Prag

Haziran sonunda gittiğimiz Prag gezimizi bloğumda anlatmaya karar verdiğimde, aslında Prag hakkında neredeyse her şeyin daha önce defalarca yazılmış olduğunun farkındaydım. Hem gitmeden önce, hem de döndükten sonra gezi yazılarını ve blogları incelediğimde sadece THY’nin bile günde 3 uçuşunun olduğu Prag hakkında çok fazla yazı, deneyim, macera, romantik anılar paylaşıldığını görmüştüm.

trly

Prag’ı bir turist gibi değil, bir Çek gibi dolaşmayı düşünmüştük aslında. Prag merkezinde bir apartman dairesinde kalacak, turistik yerleri bir güne sıkıştırdıktan sonra kalan günlerimizde arkadaşlarımızın önerilerine de uyarak keyif almaya bakacaktık.

prag80

Bu nedenle Mala Strana (Lesser Town) bölgesinde şirin bir çatı katı ayarladık geceliği 62 euroya ve 5 gece kaldık.

prag08

Residence Vlasska’nın bulunduğu Vlasska sokağı, Prag kalesi ile Charles köprüsü arasında, çok iyi bir konumdaydı. Sokakta Amerika ve Almanya büyükelçilikleri ile evin karşısında da polis merkezi olduğundan oldukça güvenli bir yerdi. Zaten Prag güvenlik açısından anlatılanların aksine, hem gündüzleri hem de geceleri oldukça sorunsuz bir şehir.

prag48

Prag gezginleri bana yazacak fazlaca bir şey bırakmadığından, ben de kendi yolumu çizdim. Yani kraliyet yolunu. Yine farklılık olsun istedim ve tersten başladım.

prague-walkingtour-royal-route_3876_600x450

Royal Way (Kralovska Cesta, Kraliyet Yolu):

Çek Kralları taç giyme törenlerinde, ya da şehre gelen yabancı ülkelerin elçileri o zamanlar şehrin giriş kapısı olan Powder Tower’dan başlayarak Prag Kalesindeki St. Vitus Katedraline kadar olan bu yolu yürüyerek geçiyorlarmış. Prag’ın önemli yapılarının ve görülecek yerlerinin çoğu, bu yol boyunca sıralanıyor.

prag27

Farklı olsun diye bu yolu ters yönde yürüdük. Yani kaleden başlayıp Nerudova sokağından Malostranske Namesti’ye, oradan Mostecka sokağı boyunca yürüyerek Charles köprüsüne geçtik. Karlova sokağını takip ederek Eski şehir meydanına (Old Town Square) ulaştık. Sonra da Prag’ın en eski sokaklarından biri olan Celetna sokağını adımlayarak Namesti Republika (Cumhuriyet  Meydanı) yakınındaki Powder Tower’a ulaştık. Yarım günde bitirilebilecek bir güzergah.

prag18

prag14

prag68prag15

Ancak bizim gibi bu yolu izlemeye kalkışırsanız, kalenin bulunduğu Hradcany tepesine çıkarken Prag’ı yüksekten görmeye başlayacak, eğer bir de en güzel sokaklardan birisi olan Nerudova sokağından çıkıyorsanız, defalarca fotoğraf molası vereceksiniz.

prag29

9. Yüzyılda yapımına başlanan ve dünyanın en büyük antik kalesi olan Prag Kalesini (Prazsky Hrad) geze geze bitiremeyeceksiniz.

prag25

prag23

Tam bitti diye düşünürken, St. Vitus Katedraline yaklaşılmış olacak ve her şey baştan başlayacak.

prag19 prag20 prag21 prag22 prag24

prag71 prag72

Altın yol (Zlata Vlicka), Resim Galerisi, Spanish Hall, Eski Kraliyet Sarayı (Stary Kralovsky Palac), Holly Cross Şapeli, St. George Bazilikası, Yazlık Saray (Belvedere), Lobkowitzc Sarayı, Loreta, vs. vs. vs. derken, saatlerin nasıl geçtiğini fark etmeyeceksiniz.

prag70

prag31 prag30 prag28

Kraliyet bahçelerinde mola verecek, oyuncak müzesine takılacak, eski kale merdivenlerinden Mala Strana’ya inerken Prag’a bir kez daha hayran kalacaksınız.

prag33 prag34

Charles Köprüsüne ulaşana kadar Avrupa’nın en dar sokağına hızlıca da olsa bir girecek,

prag09

prag73

Malostranske Namesti’deki St. Nicholas Kilisesine bakmadan yola devam edemeyeceksiniz.

prag93

prag45

Mostecka sokağındaki hediyelik eşya dükkanlarında oyalanacak, Bohemya kristallerini ellerinize alacak ve hiç bıkmadan etraftaki canlı kalabalığı seyredeceksiniz.

prag65

1357 yılında yapımına başlanmış olan Charles köprüsünde kalabalığa karışacak, köprü üzerindeki 30 adet heykele takılacaksınız.

prag43

Hatta bunlardan birinin bir Osmanlı figürü olduğunu görünce şaşıracaksınız.

prag66

Belki bir sanatçıya karikatürünüzü çizdirecek,

prag67

sokak çalgıcılarının müziklerini dinleyecek,

prag74

canlı heykeller için bir muziplik düşüneceksiniz.

prag10

Köprünün ortasında herkesin ellemeden geçmediği ve fotoğraf çektirdiği bir figür göreceksiniz. Sıranızı bekledikten sonra siz de figürü elleyip, köpeği okşayıp, parlaklığına parlaklık katacaksınız. Bu sayede diğer elleyenler gibi siz de Prag’a bir daha gelme şansını yakalamış olduğunuzu düşüneceksiniz!

prag38

(Not: Prag’ın farklı köşelerinde yine böyle ellenen başka figürlerin de olduğunu, mesela bunun en ilgincinin Prag Kalesi yakınındaki oyuncak müzesinin bahçesinde olduğunu ben söylemediğim için hiç bilemeyeceksiniz!).

prag02

Eski şehir meydanına geldiğinizde, saat başlarına yakın bir zamanda,  14. Yüzyılda yapılmış olan Astronomik saatin yakınlarında olmayı isteyecek, tahta kuklaların yüzyıllardır olduğu gibi her saat başında gerçekleştirdiği gösteriyi izleyeceksiniz.

prag53

Hatta bunu büyük olasılıkla birkaç kez yapacaksınız. prag01

prag64

Saatin üstünde açılan pencerelerden çıkan 12 havarinin geçişini izleyeceksiniz. Aynı zamanda saatin sol yanındaki tahtadan yapılmış, kibir ve kendini beğenmişliğin simgesi olarak elinde ayna tutan kukla ile yanındaki paragözlüğün ve açgözlülüğün simgesi olarak elinde para tutan kuklaya takılacak gözleriniz. Sonra saatin sağ yanında çanı çalan ipi çeken ve bize ölümü hatırlatan tahta iskeleti fark edeceksiniz. Ha bir de onun yanındaki eğlenceyi simgeleyen kemanı çalan Türk figürünü. İskelet insanlara ölümün aslında yanı başımızda olduğunu hatırlatsa bile, diğerlerinin onu hiç umursamadığını da hissedeceksiniz.

prag44

Bu arada Powder Tower’a ulaştığınızda belki de hava kararmış olacak. Arada vereceğiniz kahve veya bira molalarını, atıştırmalık ya da yemek aralarını hiç saymıyorum bile.

prag06

Koca bir gün geçti, hatta birçok şeyi atlaya atlaya dolaştık. Hani yarım günde bitirecektik? Benim de bir dediğim bir dediğimi tutmuyor.

Turistik Prag bitti. Şimdi gelelim benim Prag’ıma.

pragcentrummaps

Prag’ın ortasından geçen Vltava nehri, şehri ikiye ayırıyor. Sağda Stare Mesto denen eski şehir ve bunun kuzeyinde Josefov denen Yahudi Mahallesi, güneyinde de Nove Mesto denen yeni şehir bulunuyor. Nehrin solunda ise kalenin bulunduğu Hradcany tepesi ile onun aşağısında benim de favorim olan ve bir daha Prag’a gidersem (umarım giderim) zamanımın çoğunu orada geçirmeyi düşündüğüm Mala Strana (Lesser Town) bölgesi bulunuyor.

prag13

Bir daha Prag’a gidersem, (Gitmem gerek, çünkü Charles köprüsü üzerindeki figürlere hem de aynı anda iki elimle birden dokundum!) Prag kalesi, Charles köprüsü, eski şehir meydanı, astronomik saat, hatta Mustek, Wenceslas meydanı ve ulusal müze hattını bu sefer gerçekten yarım günde gezip bitireceğim.

prag11

prag59

Sonra da kendimi Mala Strana’ya, St. Nicholas kilisesinin karşısındaki yan yana dizili küçük kafelerden birine atacağım.

prag37prag61

Burada Çek yemeklerini yerken, Çek biralarını yudumlayacağım.

prag39 prag51

Kafka müzesini, John Lennon duvarını ziyaret edeceğim.

prag81

Ujezd caddesinde tramvaya binmek yerine Petrin parkına doğru yürüyüp Angelato dondurmacısından dondurma alacağım.

prag40

prag41

Parktaki Komünizm Kurbanları Anıtını şöyle bir dolandıktan sonra funikülerle Petrin tepesine çıkacağım.

prag46prag47

prag60

Buradaki Eyfel kulesinin minyatürü olan Petrin kulesinin merdivenlerini tırmanıp Prag’ın dört bir yanını kuşbakışı izleyeceğim. Parkın içindeki ağaçlıklı yoldan kıvrıla kıvrıla aşağıya inerken yarı yoldaki kafede kahve molası vereceğim.

prag42

Vitezna caddesindeki Olympia restoranın önce bar kısmına oturup biraz aylaklık yapacağım.

prag63 prag62

Sonra da restoran kısmına geçip gulaş çorbası ve kızarmış ördek sipariş edeceğim.

prag07

Legii köprüsüne doğru yürüyüp Kafe Savoy’da pasta ve kahve molası vereceğim. Köprüyü yürüyerek karşıya geçerken üstünde durup kaleyi, Charles köprüsünü, eski şehrin eski yapılarını ve Vltava nehrinde dolanan tekneleri kulaklığımda Smetana’nın “Moldau”su eşliğinde, uzaktan seyre dalacağım.

prag69

prag79

Köprüden merdivenle inilen Strelecky adacığında jazz çalanlara takılacağım biraz.

prag76

Kampa adasında gece kıyıda oturup karşı kıyının ışıklarını izleyeceğim.

prag77 prag78

Ulusal tiyatroda arka sıradan ya da balkondan bile olsa Smetana’nın veya Dvorjak’ın bir operasını izleyeceğim. prag75

prag88

Hafta sonuna denk gelirsem 91 no.lu nostaljik tramvaya binip şehir turu atacağım.

prag54

Letna bahçelerine gideceğim.

prag50

prag55

Yürüyerek parkın içinden Letna tepesine tırmanacağım.

prag56

prag58prag57

Tepedeki bira parkında kızarmış patates ve Prag manzarası eşliğinde ardı ardına Uruquel ve Kozel yudumlayacağım.

prag03 prag05

prag04

Trdelnikçilerin önünden geçerken davetkar kokularına karşı koyamayıp tarçınlı ve vanilyalı, biraz da tatlı bir hamur işi olan trdelnik yiyeceğim yanında naneli limonata ya da espresso ile birlikte.

prag35 prag12

Mala Strana’da neredeyse her iki sokaktan birinde bulunan küçük şarap evlerinde peynir eşliğinde ayak üstü Çek şaraplarının tadına bakacağım.

prag17 prag16

Belki (Van Gogh’un da kulağını kestiği sırada etkisi altında olduğu söylenen) ufak bir Absinth şişesiyle sonlandıracağım geceyi…

prag95

prag52

“Yok, hayır! Ben bunları okuyayım ama yine bildiğim gibi turistik bir Prag gezisi yapacağım! Dancing house falan hep eksik kalmış!” diyenler için yine eksik ama bence önemli küçük notlar:

prag92

1- Aşağıdaki şehir planı Kale, Charles köprüsü, Eski şehir meydanı, Wenceslas square, National museum, Tren garı, Yahudi mahallesi gibi yerlere gidecekseniz yeterli olacaktır.

pragCİTYMAP

2- Çek Cumhuriyetinde para birimi olarak Koruna (CZK) kullanılıyor. 1 TL, yaklaşık 8 CZK ediyor. 1 TL geçen sene 10, bu senenin ortalarında ise 9 CZK idi. Para bozdurmak düşündürücü bir iş.  En iyisi havalimanındayken sadece otobüs bileti almaya yetecek ya da taksi ücreti ödeyebilecek kadar 5-10 euro bozdurmak. çünkü hem düşük kurdan hesaplıyorlar, hem de komisyon alıyorlar. Şehir içinde de Astronomik saatin arkasındaki Franz Kafka meydanında köşedeki camları mavi boyalı döviz bürosu en güvenlisi. Hem en iyi kurdan bozuyorlar, hem komisyon yok, hem de başka bir ülkenin parası ile kandırılma riski yok.

image(1)   image(2) image

3- Şehir içi ulaşım çok kolay. İstediğiniz her yere tramvay, otobüs ya da metro ile gidebiliyorsunuz. Üçünde de geçerli 60 dakikalık, 90 dakikalık ya da 24 saatlik biletler var. İsterseniz daha uzun sürelileri de var ama gereksiz bence.

image(3)

Tramvay ya da otobüste kapıların yanındaki, metroda da peron girişlerindeki makinelerde kartı ilk kullanışta okutmak gerekiyor. O andan itibaren üzerinde yazılı süre kadar geçerli. İstediğiniz kadar inin binin, bir daha okutmanıza gerek yok, yanınızda bulunsun yeter. Arada sırada görevliler rastgele kontrol yapıyor. Bize bir defa, o da akşam geç saatlerde denk geldi. Zaten ucuz, hiç maceraya gerek yok. Biletin altındaki sarı üçgen kısım makineye sokulunca tarih ve saati basıyor. Dikkat ettiyseniz 32’lik bileti hem ters, hem de birkaç defa okutmuşum.

tram+metro map

Prag’da ikişer noktada birbiriyle kesişen üç metro hattı var. Ayrıca kalan yerlere de tramvay ile aktarmalı olarak çok rahatlıkla gidebiliyorsunuz. Havalimanından 119 numaralı otobüs, metronun A hattının (yeşil) Nadrazi Velezlavin istasyonuna kadar geliyor. Buradan metroya binerek merkeze gitmek mümkün. Eski şehir meydanına en yakın olan istasyon, Mustek. Ayrıca B hattıyla da (sarı) burada kesişiyor. 110 numaralı otobüs de havalimanından metronun B hattının ilk istasyonu olan Zlicin’e kadar gidiyor. Zlicin’den de Mustek istasyonuna gidilebilir ama daha uzun sürüyor. Kırmızı hat ile yeşil hat Museum istasyonunda kesişiyor. C hattında (kırmızı) Museum’dan sonraki Hlavni Nadrazi istasyonu, tren garına açılıyor. Bir sonraki istasyon Florenc’in yakınında ise otobüs terminali var.

4- Fazladan bir gününüz varsa otobüs, tren ya da turlarla gidilecek Karlovy Vary, Dresden, Terezin nazi Kampı gibi başka yerler de var.

prag83

Ben olsam, 90 kilometre uzaklıktaki Plzen’i tercih ederdim.

5- Çek biraları: Çok fazla çeşit ve özellikte bira (pivo) var. Benim favorim Pilsner Urquell ve Kozel oldu.

prag98 prag99

Herkesin damak tadı farklı ama şimdiye kadar içtiklerim bira ise, bunlar ne? Bunlar biraysa benim şimdiye kadar içtiklerim neydi?

6- Araç kiralamak; bence gereksiz. Çünkü hem şehir merkezinde park edecek yer bulmak sorun, hem de Prag yürüyerek gezecek kadar küçük. prag94

Ayrıca toplu taşıma hem kolay, hem ucuz, hem de eğlenceli.

prag91

Belki fantazi olsun diye, 1200 CZK (150 TL) vererek üstü açık antika arabalardan birisiyle şehir turu atılabilir.

prag87

Ya da segway ile Prag turu yapılabilir.

7- Yeme içme:

prag90

Biz gittiğimiz yerlerde orada ne yeniyorsa, onları yemeye çalışıyoruz. Çek mutfağı çok bilinmiyor, ama et ağırlıklı yemekleri var. Gulaş yemeği ve çorbası, geyik eti, ördek gibi tatlar denenebilir. Bunların yanında bir İtalyan pizzası ya da fast food uzak doğu yemeği de neden olmasın!

prag89

Turistik merkezlerde daha çok turistlerin gittiği yerlere gitmektense, tabelaları ve menüleri İngilizce olmayan, gösterişsiz yerleri tercih etmek daha mantıklı. Giriş katlarında, hatta yarım kat merdiven inilerek girilen tipik Çek lokantaları ya da bira bahçeleri (Pivnice) daha başarılı ve daha ucuz. Fiyatlar hafta içinde ve haftasonunda  farklı!

8- Alışveriş: Oradan alacağınız herşey buradakinden ya da başka yerdekinden farklı olmayacak. Parizska caddesinde gezerken Nişantaşında ya da Tunalıda gibi hissedebilirsiniz.

prag84 prag86

prag85

Ama yine de hediyelik ufak tefek birşeyler almak isterseniz, en uygununu Stare Mesto’daki Havelska sokağında kurulan pazarda bulabilirsiniz.

9- Müzelerden hiç bahsetmedim. İstemeyeceğiniz kadar çok müze var Prag’da. Üstelik de her konuda. Ulusal Müze birinci sırada. Kale çevresindekiler de önerilir. Bizim şansımıza da bu düştü!
prag96prag97

İyi eğlenceler…

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 10 Yorum

Saraybosna

SARAYBOSNA / SARAJEVO

Saraybosna’da kiraladığımız apartman dairesinde ev sahibi karı-koca bize evi tanıttıktan sonra, onlara kendime nereden bir mont alabileceğimi sordum. Pazar günü olduğu için hiçbir yerin açık olmadığını söylediler. Yüz ifademi görünce, ev sahibi kendi evine gidip yarım saat sonra bir kucak dolusu montla döndü. Aralarından üstüme uyan bir tanesini seçtim ve kendimizi Saraybosna’nın sokaklarına attık daha fazla zaman kaybetmeden… sb003 Biraz başa saracak olursak; Nisan ayının başında kızımın okulundaki bahar tatili nedeniyle önceden program yapmış ve Saraybosna’da birkaç gün geçirmeye karar vermiştik. Ankara’dan İstanbul aktarmalı olarak gidecektik. Atatürk Havalimanında elimizi kolumuzu sallaya sallaya, rahat rahat dolaşabilmek için de her zaman olduğu gibi çantalarımızı bagaja vermiş, hatta montlarımızı da içine koymuştuk. Karlı ve soğuk bir Nisan öğleden sonrasında Saraybosna’ya inip de bagaj konveyörü boşalınca benim bagajımın İstanbul’da kaldığını anlamıştık. Dışarıda sıcaklık sıfır dereceydi, lapa lapa kar yağıyordu ve ben gömlekle dolanıyordum ortalıkta!

Resim1

Gezginler için mevsimlerin ve ufak aksaklıkların önemi olmadığını hatırlayarak hemen bir araba kiraladık ve kalacağımız apartman dairesine doğru yola koyulduk. sb004 Kaldığımız yer, eski Saraybosna’nın merkezi sayılan Başçarşı’ya çok yakındı. Savaşta yakılmış ve sonrasında yeniden yapılmaya çalışılmış milli kütüphanenin karşı kıyısındaydı. Saraybosna’yı ortadan ikiye bölen Miljacka nehrinin üstündeki köprülerden biri olan Seherija köprüsünden geçerek eski bir Osmanlı Çarşısı olan Başçarşı’ya 250 metrede ulaşılıyordu. sb44 sb001Önce hızlıca bir keşif turu yaptık. Başçarşı’daki hediyelik eşya dükkanlarına göz attık, ahşaptan yapılma eski Sebil’in etrafında turladık.

sb006                     sb009sb007        sb008 sb019   sb018 Başçarşı’da hepsi de birbirine çok yakın olan Brusa Bedestenini, Gazi Hüsrev Bey bedestenini, medresesini ve camisini, tarihi saat kulesini, Ferhadiye camisini, tarihi sinagogu (star hram), katedrali (srca Isusova), sırp Ortodoks kilisesini, Morica hanı dolaştık zaman kaybetmeden. Saraci caddesinde ve onun devamı olan Ferhadiye caddesinde gezindik. sb005 sb002 Üşüyünce ve acıkınca Bravadziluk sokağındaki Ferhatovic köftecisine attık kendimizi. Metal tabakta, yanında kıyılmış soğan ve ızgaradaki köftelerin yağına bastırılmış pidenin arasında getirilen (bize biraz tuzlu gelen) köftelerimizi yedik afiyetle. sb017       sb016 sb031 Yeni bir Saraybosna sabahına dinlenmiş bir şekilde uyanır uyanmaz, kahvaltı için yine Başçarşı’ya gittik hemen. Bravadziluk sokağındaki Bosna Börekçisine oturduk ve çay eşliğinde nefis Boşnak börekleriyle kahvaltımızı yaptık. (Daha sonraki sabahlarda kahvaltımızı Başçarşı’daki Sac börekçisinde yaptık. Porsiyonları daha doyurucu ve daha lezzetli geldi bana).

Kahvaltının ardından bu sefer sakin sakin, eski Saraybosna’daki gezilecek yerleri gezdik yeniden. sb013

sb021Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan dönemine, oradan da günümüze uzanan anların, izlerin peşinden gittik.

sb020

1992-1995 yılları arasındaki 3 yıllık kuşatmanın izlerini silmek istemeseler de ben görmezden gelmeye çalıştım ama çok başarılı olamadım. sb022        sb023 Yine de okuyanları kederlendirmemek için sadece en masum mermi izlerini görüntülemeye çalıştım. sb027Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip’in, Avusturya tahtının veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ve eşini öldürdüğü Latin Köprüsünü adımladım boydan boya. sb011Köprüden karşıya geçip At Mejdan’da soluklandım ve günlük koşuşturma içinde olan şehir sakinlerini gözlemledim bir süreliğine. Sıkılınca soğuk Miljacka nehrinin kıyısında kısa yürüyüşlere çıktım. Üşüdüğümde şirin ve sıcak bir yer aradı hep gözlerim ve Cevabi – Boreg – Bosnian caffe üçlüsünü tattım her canım çektiğinde. sb025    sb024   sb034    sb033  sb035    sb032  Tutkum olan tramvayları takip ettim eskiden yenilere doğru. Eskimiş koltuklarında otururken bu şehirliymişim gibi hayal ettim kendimi. sb037 Akşam olduğunda birbirine benzeyen ve içinde sıcak sohbetlerin koyulaştığı kafelerde Boşnak kahvesini yudumladım keyfini çıkararak. sb030               sb028

Bosna bağlarındaki üzümlerden yapılan lezzetli şaraplardan tattım, Saraybosna’da üretilen biraları denedim.

Ama en güzeli, kendimi hiç yabancı gibi hissetmedim bu şehirde…

Resim2Sonunda bir kez daha, gerçek bir gezgin için zamanın ve mekanın sadece ufak bir ayrıntı olduğunu fark ettim…

SARAYBOSNA’YI  MERAK EDENLERE NOTLAR:

  1. Başçarşı: Eski Saraybosna’nın eski bir Osmanlı çarşısı. Safranbolu, Bursa, İznik, Beypazarı, Hamamönü karışımı bir yer. Gezip görülecek önemli yerlerin çoğu hep burada ya da buraya yürüme mesafesinde bulunuyor. Tarihi sebilden saat kulesine, camilerden bedestenlere, kilise ve katedralden sinagoga, hediyelik eşya dükkanlarından börekçilere, köftecilere ve kahvecilere kadar hepsi iki adım uzaklıkta birbirine. Bir günde rahatlıkla hepsi tamamlanır.
  2. Başçarşı Sebili: Ilıca mahallesinde, başçarşının girişinde, yapımı 1755’e uzanan bir buluşma noktası sanki.                                                                sb38 - Kopya2
  3. Latin Köprüsü: daha önce değindiğim gibi, 1. Dünya savaşının başlamasına dekor olarak katkıda bulunmuş, Miljacka nehrinin üzerindeki köprülerden birisi. Köprüden karşıya geçince de At Mejdan’a ulaşılıyor.                  sb012
  4. Umut Tüneli (Hope Tunnel, War Tunnel): Havaalanının bitişiğinde, bir evin içinden giriliyor 800 metrelik tünele. Kuşatma zamanında yapılmış ve bu tünel sayesinde Saraybosna’da yaşayan halka gıda ve destek malzemelerinin ulaştırılması mümkün olmuş.
  5. Vjecna Vatra (Sonsuz Ateş): Dünya savaşında ölen asker ve sivillerin anısına 1946 yılında yapılmış ve o günden bugüne sönmeden yanıyormuş (Birkaç ufak kaza ve sakarlık hariç).                                                                             sb010
  6. Cevabi (Bosna Köftesi): İnegöl köftesine benziyor. Metal bir tabakta kıyılmış soğan ile birlikte ve köftenin yağına bastırılmış pidenin arasında servis ediliyor. Hamburger köftesi gibi büyük bir disk şeklinde yapılanına da Pljeskavica deniyor. Köftecilere ise Cevabdzinica.
  7. Boreg (Boşnak Böreği): Yemeden dönülmez. Çoğunlukla kıymalı oluyor (boreg). Ama patatesli (krampiruşa), peynirli (sirnica) ve ıspanaklı da (zeljanica) yapılıyor. Önce karışık bir porsiyon alıp, sonra hangisini severseniz ona yönelebilirsiniz. Mesela benim favorim patatesli. Artanını da paket yaptırırsınız (artarsa!). Bir porsiyonu 250 gram ve oldukça tatmin edici. Özellikle Başçarşı’da, ama neredeyse her yerde küçük küçük börekçi dükkanları var ve bunlara da boregdzinica deniyor. Bu arada fırınlara da Pekara.
  8. Bosna Kahvesi: Aslında onlar da Türk Kahvesi diyor. Bakır tepsi içinde, bakır cezvede ve kulpsuz fincan ile geliyor. Yanında da birkaç tane lokum ve su. Ayrıca sert olduğunu düşünüp hafifletmek isteyenler için bir cezve ile kaynatılmış su da getiriyorlar. Servisi de kendiniz yapıyorsunuz. Hazırlarken önce bir cezveye kahveyi koyuyorlar, başka bir cezvede kaynattıkları suyu kahvenin üzerine döküp, bir taşım daha kaynatıyorlar. Afiyet olsun!                       sb029
  9. Saraci Caddesi: Başçarşı’da, görülecek yerlerin çoğunun yan yana, karşı karşıya sıralandığı çok şirin, bence bir sokak. Gazi Hüsrev bey Medresesini geçince Ferhadiye Caddesi olarak devam ediyor. İstiklal Caddesinin küçültülmüşü gibi bir havası var sanki Ferhadiye’nin. Bu caddenin ucunda da sonsuz ateş bulunuyor. Devamında da Mareşal Tito Caddesiyle birlikte artık Yeni Saraybosna başlıyor. Yani AVM’ler, iş merkezleri, plazalar, yüksek oteller, parlamento binası, ticaret merkezleri gibi yerler.
  10. AVM Tutkunlarına: Marsala Tita Caddesinde ve devamında BBI Centar, Alta Shopping Centar, SCC (Sarajevo Centar). Saraybosna’nın yeni yüzü. Tüm dünyadaki benzerleri gibi. Alta’da VaPiano bile var.   sb036sb015
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 5 Yorum

Adana

ADANA ve KEBAP

ada01

Baştan anlaşalım, Adana turistik bir kent değil bir kere. Ama Adana, 24 saat yaşayan bir kent. Daha doğrusu 24 saat (KEBAP İÇİN) yaşayan bir kent! Belki bin tane kebapçı vardır. Ama en iyisi hangisi derseniz, herkesin cevabı farklı olacaktır. En iyisi alıştığın, tanıdığın, hoşlandığın kebapçı sonuçta. Herkes bir anısı olduğu kebapçıyı ve kebabını birinci sıraya yerleştiriyor. Doğru da yapıyorlar.

ada02     ada03

ada05     ada07

Tamam, büyük saat, küçük saat, Ulu cami, Taşköprü, Seyhan nehri, baraj kıyısı, merkez park, kazancılar çarşısı, tarihi kız lisesi, Ramazanoğlu konağı, bu coğrafyanın en büyük camisi olan Sabancı Merkez Camii gibi yerler var ama, yine de Adana’ya turistik bir anlam katamamışlar. Hepsi bir parça günlük hayatın içinde Adanalı için.

ada06

Kebabı, ciğeri, şalgamı, bici bicisi, çeşit çeşit tatlıları ve diğer lezzetleri de tartışılmaz ama, bunlar da hayatın içinden, gerçek ve doğal tatlar bana kalırsa. İyi ki de öyle…

ada08

Yemekler bitmek üzereyken fotoğraf çekmeyi hatırlamak da bunun en büyük kanıtı!…

ada09             ada10

Bir bakarsınız, hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemediğiniz görüntüler beliriverir karşınızda.

ada11

Kısacası, Gizemlidir Adana!  Her çeşit güzelliği ve çelişkiyi barındırır içerisinde…

ada04

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 9 Yorum

Dalyan

DALYAN01

Dalyan, aslında bizlerin pek önemsemediği, ancak dünyanın her köşesinden bazı insanların güzelliğini keşfettiği ve tutkunu olduğu ilginç bir yer. Belki de bizim beklentimiz deniz, kum, güneş üçlüsü olduğundan, belki de herşey dahil 5 yıldızlı tesisler olmadığından, belki de akşamları bol gürültülü kalabalık yerler olmadığından, belki de sakin sakin dinlenip kitabımızın sayfaları arasında kaybolmak pek ilgimizi çekmediğinden, hep görmezden geldiğimiz, gizli bir yer.

Bu yaz sonunda, bir rastlantı sonucu öğrendiğimiz Aktaş Pansiyon’da kaldık. Hemen kanalın kıyısında, Kaya Mezarlarıyla karşı karşıya, 5 odalı şirin bir yer. Önünüzden geçen tekneleri izleyerek nefis bir kahvaltı yapabileceğiniz, akşam da fonda aydınlatılmış Kral Mezarlarını seyrederek balığınızı yiyebileceğiniz; sağındaki, solundaki, yakınındaki çok sayıdaki benzerleri gibi küçük ama sevimli bir yer.

DALYAN10         dalyan21Kalınca da öyle bir yerde kalmak gerek. Kanalın kıyısında, hatta odası kanala (ve kaya mezarlarına) bakan bir yerde.

Bir zamanlar Caretta Caretta cinsi dev deniz kaplumbağalarının yumurtladığı sahil olarak ünlenen İztuzu Plajına gitmek isterseniz, kaldığınız yerdeki birilerine söylemeniz yeterli. Dolmuş – motor kooperatifine telefon ederler ve tekneniz gelip sizi otelinizin iskelesinden alır.

DALYAN02

DALYAN03

20 -25 dakikada da sazların bir labirente çevirdiği kanaldan kıvrıla kıvrıla keyifli bir yolculukla İztuzu Plajına ulaşırsınız.

DALYAN11

Gölde kaplumbağaları izlemek, benzeri az bulunan plajda güneşlenmek ya da benzeri az bulunan denizde serinlemek size kalmış. Eminim, tekrar tekrar gelmek isteyeceksiniz bizim yıllardır yaptığımız gibi.

Dalyan küçük ama şirin bir kasaba. Akşamları kalabalığa karışıp dolaşabileceğiniz gibi, kafanıza göre bir yerlerde oturup keyfini de çıkartabilirsiniz. Ama mavi yengeç ve nar suyu gibi mutlaka tadılması gereken lezzetleri de unutmadan.

DALYAN08    DALYAN07

Son gidişimizde, Dalyan’dan karayolu ile İztuzu Plajına giden yolda Dalyan’a 2,5-3 km. uzaklıkta “Nardanesi” isimli bir yer keşfettik. Nar suyu ve narlı dondurması inanılmaz bir deneyim. Bahçe içerisinde, arkasındaki uçsuz bucaksız nar bahçelerinin bitişiğinde, keyifli, samimi, şirin bir yer.

DALYAN06

Gözleme, köfte gibi şeyleri de uygun fiyatla yemek mümkün ama kendi yaptıkları çeşit çeşit doğal reçellerden tadıp almayacaksanız, en azından büyük bir bardak buzlu nar suyu içmeyecekseniz neden gideceksiniz ki!

Hepsi bu kadar mı?

1- Mavi yengeç :

dalyan24

Piştiğinde de mavi kalmasını beklemeyin. Ama bunu da en azından bir kere denemek gerek bence.

2- Köyceğiz : Linkte ayrıntısı var, pazartesi günü kurulan Köyceğiz pazarını unutmayın.

3- Sarıgerme : Bu da ayrıntılı olarak başka yazıda var. Kum zambaklarını yok olmadan görmeli.

4- Yuvarlakçay : Bir kaç saatliğine alabalık yedikten sonra geri dönmek için plan yapılır, ancak tüm gün sıkılmadan kalınır.

DALYAN16DALYAN15Alabalık sonrası demlikle çay içilir. Suya doğru sallanan salıncakta sallanılır. Cesaretiniz varsa buz gibi suya girilerek zaten serin olan havada iyice serinlenir. Dönerken, yolun kötü olmasına karşın “İyi ki gelmişiz!” denir. Nasıl mı gideriz? Harita aşağıda. Zeytinalanı’ndan da gidiliyor ama yolu çok kötü. Beyobası’ndan girilirse daha rahat ulaşılır.

yuvarlakçay

DALYAN09

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , | 2 Yorum

Amsterdam

ams31

Belki de hakkında en çok konuşulan ve yazı yazılan kentlerden birisi Amsterdam. Hatta en çok kişi tarafından görüleni de. Bütün bu bilinenlerin yanında ben yine kendi gözümden Amsterdam’ı anlatmaya çalıştım. Herkesin gözünden kaçan fotoğrafları paylaşmaya çalıştım.

ams30

Eylül’ün son haftası gitmeden önce hava durumuna baktığımda alışılanın aksine havanın açık ve sıcaklığın 24 derece olacağını gördüm ve risk alarak çantamdan montumu çıkardım. A ve B planı yapmıştım kendime göre. Hava yağışlı ve soğuk olursa müzeleri gezecek, kapalı ortamların tadını çıkaracak, açık olursa da daha çok açık alanlarda dolaşacaktım. B planını uyguladım. Müzelerin sadece bahçelerini ve çevrelerini gezmekle yetindim bu seferlik.

ams06  ams11

ams29

İlk  önce bir saatlik turla Amsterdam kanallarını dolaşan gezi tekneleriyle kanalları ve Amsterdam’ın eski evlerini gördüm.

ams05

Köprülerin altından geçtim, tekne evlerde yaşayanları hayranlıkla izledim.

 

 

ams08

Amsterdam’ın en dar evini son anda fark edebildim.

 

ams09

Çok katlı bisiklet parkını gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim.

ams07

Evlerin çatılardaki kancaların, dar olan merdivenler yerine eşyaların üst katlara taşınmasına yaradığını öğrendiğimde, “ben bunu niye düşünemedim” diye şaştım kendime.

ams36Şehrin meydanlarında, kanal kıyılarında, parklarında, romantik köprülerinde geçirdim zamanımın çoğunu. Amsterdam’ın kimi zaman renkli, kimi zaman da kendi halinde ve sakin, ama her zaman ilgi çekici sokaklarında dolaştım avare avare. Dinlenmek için köşe başlarındaki küçük ve sevimli kafelere oturup, bir taraftan kahvemi yudumlarken, diğer taraftan da sokaktan gelip geçenleri izledim sanki yıllardır orada yaşıyormuşçasına.

ams02

ams01

Peynirci dükkanlarında çeşit çeşit Hollanda peynirlerinin tadına baktım doymak bilmeden. Acıktığımda, sokak aralarındaki küçük Arjantin restoranlarına ya da İtalyan pizzacılarına uğradım.

ams50 ams51

Tramvaylara bindim indim defalarca. Her seferinde hemen en arka kısmına geçtim biliyormuşçasına.

ams48

Centraal Station’dan Dam meydanına kadar bir elimde büyük boy patates kızartması külahıyla Damrak caddesi boyunca yürüdüm kendinden emin adımlarla.

ams12

Madame Tussaud müzesinin önünde kalabalığa karıştım, sokak göstericilerini izledim.

ams26

Oradan Begijnhof’a yürüyerek içinden geçtim sanki daha önceden biliyormuş gibi.

ams41  ams42

Amsterdam’ın en eski evi sayılan 34 numaralı siyaha boyalı eve de göz ucuyla bakmayı ihmal etmeden.

ams46

Daha önce defalarca gelmiş gibi Singel’e uğrayıp çiçek pazarında dolandım hızlı adımlarla. Hatta Albert Heijn marketlerine bile girdim arada sırada. Ardından Reguliersbreestraat üzerindeki mağazalara da göz atarak Rembrandt meydanına ulaştım.

ams14

Ressam Rembrandt’ın “Night Watch” isimli tablosundan esinlenerek yapılmış heykellere dokundum, mariuhanna kokan coffee shopların önlerinde oyalandım bir süre. Hemen yanındaki Thorbeckeplein’ı da ihmal etmedim.

ams52Leidseplein’deki neşeli insanların doldurduğu kafelerde oturdum.

ams17

Hava kararınca da Amsterdam’a uğramış herkes gibi “Red Light District”in kendine çeken kırmızı ışıklarını takip ettim.

ams19

Museumplein’a geçerek klasik haline gelen I Amsterdam yazısının önünde fotoğraf çektim.

ams20

Bu meydanda bulunan Van Gogh müzesinin, Amsterdam’ın en büyük ve önemli müzesi olan Rijks Müzesinin, Stedelijk müzesinin etrafında dolaştım. Müze girişlerindeki uzun kuyruklara takıldı gözlerim. Red Light bölgesi yakınlarında bolca duyduğum Türkçe sözcükleri burada da duyabilmek için boşu boşuna kulaklarımı kabarttım!

ams22

Şehrin her yerini kaplayan bisiklet yollarında çok sert ve hızlı bisiklet kullanan Amsterdam’lılara özensem bile, yine de çoğunlukla daha rahat ve görselliği fazla olan Westerpark ve Vondelpark’ta sakin gezintiler yaptım kontrapedallı (pedaldan frenli) eski bisikletimle.

ams35

Westermarkt yakınında bulunan, yıllar önce hatıra defterini okuduğum ve çok etkilendiğim Anne Frank Müzesine gittim.

ams49

Prinsengracht ile Reestraat köşesindeki küçük kahve evinde kahvemi yudumladım. Bir taraftan etrafı izleyip, diğer taraftan da bir sonraki gezilerimle ilgili derin hayallere daldım.

ams23

Amsterdam ile ilgili detaylı bilgi, ipuçları, öneriler:

1- Nerede kalınır?

Amsterdam’a gelenler genellikle şehir merkezindeki daha eski, oldukça küçük ve konforsuz, üstelik çok pahalı olan otelleri tercih ediyorlar şehrin kalbine daha yakın olabilmek için. Ben, Güneybatıda, Vondelpark’ın biraz daha uzağında, merkeze yaklaşık 6 km. uzaklıktaki Delflandlaan semtinde bulunan 4 yıldızlı Best Western Premier Couture otelinde kaldım. Çok doğru bir tercihti. Otel, bir binanın yenilenmesiyle 2014 Ağustos’ta açılmış. Herşey çok yeni ve çok kaliteliydi. Odası da oldukça büyüktü. Otelin hemen önündeki tramvay durağından geçen 2 numaralı tramvay ile 20 dakikada merkeze ulaşılabiliyordu. Kahvaltısı da oldukça tatmin ediciydi. İnternetten alırsanız ya da sabah haber vermeden kahvaltıya inerseniz 15 euro. (Ancak akşam resepsiyondan rezervasyon yaptırırsanız 12.50 euro).

2 numaralı tramvay Centraal station’un önünden kalkıyor ve neredeyse Amsterdam’ın bütün görülecek mekanlarından geçerek otele ulaşıyor. Dam meydanı, Amsterdam Tarih Müzesi, Begijnhof, Sindel’deki çiçek pazarı, Leidseplein, Museum plein (Rijks Museum, Van Gogh Museum, Stedelijk Museum ve I Amsterdam yazısının bulunduğu büyük havuzlu meydan), Vondelpark gibi yerler hep bu tramvay güzergahında. Belki de dünyadaki en verimli ve en güzel manzaralı tramvay hattı budur.

ams53     ams54

Bu otel Schiphol Havalimanına da oldukça yakın. Schiphol’den Amsterdam Centraal’e giden banliyo treniyle bir durak (Lelylaan istasyonu) sonra inip moda fuarı merkezinin içinden 800 metre yürümek gerekiyor (Biletler, istasyonların girişindeki bilet makinelerinden alınabiliyor. 3.80 euro). Ya da Schiphol’den 69 numaralı otobüse binip Antwerpenbaan durağında  2 numaralı tramvaya aktarma yaparak otelin önündeki Delflandlaan durağında inmek mümkün.

Cuma ve Cumartesi geceleri için Amsterdam’daki otellerin fiyatlarının neredeyse ikiye katlandığını da akılda tutmakta fayda var.

2- Şehiriçi Ulaşım:

Schiphol Havalimanındaki Tourist Information ofisinden 72 saatlik otobüs, metro ve tramvaylarda geçerli ulaşım kartı aldım 16.50 euro’ya. Bu kartın 24 ve 48 saatlik olanları da var, sürücüler tarafından ya da metro istasyonlarından temin etmek mümkün. Kart, araçların girişindeki makineye kartı okutunca devreye giriyor. O andan itibaren süresi boyunca geçerli. Tramvay ve otobüslerde hem girerken, hem de çıkarken kartı makinelere okutmak gerekiyor. Check in yaparken bir bip ötüyor ve yeşil ışık yanıyor, check out’da iki bip ötüyor ve yeşil ışık yanıyor. Tramvaylarda kolaylık olsun diye en öndeki ve arkadan ikinci kapı biniş için ayrılmış ama şart değil. İki numaralı tramvay, güzergahının verimliliği açısından en çok kullandığımdı. Ama 10, 5 numara gibi başka tramvayları da sıklıkla kullandım 3 gün boyunca. Durağa gelmeden önce durak isimlerini anons ediyorlar. Ayrıca önemli aktarma noktalarında da haber veriyorlar. Duraklarda hangi tramvay ya da otobüsün kaç dakika sonra geleceğini bildiren monitörler de var.

3- Ne yemeli içmeli?

Amsterdam’ın kendine özgü bir mutfağı olmadığı düşüncesindeyim. He yerde her şey denenebilir. Et ağırlıklı Arjantin restoranları çok sık. İtalyan restoranları da öyle. Ancak Centraal Station’un karşısından girilen ve Dam meydanına çıkan Damrak caddesinin başlangıcındaki külahta patates kızartması satan yerlerden patates kızartması en az bir kere denenmeli. En yakındaki “Manneken Piss” isimli patatesçi çok popüler, önünde sürekli uzun kuyruk oluyor ama diğerleri de tat açısından çok farklı değil.

Eetcafe deilen küçük kafeler de oldukça çekici. Amsterdam’lıların tercihi geleneksel Amsterdam Pubları da (Bruin cafe / brown cafe) hem bir şeyler atıştırmak, hem de bir şeyler içmek için gidilebilecek yerler arasında…

4- Hollanda Peyniri:

ams34   ams32

Amsterdam’ın merkezinde çok fazla peynir dükkanı var. İçinde de çeşit çeşit peynirler. Klasik çiftlik peynirlerinden, Edam’a, baharatlı onlarca çeşit Gouda peynirlerine kadar her yaşta ve her lezzette peynir bulmak ve hepsini de tatmak mümkün. Bir önceki maddedeki “ne yemeli” sorusunun yanıtı, “bu peynircilerde peynir tadımı” bile olabilirdi! Çoğu vakumlu satılıyor. Genç olanları kağıda sarıyorlar. Peynir tadım tabaklarının yanında hardal kavanozları da var ve ince dilimlenmiş peynirin üzerine bir parça hardal sürerek deneniyor genellikle. İlk defa bu şekilde denedim ama, peynir ve hardal ikilisi muhteşem bir birliktelik bence. İnce dilimlemekte kullandıkları rendeye benzeer alet de klasikleşmiş. Böylece peynirin daha iyi oksijenlenmesi ve tadını bulması sağlanıyormuş. Old Amsterdam, Henri Willig, De Kaaskamer gibi zincir peynirciler var. Turistik bölgelerdeki bu peynircilerin fiyatları da birbirine yakın. Albert Heijn market zincirlerindeki peynir reyonları da oldukça zengin.

ams55

Benim tercihimse, nerede ve hangi konuda olursa olsun, mahallede yaşayanlara satış yapan mütevazı mahalle dükkanları. Yani bizdeki yufkacı, yumurtacı, kasap ya da ekmek fırınları gibi. 2 numaralı tramvay ile otele dönerken Museumplein ile Delflandlaan arasındaki Hoofddorpplein’de buldum aradığımı. Daha önce gözüme takılmıştı zaten. Hoofddorp meydanında tramvaydan inerek meydandaki peynir dükkanına girdim ve tezgahtaki peynirci teyze ile hem sohbet ettim, hem de diğer zincir mağazalarda bulunmayan peynirlerinin tadına baktım. Hayran kaldığım akıcı ingilizcesiyle de oldukça bilgilendim.

Bu arada Gouda ve Edam, Hollanda’da iki şehir. Yani Ezine ya da Kars gibi…

5- Kanal Turu:

İlk başlarda yapılması gerekenlerden. Böylece gezilecek yerler ve konumları hakkında da bir ön bilgi edinilmiş oluyor.Genellikle Amsterdam Centraal denen ana tren istasyonu civarındaki iskelelerden başlıyor, birkaç farklı firma var. Tur yaklaşık 1 saat sürüyor. Kanallar boyunca gezdirirken aynı zamanda İngilizce olarak görülecek yerlerin yanından geçerken anlatıyorlar. Rahat fotoğraf çekebilmek için camı açılabilen bir yer seçmek daha uygun olur. En ünlüleri New Holland ve Blue Boat Company. Ama diğerleri de yaklaşık aynı kalitede. Bilet için çok sıra bekleyip üstelik pencere kenarında oturmama olasılığı yerine, pencere kenarında oturabileceğiniz bir botu seçmek daha anlamlı bence.

6- Dam Meydanı:

ams28    ams27

Amsterdam’ın merkezi. Tren garından Damrak caddesini takip ederek yürürseniz yaklaşık 700 metre. Kraliyet Sarayı, Madame Tussaud Müzesi, Amsterdam Ulusal Anıtı bu meydanda. Günün her saati kalabalık. Gösteri yapanlar, müzik yapanlar, heykel gibi duranlar çoğunlukla bu meydanda. Meydanın hemen yanında Nieuwe Kerk ve alışveriş merkezine çevirilen Magna Plaza da var.

7- Begijnhof:

ams25

Şehrin merkezinde, 15. yüzyıldan kalma , içinde bir İngiliz kilisesi ile büyük bir bahçeye bakan eski evlerin olduğu ve halen bekar kadınların yaşadığı bir bölge. Amsterdam’ın en eski evi olduğu söylenen siyah tahta ev de bu avluda bulunuyor. Spui denen yerde. Girişleri çok küçük, gözden kaçabiliyor. Kalabalığı takip etmek en iyi çözüm.

8- Çiçek Pazarı :

ams45

Singel denen bölgede bulunuyor. Aslında büyük salları kıyıya sabitlemişler, üstlerini kapatmışlar, yan yana hediyelik eşya dükkanları oluşturmuşlar. Çeşitli çiçekler, lale ve diğer çiçek soğanları, tahta pabuçlar, magnetler, ufak tefek çeşitli hediyelik eşyalar satılıyor bu dükkanlarda bütün gün boyunca.

9- Leidseplein:

ams52

Restoran, kafe ve barların bulunduğu çok hareketli bir meydan. hatta gün boyunca burada zaman geçirilebilir bile. Eğlenceli bir yer. 1, 2, 5 ve 6, 7, 10 numaralı tramvaylar bu meydanda kesişiyor.

10- Red Light District:

ams16

Paris’e gidip de Eyfel kulesini görmemek, İstanbula’a gidip boğazı görmemek ya da Moskova’ya gidip de Kızıl Meydanı görmeden geri dönmek gibi birşey. Zaten hakkında herkes az çok birşeyler biliyordur. Kadın-erkek, yaşlı-genç, çoluk-çocuk, herkesin mutlaka geldiği, sanki bir tatil kasabasında akşam yemekten sonra sahilde yürüyüşe çıkmış gibi dolaştığı, AVM’de mağaza mağaza dolaşıp vitrinde çanta, elbise bakıyormuş gibi iç çamaşırlı her çeşit kadınlara baktığı enteresan bir bölge!

11- Heineken Experience:

ams24

1867 yılında Heineken biralarının üretimine başlanan bu fabrika, 4 katlı bir müze işlevi görüyor. Şart değil, ama oldukça ilginç bir deneyim. Giriş ücreti 18 euro. Ama bazı broşülerde, haritalarda 2-3 euroluk indirim kuponları ile indirimli girmek mümkün.

ams43    ams39

Önce kuruluş öyküsünün anlatıldığı bir alana giriliyor. Sonra fotoğraf için dekorların bulunduğu bir alan var. Daha sonra dört temel malzemenin bulunduğu bir alanda yapım aşamaları anlatılıyor. Üst kata çıkınca büyük kazanların olduğu mayalanma ünitesine geçiliyor. Çıkışında da at kokularıyla birlikte uzun bacaklı siyah atların bulunduğu bir ahırın yanına geliniyor. ilk yıllarda ürünün diğer şehirlere taşınmasında çok önemi oldukları için bunlara ayrı bir değer verdiklerini anlatıyorlar. Asıl eğlenceli bölüm, “Bira olmaya hazır mısınız?” sloganıyla içinde 20 kişilik hareketli platformun bulunduğu çok boyutlu sinema salonuna girilen bölüm. Videoda sevimli bir adam arpanın bira olana kadarki serüvenini anlatıyor ama bu arada hareket ediyor, kazandan sıçrayan suyla ıslanıyor, fırınlanma aşamasında ısınıyor, boş şişeler bantta doluma giderken sallana sallana dans ediyorsunuz.

Kalanı da oldukça eğlenceli ama hepsini anlatırsam tadı kaçacak.!

12- Bisiklet:

ams37

Amsterdam tam anlamıyla bir bisiklet şehri. Bütün öncelik bisikletlilerde. Oldukça hızlı ve agressif bisiklet kullanıyorlar, yollarına girmemeye çalışın. İnsan yaya olduğunda bisikletliler kızıyor ama kendisi bisikletli olduğunda da bu sefer içgüdüsel olarak yollarına çıkan yayalara kızar hale geliyor. Bisiklet, gezinmekten çok ciddi bir ulaşım aracı. Amsterdam’ın nüfusu 750 bin civarındaymış ama söylenene göre de senede 2 milyon bisiklet çalınıyormuş. Bisikletlerin çoğu gösterişsiz ve eski, klasik kontra pedallı ve vitessiz. Zaten bu düz ülkede başka bir şeye de gerek yok. Bisiklet kiraları günlük 10-15 euro arasında değişiyor. Günlük 3 euroya da hırsızlık sigortası yaptırıyorsunuz isterseniz. Size iki tane çok kalın zincirli bisiklet kilidi veriyorlar. İkisini farklı kombinasyonda kullanmanızı öneriyorlar. Bisiklet bunlara rağmen çalınırsa da sigorta şirketleri kilitlediğiniz zincirin anahtarlarını istiyorlarmış.

13- Coffeshop:

ams15

Hollanda’da uyuşturucu serbest. Coffeshop denen yerlerde marihuana hem satılıyor, hem de içiliyor serbestçe.  Sokaklarda dolaşırken burnuma gelen nargile ya da puro kokusu gibi olan kokunun nedenini ilk başlarda anlamamıştım. Özellikle bu coffeeshopların önünden geçerken ortaya yayılan ot kokusu bile başımı döndürmeye yetmişti.

ams56

“Magic mushrooms” ve “space cake”lerden hiç bahsetmeyeceğim…

14- Unutulanlar:

Yazdıkça yazılıyor, anlattıkça uzuyor. Bu arada bazı şeyler de unutuluyor. Bu kadar olsun bu seferlik de.

ams40

 

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 18 Yorum

Doğu Karadeniz’i Anlamak

DOĞU KARADENİZ’İ ANLAMAK

kd01

Doğu Karadeniz asla deniz kıyısında aranmaz, anlaşılmaz!

kd12

Aslında Doğu Karadeniz dağlarda, yaylalarda gizlidir.

kd07

Yamaçlardan göz kırpan rengarenk çiçeklerde, kayalardan dökülen berrak sularda, aniden bastıran yağmurlarda, yaprakların üzerindeki damlalarda gizlidir.

kd03

Bulutların içinde kaybolan köylerde,

kd02

köşeyi döndüğünüzde karşınıza neyin çıkacağını bilemediğiniz yollarda gizlidir Doğu Karadeniz…

kd10

 

kd20

Yeşilin bin tonunda, kemençelerden yayılan ezgilerde, edilen horonlarda, taze demlenmiş çayın kokusunda…

kd17

 

kd13

Hep yukarılara, daha yukarılara çıktıkça, evden uzaklaşmanın yarattığı o tarifi zor, biraz da ürpertici his doldurur içimi her seferinde.

kd05

Daha ileri gitmekle geri dönmek arasında kalırım daima. Dönmek istemez, ama ileri gittikçe dönmenin artık daha da zorlaşacağını hissederim.

kd11

Dağların tutkunu mu yoksa esiri mi olduğunu kestiremediğim duygularla baş başa kalırım.

kd08

Ikarus’un uçuşunda olduğu gibi kendimi bilinmeze doğru gitmekten alıkoyamaz, Doğu Karadeniz’in gittikçe koyulaşan yeşilinin peşinden hep yukarıya, daha derinlere doğru giderken bulurum kendimi…

kd18 kd22

Çiseleyen yağmurun altında, uzaktan gelen kemençe sesinin ve içtiğim çayın damağımda kalan buruk tadının eşliğinde benzersiz manzaranın keyfini çıkarmaya dalar, Doğu Karadeniz’i anlamayı bilinmeyen bir zamana ertelerim her seferinde…

kd19 kd15

kd14

anlamak

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | Tagged , , , , , , , , , , , , , | 4 Yorum

Pamukkale

pamukkale15

Pamukkale, zaman zaman Ankara’dan tatil için Egeye gittiğimiz zamanlarda dinlenme, özlem giderme aracı oldu hep yıllardır. Marmaris’e, Bodrum’a, Kuşadası’na, hatta İzmir’e giderken bile yolumuzu değiştirip bir geceliğine de olsa mola verdik Pamukkale’de.


pamukkale03

pamukkale01

1986 senesinde Murat ve Metin’le beraber Datça’ya giderken yola geç çıkmış, akşam güneş batmak üzereyken Pamukkale’ye ulaşmıştık. O zamanlar otomobiller travertenlerin dibine kadar gidebiliyordu ve Murat 124’ümüzü hemen travertenlerin bitişiğinde bulunan kampingin otoparkına çekmiş, ilk gecemizi İtalyan gezginlerin karavanları arasında açık havada geçirmiştik. Ertesi gün ve da ederek Datça’ya doğru yola koyulmuştuk.

pamukkale05     pamukkale04

1991’de okuldan mezun olduğumuzda mecburi hizmete gitmeden önce Cüneyt’le son bir kez güney ege ve Akdeniz sahillerini dolaşmaya karar vermiş, ilk noktamız yine Pamukkale’nin travertenleri olmuştu. Ertesi gün Pamukkale bizi Marmaris’e uğurlamıştı. Bir keresinde de annem , babam ve kardeşimle İzmir’e giderken yolumuzu değiştirerek Pamukkale’ye uğramış, özlem giderip biraz soluklandıktan sonra İzmir’e devam etmiştik.

pamukkale13           pamukkale14

Eşim ve kızımla Bodrum’a giderken ise yine Pamukkale’ye uğrayacak ve bir gece konuğu olacaktık.

pamukkale07b      pamukkale07 - Kopya

Eskiden travertenlerin dibine kadar gidilip kontrolsüzce travertenlerde gezilebiliyordu. Oteller vardı ve suların bir kısmı otellere gittiğinde Pamukkale daha bir hüzünlü oluyordu. Daha sonra oteller ve havuzlar kapatıldı, içeriye araç girmesi önlendi, neredeyse 1 kilometre uzağa park edilip yürüyerek yanına yaklaşılır oldu. Tahta platformlar yapıldı ve sadece bazı bölgelere ve o da çıplak ayakla girilmesine izin verilmeye başlandı.

pamukkale18

Karahayıt, Hierapolis harabeleri, onun eşsiz amfi tiyatrosu, agorası ve gymnasiumu, her ne kadar beyaz travertenlerin gölgesinde kalsa da, bilenler ve meraklıları yine buraları ziyaret etmeyi de unutmuyorlar.

pamukkale17

Daha öncesinde gitmediyseniz, birkaç saatliğine de olsa bir an önce gidin. Hierapolis harabelerini bir sonraki sefere bıraksanız bile, ayaklarınızı daldırın travertenlerin ılık sularına ve o eşsiz yumuşak, gıdıklayıcı duyguyu hissedin ayak tabanlarınızda… Konuşuruz sonra…

pamukkale16

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 4 Yorum