Padova Rehberi-1

ven101- Padova’ya nasıl giderim?

Padova’ya en yakın havalimanı, 40 km. uzaklıktaki Venedik Marco Polo Havalimanı. (Tessera semtinde olduğu için Tessera diye de biliniyor). THY ile direkt olarak ya da Pegasus Alitalia kombinasyonu ile Roma aktarmalı olarak gidebilirsin. Benim zamanında Lufthansa ile Ankara – Frankfurt – Venedik gitmişliğim bile var.

Marco Polo Havalimanına inince Padova’ya nasıl gideceksin? Ben yıllar önce (liret kullanıldığı zamanlarda!) bir kere gece geç saatte gideceğimden, shuttle kullanmıştım. Radiotaxipadova’nın internet sitesinden e-posta ile rezervasyon yapmıştım. Havalimanına indiğimde saat gece yarısını geçiyordu. Sırt çantamı aldıktan sonra kapıdan çıktığımda, elinde ismimin yazılı olduğu tabela ile şoför bekliyordu. Kendimi tanıttım, birkaç kişi daha gelecek dedi, onlar da gelince Padova’ya doğru yola çıktık. 30 dakikalık bir sürüşten sonra şoför tek tek gideceğimiz adreslere bizi dağıttı. Dönüşte de uçağım sabah çok erken bir saatte olduğundan, aynısını yapmıştım. O zaman kaç liret vermiştim hatırlamıyorum ama şimdi kişi başı 32 euro, 4 kişi gidersen 84 euro.

Bu arada Venedik ve çevresini havadan da görmek istersen, sağ pencere kenarından al yerini. Eğer uçak 04 pistine (yani güneybatıdan) inerse, inişten önce çok güzel ve eşsiz bir Venedik manzarası seyretme şansın olur.

Ben kişisel tercihimi, uzun yolculuklarda arka sıralardan ve koridordan yana kullanıyorum. Çünkü eğer uçak tam dolu olmayacaksa, genelde arka sıralarda boşluklar oluyor, yani yanının boş olma olasılığı yükseliyor. Ayrıca servise ve tuvalete de daha yakın oluyorsun. Ha! inişte körüğe yanaştığında arkada kalırım, ben pasaport kontrolüne gidene kadar kuyruk uzar diyorsan, o başka. Ama zaten bagajını almak için bekleyeceksin. Valiz götürüyorsun değil mi? Yoksa oradan aldığın peynirleri, ev makarnalarını, aperolleri nereye koymayı düşünüyorsun?

Bir de kimse çok üzerinde durmaz ama, Nasıl olsa mutlaka Venedik’e de uğrayacaksın, hadi ben hatırlatayım sana. Aslında Venedik, birbirine 400 köprüyle bağlı 114 adacıktan oluşuyor. Kıyıdan yaklaşık 5 km. uzaklıkta bulunuyor. Beton ayaklar üzerine yapılmış, üzerinde hem demiryolu hattı, hem de karayolu bulunan uzun bir köprüyle ulaşılıyor. Bu adacıklarda araç kullanılmıyor. Bisiklet dahi yok yani. En son nokta Santa Lucia tren istasyonu.

marcopolo06

ven11

Bu istasyondan meydana çıkınca da Büyük Kanal karşılıyor seni. Arabanla gelirsen de yine yaklaşık tren istasyonu civarında yan taraftaki otoparklara koymak zorundasın aracını. Sonra her yere yürüyerek gidersin ya da kanallarda dolmuş gibi çalışan “vaporetto”ları kullanabilirsin.

Havalimanına gündüz normal saatlerde gelirsen, taksi yerine 30 dakikada bir kalkan “Busitalia Veneto” otobüslerine de binebilirsin.

IMG_8988

(Numarası S015). Ben ya da biz, daha sonraki gidişlerde hep otobüsü kullandık. (8.50 euro).  Otobüste valizler problem değil, içeride onların koyulacağı bölmeler de var. Dış hat gelen yolcu çıkışından çıkıp hemen sağa dönünce, köprü altında en öndeki duraktan kalkıyor otobüs. Bileti de sürücüden alabilirsin. Havalimanından Padova’ya kadar yolculuk 1 saat 5 dakika sürüyor. Önce Venedik’teki “Piazzale Roma”ya uğruyor. (Burası da araçla gidilebilecek en son nokta). Sonra 5 km.lik köprüden geri dönerek Padova tren istasyonuna kadar devam ediyor.

Padova o kadar da büyük değil, 215.000 nüfusu olduğunu söylemiştim. Otobüsten indikten sonra kalacağın yere istersen yürüyerek gidebilirsin ama taksi de çok tutmaz. 6 – 8 euro arası verirsin, o kadar. Bak, altta da fix taksi ücretleri var.

taxipadova1

ven07

Padova’ya ulaşmak bu kadar kolay yani. Tamam, geldik Padova’ya. Şimdi ne yapacağız?

Önce nerede kalacaksın, ona bir bakalım…

2- Padova’da nerede kalalım?

Seçenekler oldukça fazla. Nasıl bir yer istediğine bağlı. Aslında sen kendin kalacağın yeri daha iyi bulabilirsin. Benim favorimi sorarsan; ana tren istasyonuna yürüme mesafesindeki NH Mantegna oteli.

4 yıldızlı, kahvaltısı oldukça zengin, odaları büyük ve kaliteli. Merkeze de yürüyerek 15-20 dakikada ulaşılıyor. Otele dönüşte ben yoruldum yürüyemeyeceğim dersen,  taksi 6 euro tutar. Ama yürürsün, o kadar da büyütme. Üstelik şu alttaki ağaçlı yoldan yürüyecek, asma köprüyü kullanacaksın.

padova50padova51padova49

Bu otelin 300-400 metre uzağında Best western de var. Orası da olur, üstelik kapalı havuzu da var. Ama ben bir daha gitsem, son iki seferde olduğu gibi yine NH Mantegna’da kalırım.

padova48padova47

Şehir merkezine daha yakın bir yerde bir de Hotel Europa var ama biraz eski. Yine de yakınlığından dolayı tercih edilebilir. Bir keresinde de hotel Europa’nın olduğu sokakta (Largo Europa sokağı) “Casacity Padova” isimli bir apart otelde kalmıştık. Tüm apartman, daire daire kiraya veriliyor, küçüklü büyüklü seçenekler var. Ama bazı evlerde klima yerine odalarda vantilatör var. Fiyatı daha uygun. Caddeye bakan odalar, geçen motosikletler ve tramwaylar nedeniyle biraz gürültülü ama bahçeye bakan arka dairelerde sabah kuş sesleriyle uyanabilirsin.

Bunlar, öne bakan ve arkaya bakan dairelerden çekilmiş birer fotoğraf.

pagomenu54Bu da NH Mantegna’nın en üst katındaki kahvaltı salonunun terasından Padova’nın görünüşü. Sen bilirsin ama ben yine tekrarlayayım, Mantegna’nın fiyatı biraz fazla olmasına rağmen değer… Altta da şehir planında yerleri işaretli.

padova-tourist-attractions-map

Kalacak yer de tamam. Şimdi ne yiyip içeriz, ona bakalım biraz da…

Karnımızı doyurduktan sonra da gezeriz…

Reklamlar
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Padova

padova08

Gezi planı yaparken önceliği çoğunlukla popüler olmayan, kolay gidilemeyecek, adı pek de bilinmeyen yerlere verirdim. “Londra New York, Paris gibi yerlere nasıl olsa bir gün giderim, ben öncelikle kıyıda köşede kalmış yerleri göreyim” diye düşünürdüm. Aslında bugün de aynısını düşünüyorum. Henüz Amerika ve İngiltere’yi görmedim mesela. Paris’i de ilk defa geçen sene eşimin ve kızımın zorlamalarıyla gittim.

padova03

İşte ben yine çizginin dışına çıkacağım ve çok bilinmeyen ama bence Kuzey İtalya’nın en güzelinden, Padova’dan bahsedeceğim sana.

padova32

Çevresindeki popüler şehirlere (Venedik, Bologna, Verona gibi) çok yakın, ama aynı zamanda turist kalabalığından da uzak, Avrupa’nın en eski altıncı, İtalya’nın en eski ikinci üniversitesinin de bulunduğu 210.000 nüfuslu Padova’dan.

padova09

Aşk çeşmesine para atacağım, atarken de fotoğrafımı çekmeye çalışacağım diye kalabalığın arasında kendine 30 santimetrelik zar zor yer bulmaya çalışacağına, Eyfel kulesine çıkıp, tepeden Paris’i izleyeceğim diye dakikalarca bilet kuyruğunda, sonrasında da asansör kuyruğunda bekleyeceğine, inşaatından bugüne 100 yıl geçmesine rağmen henüz tamamlanamamış olan La Sagrada Familia’yı binlerce turistle beraber gezmeye çalışacağına, ya da astronomik saatin önündeki meydanda saat başlarında tekrarlanacak gösteriyi dünyanın her yerinden akın etmiş diğer turistlerle beraber omuz omuza bekleyeceğine, bir kerelik de olsa boz ezberini, gel benimle beraber Padova’yı keşfetmeye.

padova11

 

Lezzetli pizzalarını dene, peynirlerinin tadına bak, yaz akşamları meydanlarda dans eden Padova’lılara katıl, meydanlardaki küçük kafelerde dinlenip geleni geçeni izle, pazarlarda dolaş, parklarda oyalan, bisikletle gez, turist kalabalığından uzak yaşamların tadını çıkart.

padova34

padova04

padova16

Yine de kalabalıklara mı karışmak istiyorsun? Onu da yaparız istersen. Atla trene, 30 dakikada Venedik, 60 dakikada Bologna ya da Verona’da ol. Bunlar da mı kesmedi, Vincenza, Ferrara, Floransa, Milano, Como Gölü, Garda Gölü de hemen Padova’nın yanı başında zaten.

padova02

Ama sen yine de bu seferlik beni dinle, Padova’nın gizli güzelliklerini keşfet.

padova01

Hadi bu yazı giriş olsun, biraz da fotoğraflara bakalım. Nasıl gideriz, nerede kalırız, neler yer içeriz, nereleri gezeriz gibi ayrıntıları gelecek yazılarda anlatayım.

padova17

padova26

padova18

padova33

padova07

 

padova15

padova12

 

padova23

Ama Kuzey İtalya’da yeniden gitmek istediğin üç yeri say dersen;

1-Padova, 2-Padova, 3-Padova diyeyim, sen anla ne düşündüğümü.

padova06padova35

Padova’ya nasıl giderim ve nerede kalırım diyorsan Padova Rehberi -1 linkini tıklayabilirsin.

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 7 Yorum

Kaş

Yine de Kaş…

Kaş006

İlk Kaş’a gittiğimden bu yana 30 yıl geçmiş. Belki çok yıldızlı oteller gelmemiş ama, o zamanlar çoğunlukla üniversite öğrencilerinin ve Avrupalı genç gezginlerin tercih ettiği Kaş, artık çok kalabalıklaşmış.

Kaş032

Kaş003

Kaş033

Eskiden havlunu omzuna atıp rahat rahat girebildiğin Küçük Çakıl, Büyük Çakıl plajları, Hidayet Koyu gibi yerler, “beach club”lara teslim olmuş. Çarşıdaki küçük lokantalar marka mekanlara, şirin pansiyonlar da butik otellere dönüşmüş.

Kaş001

Kaş005

Tüm bunlara rağmen geçen yaz olduğu gibi bu yaz da tercih ettiğimize göre, demek ki yine de gidilesi bir yermiş Kaş! Son iki yaz tatilimizde ne yaptık ne ettik, üçer geceliğine de olsa Kaş’a uğradık ve bir önceki yıla göre neredeyse birbirinin kopyası denebilecek güzel günler geçirdik.

Kaş008

Bu sefer de sözü uzatmadan fotoğraflara geçiyor ve ayrıntıları altlarındaki küçük notlara bırakıyorum. Meraklıları için yine en altta küçük öneriler var!

Kaşta ne yaparız:

Kaş060   Kaş063

Kaş004

Denize karşı güzel bir kahvaltıdan sonra serin bir ağaç altında kitap okuruz, sıkılınca boş gözlerle mavi lacivert denize bakıp, derin hayallere dalarız. Serin sularda yüzeriz.

Kaş059

Kaş056

Akşam olunca da canlanan çarşıya iner, kalabalığa karışırız.

Kaş007

Belki moda olan restaurantlarda yemek yer, ya da çoğunlukla Oburus Momus gibi enteresan yerler deneriz.

Kaş057

Antiphellos antik kentine ve ışıklandırılan amfi tiyatroya da bir gece şöyle bir uğramadan olmaz.

Kaş’ın sokaklarında dolaşırken karşınıza birden bire kaya mezarları da çıkabilir.

Kaş036

Sualtı güzelliklerine gelince, klostrofobim olmasa ben de denerdim ama scuba-diving’ciler için Kaş eşine zor rastlanır bir yer.

Kaş011

Kaş017

Tekne turu ise olmazsa olmazlardan. Kekova, Üçağız, Kale, batık şehir denizden görülmez mi hiç?

Kaş035

Eskiden batık şehri gezdiren altı cam olan tekneler artık kalmamış. Camlı diye lanse edilen teknelerde küçük pencereler var ve bence değmez.

Kaş013

Kaş040

Kaş010   Kaş039

Tekne seçiminde bunun dışında iki kriter var: ya dalgalardan az etkilensin, rahatsız olmayalım diye düşünüyorsanız büyük, ama bir o kadar da kalabalık tekneler, ya da bizim yaptığımız gibi herkese rahat oturma ve güneşlenme olanağı sağlayan, aileler tarafından işletilen, yemekleri de lezzetli ve bol olan, aslında 25 kişilik kapasitesine rağmen 20 kişi ile tura çıkılan orta boy tekneler.

Kaş034

Bizim tercihimiz iki senedir aynı. Bedeloğlu-1 teknesi. Mustafa Bey ve eşine buradan selamlar.

Kaş041

Kaş042

Bu turda yüzme için mola verilen eşsiz koylarda denizin keyfini çıkarabilirsiniz.

Kaş014

Kaş016

Kekova’daki batık şehri yakından görebilirsiniz.

Kaş018

Kaş019

Üçağız’da mola verildiğinde köyün sokaklarında dolaşabilirsiniz.

Kaş054

Gücünüz varsa, yani sıcak havada tepeye kadar tırmanmak sizi yormayacaksa, Kekova kalesine çıkabilirsiniz.

Kaş021

Ya da bizim yaptığımız gibi serin kafelerden birinde oturup meyveli dondurmalarının tadına bakabilirsiniz.

Kaş050

Denizdeki kaya mezarlarının etrafında yüzme keyfini de unutmamak gerek.

Kaş052

Şansınız varsa Caretta caretta’ları bile görebilirsiniz.

Kaş023

Hatta belki bir gece Üçağız’daki otantik pansiyonlardan birinde kalmaya karar verirsiniz aniden!

Kaş043

Bu tabak da teknede verilen açık büfe öğle yemeği menüsü.

Nerede kalırız:

Artık biraz daha rahata düşkünlüğümüzden midir nedir, hem denize karşı güzel kahvaltı yapalım, hem de hemen denize girebilelim istiyoruz. Bu nedenle geçen sene Gülşen Pansiyonu, bu sene de ona bitişik olan Sardunya Oteli tercih ettik.

Kaş024

İkisinde de kayaların üstüne konulmuş şezlong ve şemsiyelerde oturup, güneşlenip, merdivenle kayaların üstünden denize girilebiliyor.

Kaş061

Ayrıca denize bakan bahçelerindeki büyük ağaçların altında serin serin oturup, bir şeyler yemek ya da içmek de mümkün. Üstelik küçük çakıl ya da büyük çakıl gibi deniz bu tarafta soğuk da değil.

Kaş012

Karşınızda da Meis adası. İkisinde de denize bakan odalar muhteşem ama iki kişilik! Biz üç kişi gittiğimizden denize bakan odaları kullanamadık. Bir de yazın artık Kaş çok kalabalık olduğundan, erken yer ayırtmakta fayda var.

Nerede yeriz:

Oburus Momus’u bir deneyin derim.

Vegan restoran, falafel gibi Lübnan spesiyalleri de var. Hatta Muğla’nın Gara Guzu birasını bu bölgede bulabileceğiniz tek mekan.

Kaş025

Paranız çoksa, lezzete önem vermiyorsanız, ya da kalabalıklarda görünmek gibi bir kaygınız varsa, Üzüm Kızı, Bi’Lokma, Blue house, Mercan, Dolphine ve bunlara benzeyen birçok moda yerlere de gidebilirsiniz elbette.

Ama uygun fiyatla lezzetli ve kaliteli ev yemekleri yiyeyim diyorsanız ve boş yer için kuyrukta bir süre beklemeyi de göze alırsanız, o zaman doğru adres: Kaşım ev yemekleri restaurant.

Kaş002

Belki yemekten sonra üstüne de tatlı olarak lokma yersiniz.

Kaş’a nasıl gideriz:

Biz Ankara’dan geliyoruz. Antalya’dan Kemer yönüne dönüyoruz. Çamyuva’yı ve Tekirova’yı geçtikten sonra artık yorulduk bahanesiyle Ulupınar’ı geçer geçmez Çıralı’ya sapıyoruz.

Son gidişimizde keşfettiğimiz Barış Bungalows muhteşem bir yer. Bungalovları hem yeni, hem büyük, hem de denizin hemen dibinde sayılır ve kahvaltısı da çok iyi. Daha ne olsun.

Sonra güneş Beydağları’nın ardına doğru alçalırken, Çıralı sahiline koşuyor, kendimizi hemen Akdeniz’in ılık sularına bırakıyoruz. Denizin içinde çok az kalabilen birisi olarak, ben burada süre açısından rekor üstüne rekor kırdığımı da belirtmeliyim.

Ertesi sabah güzel bir kahvaltının ardından Kumluca, Finike, Demre ve iki saat sonra Kaş’tayız.

Nostalji:

İşte bu alttaki fotoğraflar da 30 sene önceki Kaş sokakları, kaya mezarı ve Küçük Çakıl plajı…

Kaş064

Kaş065

Kaş067

Kaş066

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Kalandar

KALANDAR

(Bir kış öyküsü: Galandaris, gulandaris)

tonya01

1992 yılının Ocak ayıydı. Daha zorunlu göreve başlayalı iki ay olmamıştı. Trabzon’un Tonya ilçesinin Hoşarlı köyündeydim. Sağlık ocağının lojmanında gece oturmuş, kitabımı okuyordum. Dışarıda lapa lapa yağan karın yüksekliği, en az yarım metreye ulaşmıştı.

tonya06

Kapı çalındı. Okuduğum kitabın arasına ayracımı koyup yavaş yavaş kapıya yöneldim. Ancak kapıyı açtığımda kimseyi göremedim. Geceyi aydınlatan karların beyazından başka bir şey yoktu. O anda gözüme kapının koluna takılmış bir poşet ilişti. “Yeni geldiğim için sanırım bana şaka yapmaya çalışıyorlar” diye düşünerek torbayı bir kenara fırlattım.

Tekrar odama döndüm. Zaten aklım kitapta, yarım kalan hikayedeydi. Koltuğuma oturdum. Tam elime kitabımı almıştım ki, daha sayfasını açamadan kapı yeniden çalındı. Kapıyı açıp baktığımda yine kimseyi göremedim. Yoğun yağan kardaki üç beş ayak izinden başka bir şey yoktu. Bir de yeniden kapının koluna asılmış poşet. Yine fırlatıp attım ve içeri girdim.

Bu sefer üçüncü kapı tıklaması için hazırlıklıydım. Ayakta beklerken kapı yeniden çaldı ve hızla kapıya doğru yöneldim. Kapıyı açtığımda, koşarak köşeyi dönen çocukları gördüm. Arkalarından seslendim, ama durmadılar ve karanlıkta kayboldular.

O gece bir daha kapım çalınmadı.

Ertesi sabah sağlık ocağında sobanın üstünde demlenen çaydan içerken, bir yandan da sohbet ediyorduk. Dün akşam çocukların gelip gelmediğini sordular. Ben de geldiklerini, şaka yapmaya çalıştıklarını anladığımı ve daha sonra çocukları kovaladığımı söyledim. O anda sesler kesildi, dudaklara götürülen çaylar ellerde asılı kaldı ve benim de yüzüme anlamsız bir ifade yerleşti.

Meğer dün gece, kalandar gecesiymiş. Yani rumi takvime göre yılbaşı gecesiymiş. O gece eğlenceler yapılır, horonlar edilir, oyunlar oynanırmış. Çocuklar ellerinde sepet ya da torba, evlerin kapısını çalar, evin uğurunu ya da kalandarı bozmamak için içeriye girmeden, ucuna ip bağlı olan sepeti içeri atarak kapıyı kaparlarmış. O sepete artık evde ne varsa, portakal, şeker, fındık, koliva (haşlanmış mısır) gibi şeyler koymak gerekirmiş. Sonra da kalandar tekerlemesi söylenir, Karakoncolos oyunu oynanırmış. Çocuklar da bunu yapmaya çalışıyormuş.

tonya05

Ertesi sabah, yani yeni yılın ilk günü de, evinize ilk kim girerse, gelen kişinin özelliklerine göre uğur veya uğursuzluk getireceğine inanılırmış. (Kalandar kırma, Kalandar kırılması). Bu nedenle sabah eve ilk olarak huyu iyi olan, şansı bol olan birisinin gelmesi ümit edilirmiş.

Ertesi yıl 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece, artık hazırlıklıydım. Hatta torbaya koymak üzere bütün günümü kedi aramakla geçirmiştim!

 

Renkli Yazılar içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Menton

İtalyan esintilerinin hakim olduğu bir Fransız kasabası: Menton

menton015

Nice’de bulunduğumuz günlerden birinde sevgili arkadaşım, meslektaşım Mustafa ile birlikte Menton’a gitmeye karar vermiştik.

menton012

Menton, Fransa’nın İtalya sınırına yakın, limonlarıyla çok ünlü, 30.000 nüfusuyla şirin bir Akdeniz kasabası.

menton021

Bir ilkbahar öğleden sonrasında çoğunlukla deniz kıyısında devam eden, zaman zaman da Akdeniz kıyısındaki dağlara yükselen, virajlı ama harika manzaraları olan bir yolla bir buçuk saatten daha kısa bir zamanda Menton’a ulaşmıştık.

menton002

menton007menton005menton006

Yürüyerek sahile indiğimizde, karşımıza çıkan uzun plajların yaz aylarında ne kadar kalabalık olacağını tahmin ederek kıyı boyunca limana doğru yürümüştük.

menton008menton009

Deniz kıyısındaki Jean Cocteau müzesinin önünde fazla takılmadan geçip, limanın bitişiğindeki 17 yüzyıldan kalma küçük kaleye yönelmiştik.

menton010menton011menton014menton016

Yat limanı ve çevresinde güzel görüntülerin tadını çıkarmış,

menton019menton018

Kasabanın eski merkezindeki sokaklarda, eski evlerinin arasında biraz turlamış, hediyelik eşya dükkanlarında oyalanmış,

menton022

İtalya’nın özellikle güneyinde olduğu gibi burada da ünlü olan limoncellolarının tadına bakmıştık.

menton020menton027

Yorulunca da Rue Saint Michel’deki küçük meydanda kafelerden birine oturup yorgunluğumuzu atmaya çalışmıştık.

Meraklısı için notlar:

1- Nice – Menton ulaşım:

Özel aracınızla gidiyorsanız, doğuya doğru Villafranche-sur-Mer yolunu (M6098) takip ederek deniz kıyısından, enfes manzarayı seyrede seyrede, çoğunlukla da durup daha uzun süre bakabilme isteğiyle yaklaşık bir saatte Menton’a ulaşabilirsiniz.

Lavantalarıyla ünlü Eze kasabasını da görmek isterseniz, deniz kıyısındaki değil de, dağlara tırmanan yolu (M6007) seçmelisiniz.

Ayrıca A8 otoyolunu kullanarak da Menton’a daha kısa sürede gidebilirsiniz.

menton029

Ancak belediye otobüsleriyle de Menton’a gitmeniz mümkün. Limanın (Port Nice) karşısındaki kilisenin önünden 100 numaralı Nice-Menton otobüsüne binerseniz, bir buçuk saatten biraz daha kısa bir sürede Menton’a ulaşabilirsiniz.

Bu arada yol, lavantalarıyla ünlü Eze kasabasının alt tarafından, Monaco ve Monte Carlo’dan da geçiyor.

Gidişte ya da dönüşte Monaco’da inip yat limanında şöyle bir turlamak da fena olmaz.

Otobüs biletini sürücüden 1.50 euroya alabilirsiniz.

2- Limoncello:

menton044.jpg

Bir çeşit limon likörü olan limoncello, genellikle akşam yemeğinin ardından sindirim amaçlı olarak az miktarda içiliyor.

3- Jean Cocteau:

Fransız şair, oyun yazarı, artist ve film yönetmeni. (Benim ilgimi çekmedi).

4- Ventimiglia:

menton043

İtalya’nın Fransa sınırındaki bu şirin kasabası, Menton’a sadece 11 km. uzaklıkta. Zaten bu nedenle Menton’da hem mimaride hem de sosyal hayatta bir İtalyan havası hakim.

menton028

 

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 8 Yorum

Desenzano del Garda

Desenzano del Garda (İtalya’nın Kuzeyinde şirin bir kasaba)

desenzano016

Garda gölü ile ilgili gezi yazılarını araştırdığımda, bu göl ve çevresi ile ilgili çok az yazı olduğunu, olanların da genellikle turistik Sirmione kasabası ile ilgili olduğunu farkettim. İtalya’nın bu en büyük gölünün (370 km2) ve çevresindeki yirmiden fazla kasabanın, Milano’ya daha yakın olan Como gölünün popülaritesinin gölgesinde kalarak hakkının yendiğini düşündüm. Bu kasabalardan Sirmione ve Garda dışında herhangi bir Türkçe gezi yazısı yazıldığını göremeyince de o zaman Desenzano’yu ben anlatayım dedim.

desenzano029

Yıllar önce bir ilkbahar günü Verona ile Padova arasındaki küçük Vincenza şehrinde dolanırken, öğlen siesta saatine denk gelmiştim. Bütün dükkanlar kapalıydı, hatta kepenklerini indirmişlerdi. Ben de biraz oyalanmak için açık olan kafelerden birisine girmiş, capuccinomu yudumluyordum. Kafedeki gürültücü İtalyanlarla sohbete başlamıştım. Türkiye’nin nerede olduğunu bilmiyorlar, sadece İstanbul’u biliyorlardı. Garda gölünü bilip bilmediğimi sorduklarında da ben daha önce hiç duymadığımı söylemiş, ama merak da etmeye başlamıştım. Sohbet ettiğim gençlerden birisi Vincenza’da çalışıyor ama Garda gölü kıyısındaki Peschiera kasabasında oturuyormuş. Akşamüzeri beraber gitmiştik kasabaya. Orada geçirdiğim bir iki saat bana yetmemiş, yeniden ve daha uzun süreliğine gelme düşünceleriyle hava kararırken ayrılmıştım Peschiera’dan.

desenzano009

Geçen yıl ise uzun bir aradan sonra yeniden Garda gölü kıyısına gitme fırsatını, hem de iki defa yakaladım.

Diğer kasabalardan ara ara bahsedilmiş, ben de biraz Desenzano’yu anlatayım.

desenzano003

Desenzano del Garda kasabası nüfus olarak aslında bu bölgedeki en büyük yerleşim yeri ancak turist çekme açısından Sirmione ve Garda’nın gerisinde kalıyor.

desenzano002

desenzano010

desenzano001

Tren istasyonundan göl kıyısına kadar inen hafif eğimli 10 dakikalık yolda sağlı sollu geniş bahçeli malikaneler var.

desenzano005

desenzano006

Gölün hemen kıyısındaki minik tepeye de bir kale inşa etmişler (Castello di Desenzano).

desenzano007

desenzano008

Kaleden Garda gölü manzarası muhteşem. İleride görünen burun ise Sirmione. Desenzano’dan vapur ile Sirmione 15 dakika sürüyor.

desenzano017

desenzano018

Gölün kıyısında sevimli kafeler, dondurmacılar, trattorialar ve pizzerialarda çok hoş vakit geçirebilirsiniz.

desenzano013  desenzano024

Benim favorim ise akşam üstü, aperitivo saatinde gölü ve tekneleri gören bir kafeye oturup, Aperollü Spritz’imi yudumlayarak akşamı karşılamak.

İçeceğinizi sipariş ettiğinizde yanında gelen pizza dilimleri, yeşil zeytin ve cips gibi atıştırmalıklar da çok hoş oluyor.

Merak edenler için notlar:

  1. Nasıl gidilir?

Desenzano, Milano ile Verona arasında. Yazlıkçılar arasında popüler bir yer olduğundan, yazları oldukça kalabalık oluyormuş. Bu yüzden normal trenlerin yanında hızlı trenler de Desenzano istasyonunda duruyor.

desenzano004

İstasyondan sonra yürüyerek 10 dakikalık bir inişle göl kıyısına ulaşılıyor.

  1. Nerede kalınır?

desenzano012

Çok fazla seçenek yok ama merkezde küçük ve şirin oteller var. Kalmak için genellikle Sirmione ve Garda tercih ediliyor. Ya da Milano veya Verona başka bir alternatif olabilir.

  1. Neler yapılır?

desenzano015

desenzano014

Göl kıyısında kasabanın her iki yanına doğru göldeki tekneleri ve gölü seyrederek yapılan yürüyüşler çok keyifli. Ayrıca yaz aylarında havlusunu omzuna alan, kendini hemen plajlara ve serin sulara atıyor.

Göl kıyısındaki diğer kasabalara da küçük vapurlarla gidebilirsiniz.

tratte_navigazione

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 7 Yorum

Sisam (Samos)

Okul yıllarındayken yaz tatillerinde dayımın Kuşadası’ndaki otelinde çalışırdım. (Bazen barında, bazen pastanesindeki dondurma tezgahında, çoğunlukla da resepsiyonda). O zamanlar karşıdaki Sisam adasından günübirlik gelen Yunan turistlere imrenirdim. Ben de birgün sizin oraya geleceğim diye içimden geçirirdim.

Ama sadece Davutlar’daki Dilek yarımadası Milli Parkına gittiğimizde Kalamaki plajından karşıdaki adayı ve tepelerini seyretmekle yetinmek zorunda kalırdım.

samos027

Sonunda yazın, gençlik hayallerimdeki o adayı görme fırsatını yakaladım. Ankara’dan Kuşadası’na gidip, bir gece kaldıktan sonra ertesi sabah karşıya geçmeyi planlarken ani bir karar değişikliğiyle kendimizi akşamüstü adaya giden teknede bulduk. Üstelik de Vathi yerine direkt olarak bizim kalacağımız “Pythagoria”ya giden teknede.

Kuşadası’ndan tekneler genellikle adanın idari merkezi olan ve en büyük yerleşim yeri olan Vathi’ye gidiyor. Ancak adanın güneyindeki aynı zamanda Pisagorun da memleketi olan Pythagoria’ya da direkt seferler başlamış. Sol yanda Türkiye kıyıları, sağ yanda da ıssız Samos kıyılarını seyrede seyrede yaklaşık iki saatlik bir deniz yolculuğuyla turistik Pythagoria kasabasının küçük limanına yanaştık. Pasaport işlemlerini küçük bir barakada hallettikten sonra bir iki adımda zaten kasabanın merkezinde bulduk kendimizi.

samos003samos004samos005

Pythagoria, küçük ve şirin bir tatil kasabası. Hayat limanın yanındaki küçük koyda geçiyor. Tavernalar, barlar, kafeler, bir uçtan bir uca yürüyerek on dakikada bitiveriyor hemen. Denize de bu küçük koyun iki ucundan girmek mümkün zaten. Kasabada yaşayanların gittiği sakin ve temiz birkaç plajın dışında, merkezde tavernaların önünden de birkaç yerde masmavi sularda denize girme şansı var. (Tarsanas ve Remataki plajları).

samos002samos001

Plajdaki tavernaların önündeki şezlong ve şemsiyelerden de burada bir şeyler yiyip içerseniz ücretsiz yararlanabiliyorsunuz.

samos008samos007

Biz adaya zaten deniz tatili yapmak için gelmiştik. Hoşumuza giden her yerde tesis olsun olmasın denize girip, akşama kadar keyifle zaman geçirdik.

samos030

Acıktığımızda tavernalarda bir şeyler atıştırdık, sıkıldığımızda birkaç dakikada kaldığımız otele ulaştık.

samos040

Akşamları da hareketli sokaklarında dolaştık, tavernalarda oturduk, limanda turladık. Kalamarın, ahtapotun, uzonun, adanın beyaz şaraplarının dibine vurduk.

samos021samos009samos025samos010samos011samos012samos013samos024samos017

Araba kiraladık, adanın diğer yerleşim yerlerine, Vathi’ye, kuzey kıyılarındaki  Kokkari’ye, Livadaki’ye, Karlovasi’ye gittik.

samos014samos015samos016

Potami’deki İndiana Jones filmlerinden çıkmış gibi duran kanyonda yürüyüş yapıp dereye girdik, şelaleyi izledik. Ağustos sıcağında serin saatler geçirdik. Her hoşumuza giden plajda denize girerek serinledik.

samos022samos023

samos031

Kokkari’deki Meltemi Restaurant’da ahatpot yedik.

Ampelos köyüne tırmanıp Ege denizini tepeden seyrettik.

Bir dahaki gelişimizde daha uzun kalmaya, gidemediğimiz yerlere de gitmeye (mesela Psili Ammos ve Klima’ya, ya da tepedeki Manolates köyüne), daha fazla kalamar ve ahtapot ızgara yemeye, adanın kuzey kıyılarında da belki birkaç gün kalmaya (hatta Tsamadou’daki çıplaklar plajına gitmeye), kanyondaki şelalede ıslanmaya karar vererek, bir haftanın sonunda Kuşadası’na geri döndük.

Meraklısına notlar:

  1. Vathi mi Pythagorio mu?

samos028

Ben Kuşadası’ndan Pythagorio’ya direkt gitmeyi ve orada kalmayı tercih ederim. Zaten pythagorio’da kalacaksam önce Vathi’ye gidip de oradan gelmek için uğraşmak gereksiz. Kokkari de kuzey kıyılarındaki bir başka alternatif. Teknede beraber yolculuk yaptığımız bir grup Türk vardı, Kokkari’de kalacaklarmış ve internetten kiralık araç rezervasyonlarını yaptırmışlar. Pythagorio’da inince hemen limandan kiraladıkları araçlara binerek Kokkari’ye gittiler.

  1. Pythagorio’da nerede kalınır?

Küçük pansiyonlar var. Merkezin dışında deniz kıyısında tatil köyü gibi bir iki tesis var. Ama biz Hera-2 isimli apart otelde, iki odalı çatı katında 3 kişi 60 euro’ya kaldık. Aslında kasabaya tepeden bakan çok güzel bir konumda Hera-1 de var, üstelik oda-kahvaltı hizmet veriyor, ama odaları iki kişilik olduğu için orada kalamamıştık. (iki kişi oda kahvaltı 60 euro).

samos026

Bu iki tesisi sevimli ve cana yakın bir karı koca işletiyor. Damon genellikle müşterilerle ilgilenirken, eşi Maria da odaları temizliyor, kahvaltı gibi diğer işlerle uğraşıyor. Bizi Hera-2’de Damon karşıladığında ona kahvaltıyı nerede yapabileceğimizi sorduk. O da bizim kaldığımız yer apart otel olduğu için kahvaltı hizmeti olmadığını söyledi ama eşi Maria Hera-1’de kahvaltıya çağırdı. Aslında biz kahvaltı olmadığını biliyorduk ve dışarıda nerede kahvaltı yapabileceğimizi öğrenmeye çalışıyorduk.

İlk sabah kahvaltımızı ana caddedeki (Lykourgou Logotheti Caddesi) börekçiden kahve eşliğinde balkabaklı börek ve elmalı kurabiye ile yaptık. Akşamüstü bir ara otelde Damon ile karşılaştığımızda sabah eşinin bizi beklediğini ve biz gitmeyince de üzüldüğünü söyledi.

samos029

Biz de ertesi sabah gitme sözü verdik ve gittiğimizde de harika bir manzara eşliğinde çok nefis bir kahvaltı yaptık.

  1. Araç kiralama:

Adayı daha rahat gezmek için araç gerekli ancak yaz aylarında araç bulmakta zorluk yaşayabilirsiniz, gitmeden önce rezervasyon yaptırmak akıllıca olabilir. Biz Damon’a söyledik, o da araç kiralama şirketi  olan birkaç arkadaşıyla telefonla görüştü, sonunda arkadaşı John’dan günlük 40 euro’ya bir araç kiraladık.

  1. Pythagorio’da nerede ne yenir:

samos033

Elbette deniz ürünleri. Biz önerileri Damon’dan aldık, gittiğimiz yerlerin hepsi de çok iyiydi.

Limanın hemen bitişiğindeki remataki plajında yan yana sıralanmış 4-5 taverna var, hepsi de iyi. Akşam güneş alçalırken, plajdakiler de birer birer kalkmaya başlayınca, masalarını deniz kıyısına, kumların üstüne taşıyorlar. Hepsinde de deniz ürünleri lezzetli ve fiyatları da birbirine yakın.

samos032samos020samos034

Pythagora sokağındaki Maritsa’nın tavernası kesinlikle denenmeli. Hemen karşısındaki Aphrodite Garden restaurant da olabilir.

Yine aynı sokaktaki ama Hera-2 tarafındaki kısmındaki Taverna Esperidos da çok keyifli. Adanın beyaz şarabı ünlü, sürahiyle yani karafla sipariş edilebilir.

samos037

Frantzeskos marka uzo da bu adada üretiliyor.

samos006

Ana caddedeki orange ise dondurma sevenlerin adresi.

  1. Pisagor’un adalet kupası:

samos038

Matematikçi Pisagor da Samos doğumlu. Pythagorion kasabasının ismi de ondan geliyor zaten. Dost sohbetlerinde şarap içilirken insanların eşit olmalarını sağlamak, açgözlülük yapanları cezalandırmak için bir bardak tasarlamış.

samos039

Sifon sistemiyle çalışıyor. (Günümüzdeki klozetler de bu sistemle çalışıyormuş). Bardağın içinde bir düzenek, altında da bir delik var. Bardağın ortasındaki çizgiyi geçmeyecek şekilde doldurursanız, hiç problemsiz rahat rahat içiyorsunuz. Ancak açgözlülük yapıp kendinize fazla doldurursanız, yani çizgiyi aşarsanız, kadehi elinize aldığınız anda alttaki delikten içindekilerin tamamı boşalıyor.

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 10 Yorum