. gün Kos

Sabah üç adalar turuna katılmak üzere kahvaltıdan sonra limana gittik. Pserimos, Kalimnos ve Plati adalarına uğrayan gezi turu burada en gözde tur. Her sabah 10 civarında gezi teknesi açılıyor limandan.

Biz de bir önceki akşamdan belirlediğimiz, limanda gözümüze en gösterişli görünen “Sevimar” isimli tekneyle bu geziye katıldık. Bodrum yarımadasına daha da yakınlaşarak ilk durağımız olan Pserimos adasına gittik önce.

Burada kısa bir plaj molası verdik. İncecik kumlarının olduğu, sığ bir koya yanaştık. Birkaç yüz sakini varmış bu küçük adanın.

 

Denize girip biraz da fotoğraf çektikten sonra, teknenimizin kalkış saatini beklerken köy kahvesinde buz gibi Mythos biramı yudumlamayı ihmal etmedim.

İkinci durağımız Kalimnos adasıydı. Avrupa’lı dağcıların da rağbet ettiği, en kaliteli süngerlerin yakınlarından çıktığı bir adaymış burası.

Önce limanın hemen önündeki sünger fabrikasına ve müzesine götürerek tanıtım yaptılar. Daha sonra yemek yiyeceğimiz deniz kıyısındaki Kamporakis tavernasına yürüdük hep birlikte.

Yemekten sonra Kalimnos’un sokaklarını dolaştık ve tekrar teknemize döndük.

  

Dönüş yolunda insanın yaşamadığı küçük Plati adasına yaklaşıp demirledik ve denize atladık hemen.

Güneşin batmasına bir saat kala Kos’a geldiğimizde hepimiz çok keyifliydik. Otele dönüp duşumuzu aldık ve balkondan gündüz gittiğimiz adaların arkasına doğru batan güneşi seyrettik elimizde birer kadeh beyaz şarapla…

  

Akşam yemek için hasan Bey’in yerine , “Caravan Restaurant”a gittik.

  

Hasan bey aslında Girit kökenliymiş, eşi de Kos Türkü. Zaten Kos’daki nüfusun %10’u Türkmüş. Hasan Bey evlenince Kos’a yerleşmiş. Kışları tesisatçılık yapıyormuş önceleri. Sonra üst katında oturdukları dededen kalma evin, alt katını da restaurant olarak işletmeye başlamışlar. Uzo içeceğiz deyip, kendisine bıraktık siparişi. “Giant beans” dedikleri dev fasulye pilakisi, fetalı yunan salatası, kalamar tava getirdi bize. Çok keyifli bir yemek, çok keyifli bir sohbet oldu. Hasan bey, bütün müşterileriyle yakından ilgileniyor. Kendi dillerinde konuşmaya çalışıyor. Ara sokakta olduğu halde masaları tamamen doluydu. Devamlı müdavimleri var, ya da arkadaşlarından duyarak gelen bizim gibi müşterileri.

4. gün Kos

Bugün de adanın güney kıyılarını deneyelim dedik. Öğlene kadar şehir merkezinde turladıktan sonra öğlen yine otobüsle Marmari’deki Agios Fokas plajına gittik, denizin ve güneşin tadını çıkardık akşama kadar.

Zaten bu gezideki birinci amacımız, deniz tatili yapmaktı, isabetli davranmışız. Bu bölge biraz daha sakindi, ara ara yazlık siteler vardı. Daha çok Gemlik-Kumla-Armutlu yolunu andırıyordu. Plajı çakıllı, deniz çok temiz. Plaj, Datça yarımadasına bakıyor.

  

Bu arada adada özellikle deniz kıyısında Türk telefon şebekesi rahat çekiyor. Tek yapmamız gereken, şebeke ayarını otomatikten manuele geçirerek kendi şebekemizi seçmemiz oldu. Tüm tatil boyunca problemsiz konuştuk.

  

Otele dönüşü, giderken olduğu gibi sakin bir belediye otobüsüyle yaptık.

Akşam güneşi denizin kıyısında batırdıktan sonra yemek için yine “Caravan Restaurant”daydık. Hasan beyin spesiyalitesi olan Dana etli stifado yedik bu sefer. Yanında da Samos (Sisam) adasında üretilen “Ouzo Frantzesko”.

5. gün Dönüş

Akşam teknemiz saat 17:00’de hareket edecekti adadan. Sabah kahvaltıdan sonra eşyalarımızı otelde bırakarak yine biraz dolaştık, neskafe ile hazırlanan ve soğuk içilen “frappe”nin tadına baktık.

Kaldığımız Oscar otele yakın pastanedekilerle de her gün aldığımız dondurmalar sayesinde iyice samimi olduk sonunda.

Bisiklet kiraladık, dönüş saatine kadar da bütün bisiklet yollarından geçerek dolaştık yeniden.

Bayram dönüşü olduğundan ve hem Bodrum hem de Turgutreis yolcuları aynı anda bulunduğundan liman biraz kalabalık ve sıkıntılıydı ama tekneye bindikten yarım saat sonra Turgutreis’teydik yeniden.

Karşımızda batan güneş, aklımızda geçen beş günün güzel anılarıyla …

Notlar:

1- İstanköy’den diğer adalara geçmek çok kolay. Her gün değişik saatlerde bir çok adaya feribot ve deniz otobüsü var.

    

2- Bizim kıyılar çok yakın, telefonla Türk şebekesi üzerinden görüştük. Zaten otelin balkonundan çektiğim fotoğrafta da Akyarlar’daki evlerin ne kadar yakın olduğu belli oluyor. Hatta aradaki deniz bile neredeyse görünmüyor bu açıdan!

3- Gezi programı için önceden plan yapmaya gerek yok. Bir gün önceden  beğenmeme durumunda otelimizi değiştirebilmek için bir gecelik internet üzerinden rezervasyon yaptık, yine bir gün önceden internetten gidiş dönüş kişi başı 20 euro’ya Turgutreis-Kos biletimizi aldık.

4- Fotoğrafların üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz. Ayrıca yorum yapmak için kayıt olmanız gerekmiyor.

Reklamlar
Bu yazı Gezi Yazıları içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

6 Responses to Kos (İstanköy)

  1. Muzaffer Çetingüç dedi ki:

    Sevgili Murat, Kos’u da Rodos’u da ne kadar hoş, sıcak anlatmışsın. İnsanı hemen yarın oralara gitmeye özendiriyorsun. Fiyatlar, usuller, tavsiyeler, gibi satır aralarında verdiğin küçük ayrıntılar da çok yararlı. Tebrikler, teşekkürler.

  2. Engin dedi ki:

    Güzel gözlemler teşekkürler…

  3. melike dedi ki:

    Faydalandım, teşekkür ederim

  4. Anonim dedi ki:

    Notlarimi aldim cok tesekkur ederim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s