Bozcaada

BOZCAADA

bozcaada013

bozcaada011

Bu seneki plansız yaz tatilimiz sırasında Çanakkale’den İzmir’e doğru gidecektik ve arada değerlendirebileceğimiz, hafta sonuna denk gelen iki boş günümüz vardı. Birkaç yıldır ada tatili yapmadığımızdan iki günlüğüne de olsa artık bir adaya gitme zamanı geldi diye düşünüyorduk. Bu Gökçeada mı olacaktı, Bozcaada mı? Gökçeada daha büyük ve sakin, Bozcaada ise daha küçük ama daha hareketli, üstelik de yolumuzun üzerinde sayılır diye düşündüğümüzden, tercihimizi oy birliğiyle Bozcaada’dan yana kullanmıştık.

Hemen adanın müdavimi eski dostum Müfit’i aradım. “Nerede kalalım, ne yiyelim, nereleri gezelim?” gibi ardı ardına gelen bunaltıcı sorularıma rağmen Müfit hemen telefonları ve isimleri sıraladı. Hatta balık ve meze yemek için “Boruzan’a git, oturacak yer bulamazlarsa kulaklarını çekeceğimi söyle!” diyerek olaya noktayı koydu!

bozcaada003

Kalacak yer için verdiği numaraları bire birer aradığımızda hep “doluyuz” cümlesiyle karşılaştık. Ama hiç birisi telefonu kapatmadı. O öbürüne, öbürü diğerine, diğeri başka birisine yönlendirdi ve sonunda bu yıl yeni açılmış olan, Rum mahallesinde değil ama yine de merkeze yürüme mesafesinde sayılabilecek Ersin Konak Butik Otelde yer bulabildik ve hemen geliyoruz diyerek yerimizi ayırttık.

bozcaada034       bozcaada033

Geyikli-Bozcaada feribotu için de Gestaş’ın internet sitesinden rezervasyonumuzu yapıp, biletimizi aldık. Bu arada bir öneri: eğer siz de gidecek olursanız, aynısını yapın. Çünkü internetten biletini alanlar için ayrı bir giriş var ve böylece özellikle hafta sonları saatlerce feribot kuyruğunda beklemek zorunda kalmazsınız.

bozcaada002bozcaada026

25 dakika gibi kısa bir feribot yolculuğundan sonra adaya ayak bastığımızda (daha doğrusu teker koyduğumuzda) içimden bir ses, bu hafta sonunun çok keyifli geçeceğini söylüyordu.

Zaten oldukça küçük olduğunu hemen hissettiğimiz bu şirin adada kalacağımız oteli de birkaç dakikada hemen bulduk. Otel dediğim, aslında bahçe içerisinde, iki katlı ve 12 odalı şirin bir yer. Merkezde olmamasının bir avantajı da, otelin önündeki park yeriydi. Ada merkezine feribottan iniş ve binişler hariç, otomobil alınmıyor. Bu nedenle otelinizden uzakta bir yere ya da otoparka park edip, eşyalarınızla birlikte otele kadar yürüyerek gitmek zorundasınız.

Otele eşyalarımızı bırakıp hemen keşfe başladık. Ayazma plajının bu kadar dolu olacağını, o kalabalığı görene kadar hiç birimiz düşünmemiştik. Arabayı park edecek yakında bir yer bulmaktan vaz geçtik, plajda ne boş bir şezlong, ne de şemsiye vardı. Tekrar arabamıza binip adanın doğusuna, merkeze doğru, kıyıdan sürmeye başladık.

bozcaada004

Sonunda içgüdülerimiz bizi bir koyda durdurdu. Aslında hiç tercih etmediğimiz beach club’lardan biri gibi göründü gözümüze. Ama yine de bir deneyelim dedik ve tam da öyle olmadığını anladık. Tuzburnu koyunda, sakin bir ortamda, arkadan gelen kısık müzik eşliğinde dinlendik, gölgelendik, acıkınca bir şeyler yedik içtik ve buzzz gibi denizde yorgunluğumuzu attık!

bozcaada005

Ben suya girdiğim o an “uzun zamandır girdiğim en soğuk deniz” diye düşünmüştüm, ama tatilin devamında Sığacık’ta denize girdiğimizde ne kadar yanıldığımı anlayacaktım!

bozcaada014bozcaada024

bozcaada017bozcaada018bozcaada007

Akşam hava kararınca da adanın dar sokaklarında dolaşmak, kedileri sevmek, küçük ve şirin dükkanlarda oyalanmak çok keyifliydi.

bozcaada030

Acıkınca da Boruzan’a gittik. Müfit’in dediği gibi bize yer bulma konusunu da sorun yapmadılar elbette! Mezeler de fena sayılmazdı.

bozcaada031

Ertesi sabah bahçede hafif hafif esen rüzgarla birlikte yaptığımız doyurucu kahvaltı da çok keyifliydi.

bozcaada008

Bu sefer daha fazla oyalanmadan Ayazma plajının yolunu tuttuk ve sonunda boş şemsiye ve birkaç şezlong bulabildik.

Akşama kadar plajda güzel vakit geçirdikten sonra, dönüşte hep bahsettikleri Akvaryum koyuna uğrayalım dedik. Oraya gelen herkes gibi arabamızın bagajından sandalyelerimiz plaja taşıdık, yine adanın serin sularında son bir kez daha denizin tadını çıkardık.

bozcaada006

bozcaada022

Adanın daha başka çok güzel koyları olduğunu, seyrine doyum olmayan eşsiz gün batımları yaşandığını duymuştuk. Ama hem zamanımız kısıtlıydı, hem de hepsini bir seferde bitirseydik bu güzel adaya dönmek için bahane bulmak için zorlanacaktık.

bozcaada012

bozcaada029

bozcaada019

İkinci akşamımız da aynı şekilde keyifli geçti. Bu arada ada şaraplarının, ada reçellerinin tadına yeterince bakmayı da ihmal etmedik.

bozcaada028

Adanın arka sokaklarına gizlenmiş bir şarap evinde, Zeyna Wine Dine’da lezzetli peynirler eşliğinde şarabımızı yudumlayarak geceyi sonlandırdık.

bozcaada025

Ertesi sabah bahçede kahvaltımızı yaparken bir daha yaz aylarında gelirsek, mutlaka hafta içi gelmemiz konusunda anlaştık. Aklımız biraz da görmediğimiz yerlerinde kalarak adadan ayrıldık.

bozcaada032

 

Reklamlar
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 10 Yorum

Padova Rehberi -2

Padova Yeme İçme Rehberi

padova-2.00

Oldu ya, bir şekilde yolun Padova’ya düştü diyelim. Belki Venedik tatili planladın, ya da Bologna veya Verona’ya gittin. “Hadi bir de gelmişken adını duymuştuk, şu Padova da nasıl bir yermiş!” dedin, geldin. Gelmişken nerede ne yiyeceksin, ne içeceksin?

padova-2.13

İşte şimdi doğru yerdesin. Aslında Padova merkezinde alternatif çok fazla, herhangi bir yerde karnını doyurabilirsin. Ama izi kalsın, anı olsun, damağımda lezzetli tatlar hissedeyim diyorsan, ya da sıradanlığın dışında, ve keyifli bir şeyler yapmak istiyorsan, benim önerilerime de kulağını tıkama derim. Elbette gözünü ve mideni de.

padova-2.001

“İtalya’ya gelmişken, pizza da yiyeceğiz elbette!” diye düşüneceksin. Her yer pizzacı dolu zaten. Ama şimdi önereceğim Rosso Pomodoro, tereddütsüz benim bir numaram! Padova’nın merkezi diyebileceğim üç meydan var: Piazza dei Frutti, Pİazza delle Erbe ve Piazza dei Signori. Gelmişken zaten bu birbirine komşu üç meydanda çok zaman geçireceksin, bir şeyler yiyip içeceksin. İşte bu Rosso Pomodoro da Piazza dei Signori’ye çok yakın, Santa Lucia sokağında.

padova-2.10

Dışarıdan çok gösterişsiz, küçük bir kafeterya gibi görünüyor. Ama içeriye girince gerçek İtalyan lezzetleriyle karşılaşacak, odun ateşinde pişen pizzaların tadına doyamayacaksın.

Risotto ya da makarna mı yemeyi tercih edersin? O zaman St. Sophia sokağındaki Osteria La Sofia’ya gideceksin. Uzak gibi gelmesin gözüne. 10 dakika sürmez bile. Ama gittiğinde hak vereceksin bana.

padova-2.15

Emin ol, turistik yerler yerine o kentte yaşayanların gittikleri yerlere gitmek, çoğunlukla daha isabetli sonuçlar verir. İngilizce menü yoksa, doğru yerdesin demektir.

Bir de Basilica di Saint Antonio’ya yakın Galileo Galilei sokağında Pago Pago isimli bir restoran var ki, o da keyifli anlar geçirmek, lezzetli bir şeyler yemek için tercih edilebilecek bir yer. Pizzaları Rosso Pomodoro’daki gibi Napoli usulü kalın hamurlu değil de, kuzeylilerin yaptığı gibi ince hamurlu ve elbette çok lezzetli.

padova-2.17

Diğer yemekleri de ortalamanın çok üzerinde aynı tatlıları gibi.

Ama sadece merkezde biraz dolaşacağım, burada bir şeyler yiyeyim dersen, Piazzetta Cappellato Pedrocchi meydanının bitişiğindeki Pizzeria Pepen’i dene derim. Caffe Pedrocchi’ye de yakın.

padova-2.05

Bu tarihi kafe, aslında Padova’nın en bilinen, en turistik, en eski, en büyük kafesi. Fiyatlar diğerlerine göre biraz yüksek ama, buraya kadar gelmişken o ortamı, o ambiyansı yaşarım diyorsan, değer.

Oradan çıkınca da çevredeki küçük şarap barlarından, ya da şarap evlerinden birinde Kuzey İtalya’nın üzümlerinin son halinin tadına da biraz bakabilirsin istersen.

 

Benim favorim, Piazza dei Frutti’de Palazzo della Regione’nin karşısından girilen küçük sokaktaki All’ Ombria Delle Piazza. Zaten sokağa taşmış, ellerindeki kadehlerle sohbet eden kalabalığı görünce doğru yerde olduğunu anlayacaksın.

Merak etme, yazının sonundaki planda bu anlattığım yerleri işaretledim.

padova-2.002

Eğer bir akşamüstü, bu meydanlar civarındaysan yine, en iyisi çevredeki kafelerin meydana yerleştirilmiş küçük masalarından birine otur, ister espresso, kapuçino ya da tercih ettiğin kahveyi iç, istersen de yanında yeşil zeytin ve cipsle beraber bir kadeh beyaz şarap yudumla.

padova-2.11

Etrafı seyret, gelip geçenleri izle, yavaş yavaş yaklaşan akşamı karşıla. Ama Piazza dei Frutti’deysen, La Folperia’yı atlama. Küçük stanttaki deniz ürünlerinden atıştırmalık bir tabak da hazırlayabilirsin kendine.

Bu meydanlarda akşamlar da çok keyiflidir. Yemekten sonra ister kahve, ister şarap söyle, ama mutlaka keyfini çıkar.

Spritz’i mi atladık. Yok yok ona şimdi sıra geldi. Günün hangi saatinde istersen içebilirsin. İçinde Aperol denen greyfurt likörünü andıran bir likör, prosecco denilen bir çeşit şampanya ve maden suyu var. Elbette buz ve portakal dilimiyle birlikte.

padova-tourist-attractions-map

Padova’ya nasıl giderim? nerede kalırım? gibi soruların varsa, yanıtı Padova-rehberi-1 yazısında..

Padova da neresi? diyorsan, o da burada…

padova-2.01

Meraklısına notlar:

  1. İtalyan dondurması istiyorum:  Gelateria Gianni, Via Altinate, 6
  2. Belçika usulü patates yok mu? Idem con Patate, Via Daniele Manin, 50
  3. Başka merak ettiklerinizi yorumlarda yazın hemen ekleyeyim. Afiyet olsun…
    padova-2.18
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 14 Yorum

Padova Rehberi-1

ven101- Padova’ya nasıl giderim?

Padova’ya en yakın havalimanı, 40 km. uzaklıktaki Venedik Marco Polo Havalimanı. (Tessera semtinde olduğu için Tessera diye de biliniyor). THY ile direkt olarak ya da Pegasus Alitalia kombinasyonu ile Roma aktarmalı olarak gidebilirsin. Benim zamanında Lufthansa ile Ankara – Frankfurt – Venedik gitmişliğim bile var.

Marco Polo Havalimanına inince Padova’ya nasıl gideceksin? Ben yıllar önce (liret kullanıldığı zamanlarda!) bir kere gece geç saatte gideceğimden, shuttle kullanmıştım. Radiotaxipadova’nın internet sitesinden e-posta ile rezervasyon yapmıştım. Havalimanına indiğimde saat gece yarısını geçiyordu. Sırt çantamı aldıktan sonra kapıdan çıktığımda, elinde ismimin yazılı olduğu tabela ile şoför bekliyordu. Kendimi tanıttım, birkaç kişi daha gelecek dedi, onlar da gelince Padova’ya doğru yola çıktık. 30 dakikalık bir sürüşten sonra şoför tek tek gideceğimiz adreslere bizi dağıttı. Dönüşte de uçağım sabah çok erken bir saatte olduğundan, aynısını yapmıştım. O zaman kaç liret vermiştim hatırlamıyorum ama şimdi kişi başı 32 euro, 4 kişi gidersen 84 euro.

Bu arada Venedik ve çevresini havadan da görmek istersen, sağ pencere kenarından al yerini. Eğer uçak 04 pistine (yani güneybatıdan) inerse, inişten önce çok güzel ve eşsiz bir Venedik manzarası seyretme şansın olur.

Ben kişisel tercihimi, uzun yolculuklarda arka sıralardan ve koridordan yana kullanıyorum. Çünkü eğer uçak tam dolu olmayacaksa, genelde arka sıralarda boşluklar oluyor, yani yanının boş olma olasılığı yükseliyor. Ayrıca servise ve tuvalete de daha yakın oluyorsun. Ha! inişte körüğe yanaştığında arkada kalırım, ben pasaport kontrolüne gidene kadar kuyruk uzar diyorsan, o başka. Ama zaten bagajını almak için bekleyeceksin. Valiz götürüyorsun değil mi? Yoksa oradan aldığın peynirleri, ev makarnalarını, aperolleri nereye koymayı düşünüyorsun?

Bir de kimse çok üzerinde durmaz ama, Nasıl olsa mutlaka Venedik’e de uğrayacaksın, hadi ben hatırlatayım sana. Aslında Venedik, birbirine 400 köprüyle bağlı 114 adacıktan oluşuyor. Kıyıdan yaklaşık 5 km. uzaklıkta bulunuyor. Beton ayaklar üzerine yapılmış, üzerinde hem demiryolu hattı, hem de karayolu bulunan uzun bir köprüyle ulaşılıyor. Bu adacıklarda araç kullanılmıyor. Bisiklet dahi yok yani. En son nokta Santa Lucia tren istasyonu.

marcopolo06

ven11

Bu istasyondan meydana çıkınca da Büyük Kanal karşılıyor seni. Arabanla gelirsen de yine yaklaşık tren istasyonu civarında yan taraftaki otoparklara koymak zorundasın aracını. Sonra her yere yürüyerek gidersin ya da kanallarda dolmuş gibi çalışan “vaporetto”ları kullanabilirsin.

Havalimanına gündüz normal saatlerde gelirsen, taksi yerine 30 dakikada bir kalkan “Busitalia Veneto” otobüslerine de binebilirsin.

IMG_8988

(Numarası S015). Ben ya da biz, daha sonraki gidişlerde hep otobüsü kullandık. (8.50 euro).  Otobüste valizler problem değil, içeride onların koyulacağı bölmeler de var. Dış hat gelen yolcu çıkışından çıkıp hemen sağa dönünce, köprü altında en öndeki duraktan kalkıyor otobüs. Bileti de sürücüden alabilirsin. Havalimanından Padova’ya kadar yolculuk 1 saat 5 dakika sürüyor. Önce Venedik’teki “Piazzale Roma”ya uğruyor. (Burası da araçla gidilebilecek en son nokta). Sonra 5 km.lik köprüden geri dönerek Padova tren istasyonuna kadar devam ediyor.

Padova o kadar da büyük değil, 215.000 nüfusu olduğunu söylemiştim. Otobüsten indikten sonra kalacağın yere istersen yürüyerek gidebilirsin ama taksi de çok tutmaz. 6 – 8 euro arası verirsin, o kadar. Bak, altta da fix taksi ücretleri var.

taxipadova1

ven07

Padova’ya ulaşmak bu kadar kolay yani. Tamam, geldik Padova’ya. Şimdi ne yapacağız?

Önce nerede kalacaksın, ona bir bakalım…

2- Padova’da nerede kalalım?

Seçenekler oldukça fazla. Nasıl bir yer istediğine bağlı. Aslında sen kendin kalacağın yeri daha iyi bulabilirsin. Benim favorimi sorarsan; ana tren istasyonuna yürüme mesafesindeki NH Mantegna oteli.

4 yıldızlı, kahvaltısı oldukça zengin, odaları büyük ve kaliteli. Merkeze de yürüyerek 15-20 dakikada ulaşılıyor. Otele dönüşte ben yoruldum yürüyemeyeceğim dersen,  taksi 6 euro tutar. Ama yürürsün, o kadar da büyütme. Üstelik şu alttaki ağaçlı yoldan yürüyecek, asma köprüyü kullanacaksın.

padova50padova51padova49

Bu otelin 300-400 metre uzağında Best western de var. Orası da olur, üstelik kapalı havuzu da var. Ama ben bir daha gitsem, son iki seferde olduğu gibi yine NH Mantegna’da kalırım.

padova48padova47

Şehir merkezine daha yakın bir yerde bir de Hotel Europa var ama biraz eski. Yine de yakınlığından dolayı tercih edilebilir. Bir keresinde de hotel Europa’nın olduğu sokakta (Largo Europa sokağı) “Casacity Padova” isimli bir apart otelde kalmıştık. Tüm apartman, daire daire kiraya veriliyor, küçüklü büyüklü seçenekler var. Ama bazı evlerde klima yerine odalarda vantilatör var. Fiyatı daha uygun. Caddeye bakan odalar, geçen motosikletler ve tramwaylar nedeniyle biraz gürültülü ama bahçeye bakan arka dairelerde sabah kuş sesleriyle uyanabilirsin.

Bunlar, öne bakan ve arkaya bakan dairelerden çekilmiş birer fotoğraf.

pagomenu54Bu da NH Mantegna’nın en üst katındaki kahvaltı salonunun terasından Padova’nın görünüşü. Sen bilirsin ama ben yine tekrarlayayım, Mantegna’nın fiyatı biraz fazla olmasına rağmen değer… Altta da şehir planında yerleri işaretli.

padova-tourist-attractions-map

Kalacak yer de tamam. Şimdi ne yiyip içeriz, ona bakalım biraz da…

Karnımızı doyurduktan sonra da gezeriz…

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Padova

padova08

Gezi planı yaparken önceliği çoğunlukla popüler olmayan, kolay gidilemeyecek, adı pek de bilinmeyen yerlere verirdim. “Londra New York, Paris gibi yerlere nasıl olsa bir gün giderim, ben öncelikle kıyıda köşede kalmış yerleri göreyim” diye düşünürdüm. Aslında bugün de aynısını düşünüyorum. Henüz Amerika ve İngiltere’yi görmedim mesela. Paris’i de ilk defa geçen sene eşimin ve kızımın zorlamalarıyla gittim.

padova03

İşte ben yine çizginin dışına çıkacağım ve çok bilinmeyen ama bence Kuzey İtalya’nın en güzelinden, Padova’dan bahsedeceğim sana.

padova32

Çevresindeki popüler şehirlere (Venedik, Bologna, Verona gibi) çok yakın, ama aynı zamanda turist kalabalığından da uzak, Avrupa’nın en eski altıncı, İtalya’nın en eski ikinci üniversitesinin de bulunduğu 210.000 nüfuslu Padova’dan.

padova09

Aşk çeşmesine para atacağım, atarken de fotoğrafımı çekmeye çalışacağım diye kalabalığın arasında kendine 30 santimetrelik zar zor yer bulmaya çalışacağına, Eyfel kulesine çıkıp, tepeden Paris’i izleyeceğim diye dakikalarca bilet kuyruğunda, sonrasında da asansör kuyruğunda bekleyeceğine, inşaatından bugüne 100 yıl geçmesine rağmen henüz tamamlanamamış olan La Sagrada Familia’yı binlerce turistle beraber gezmeye çalışacağına, ya da astronomik saatin önündeki meydanda saat başlarında tekrarlanacak gösteriyi dünyanın her yerinden akın etmiş diğer turistlerle beraber omuz omuza bekleyeceğine, bir kerelik de olsa boz ezberini, gel benimle beraber Padova’yı keşfetmeye.

padova11

 

Lezzetli pizzalarını dene, peynirlerinin tadına bak, yaz akşamları meydanlarda dans eden Padova’lılara katıl, meydanlardaki küçük kafelerde dinlenip geleni geçeni izle, pazarlarda dolaş, parklarda oyalan, bisikletle gez, turist kalabalığından uzak yaşamların tadını çıkart.

padova34

padova04

padova16

Yine de kalabalıklara mı karışmak istiyorsun? Onu da yaparız istersen. Atla trene, 30 dakikada Venedik, 60 dakikada Bologna ya da Verona’da ol. Bunlar da mı kesmedi, Vincenza, Ferrara, Floransa, Milano, Como Gölü, Garda Gölü de hemen Padova’nın yanı başında zaten.

padova02

Ama sen yine de bu seferlik beni dinle, Padova’nın gizli güzelliklerini keşfet.

padova01

Hadi bu yazı giriş olsun, biraz da fotoğraflara bakalım. Nasıl gideriz, nerede kalırız, neler yer içeriz, nereleri gezeriz gibi ayrıntıları gelecek yazılarda anlatayım.

padova17

padova26

padova18

padova33

padova07

 

padova15

padova12

 

padova23

Ama Kuzey İtalya’da yeniden gitmek istediğin üç yeri say dersen;

1-Padova, 2-Padova, 3-Padova diyeyim, sen anla ne düşündüğümü.

padova06padova35

Padova’ya nasıl giderim ve nerede kalırım diyorsan Padova Rehberi -1 linkini tıklayabilirsin.

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , ile etiketlendi | 9 Yorum

Kaş

Yine de Kaş…

Kaş006

İlk Kaş’a gittiğimden bu yana 30 yıl geçmiş. Belki çok yıldızlı oteller gelmemiş ama, o zamanlar çoğunlukla üniversite öğrencilerinin ve Avrupalı genç gezginlerin tercih ettiği Kaş, artık çok kalabalıklaşmış.

Kaş032

Kaş003

Kaş033

Eskiden havlunu omzuna atıp rahat rahat girebildiğin Küçük Çakıl, Büyük Çakıl plajları, Hidayet Koyu gibi yerler, “beach club”lara teslim olmuş. Çarşıdaki küçük lokantalar marka mekanlara, şirin pansiyonlar da butik otellere dönüşmüş.

Kaş001

Kaş005

Tüm bunlara rağmen geçen yaz olduğu gibi bu yaz da tercih ettiğimize göre, demek ki yine de gidilesi bir yermiş Kaş! Son iki yaz tatilimizde ne yaptık ne ettik, üçer geceliğine de olsa Kaş’a uğradık ve bir önceki yıla göre neredeyse birbirinin kopyası denebilecek güzel günler geçirdik.

Kaş008

Bu sefer de sözü uzatmadan fotoğraflara geçiyor ve ayrıntıları altlarındaki küçük notlara bırakıyorum. Meraklıları için yine en altta küçük öneriler var!

Kaşta ne yaparız:

Kaş060   Kaş063

Kaş004

Denize karşı güzel bir kahvaltıdan sonra serin bir ağaç altında kitap okuruz, sıkılınca boş gözlerle mavi lacivert denize bakıp, derin hayallere dalarız. Serin sularda yüzeriz.

Kaş059

Kaş056

Akşam olunca da canlanan çarşıya iner, kalabalığa karışırız.

Kaş007

Belki moda olan restaurantlarda yemek yer, ya da çoğunlukla Oburus Momus gibi enteresan yerler deneriz.

Kaş057

Antiphellos antik kentine ve ışıklandırılan amfi tiyatroya da bir gece şöyle bir uğramadan olmaz.

Kaş’ın sokaklarında dolaşırken karşınıza birden bire kaya mezarları da çıkabilir.

Kaş036

Sualtı güzelliklerine gelince, klostrofobim olmasa ben de denerdim ama scuba-diving’ciler için Kaş eşine zor rastlanır bir yer.

Kaş011

Kaş017

Tekne turu ise olmazsa olmazlardan. Kekova, Üçağız, Kale, batık şehir denizden görülmez mi hiç?

Kaş035

Eskiden batık şehri gezdiren altı cam olan tekneler artık kalmamış. Camlı diye lanse edilen teknelerde küçük pencereler var ve bence değmez.

Kaş013

Kaş040

Kaş010   Kaş039

Tekne seçiminde bunun dışında iki kriter var: ya dalgalardan az etkilensin, rahatsız olmayalım diye düşünüyorsanız büyük, ama bir o kadar da kalabalık tekneler, ya da bizim yaptığımız gibi herkese rahat oturma ve güneşlenme olanağı sağlayan, aileler tarafından işletilen, yemekleri de lezzetli ve bol olan, aslında 25 kişilik kapasitesine rağmen 20 kişi ile tura çıkılan orta boy tekneler.

Kaş034

Bizim tercihimiz iki senedir aynı. Bedeloğlu-1 teknesi. Mustafa Bey ve eşine buradan selamlar.

Kaş041

Kaş042

Bu turda yüzme için mola verilen eşsiz koylarda denizin keyfini çıkarabilirsiniz.

Kaş014

Kaş016

Kekova’daki batık şehri yakından görebilirsiniz.

Kaş018

Kaş019

Üçağız’da mola verildiğinde köyün sokaklarında dolaşabilirsiniz.

Kaş054

Gücünüz varsa, yani sıcak havada tepeye kadar tırmanmak sizi yormayacaksa, Kekova kalesine çıkabilirsiniz.

Kaş021

Ya da bizim yaptığımız gibi serin kafelerden birinde oturup meyveli dondurmalarının tadına bakabilirsiniz.

Kaş050

Denizdeki kaya mezarlarının etrafında yüzme keyfini de unutmamak gerek.

Kaş052

Şansınız varsa Caretta caretta’ları bile görebilirsiniz.

Kaş023

Hatta belki bir gece Üçağız’daki otantik pansiyonlardan birinde kalmaya karar verirsiniz aniden!

Kaş043

Bu tabak da teknede verilen açık büfe öğle yemeği menüsü.

Nerede kalırız:

Artık biraz daha rahata düşkünlüğümüzden midir nedir, hem denize karşı güzel kahvaltı yapalım, hem de hemen denize girebilelim istiyoruz. Bu nedenle geçen sene Gülşen Pansiyonu, bu sene de ona bitişik olan Sardunya Oteli tercih ettik.

Kaş024

İkisinde de kayaların üstüne konulmuş şezlong ve şemsiyelerde oturup, güneşlenip, merdivenle kayaların üstünden denize girilebiliyor.

Kaş061

Ayrıca denize bakan bahçelerindeki büyük ağaçların altında serin serin oturup, bir şeyler yemek ya da içmek de mümkün. Üstelik küçük çakıl ya da büyük çakıl gibi deniz bu tarafta soğuk da değil.

Kaş012

Karşınızda da Meis adası. İkisinde de denize bakan odalar muhteşem ama iki kişilik! Biz üç kişi gittiğimizden denize bakan odaları kullanamadık. Bir de yazın artık Kaş çok kalabalık olduğundan, erken yer ayırtmakta fayda var.

Nerede yeriz:

Oburus Momus’u bir deneyin derim.

Vegan restoran, falafel gibi Lübnan spesiyalleri de var. Hatta Muğla’nın Gara Guzu birasını bu bölgede bulabileceğiniz tek mekan.

Kaş025

Paranız çoksa, lezzete önem vermiyorsanız, ya da kalabalıklarda görünmek gibi bir kaygınız varsa, Üzüm Kızı, Bi’Lokma, Blue house, Mercan, Dolphine ve bunlara benzeyen birçok moda yerlere de gidebilirsiniz elbette.

Ama uygun fiyatla lezzetli ve kaliteli ev yemekleri yiyeyim diyorsanız ve boş yer için kuyrukta bir süre beklemeyi de göze alırsanız, o zaman doğru adres: Kaşım ev yemekleri restaurant.

Kaş002

Belki yemekten sonra üstüne de tatlı olarak lokma yersiniz.

Kaş’a nasıl gideriz:

Biz Ankara’dan geliyoruz. Antalya’dan Kemer yönüne dönüyoruz. Çamyuva’yı ve Tekirova’yı geçtikten sonra artık yorulduk bahanesiyle Ulupınar’ı geçer geçmez Çıralı’ya sapıyoruz.

Son gidişimizde keşfettiğimiz Barış Bungalows muhteşem bir yer. Bungalovları hem yeni, hem büyük, hem de denizin hemen dibinde sayılır ve kahvaltısı da çok iyi. Daha ne olsun.

Sonra güneş Beydağları’nın ardına doğru alçalırken, Çıralı sahiline koşuyor, kendimizi hemen Akdeniz’in ılık sularına bırakıyoruz. Denizin içinde çok az kalabilen birisi olarak, ben burada süre açısından rekor üstüne rekor kırdığımı da belirtmeliyim.

Ertesi sabah güzel bir kahvaltının ardından Kumluca, Finike, Demre ve iki saat sonra Kaş’tayız.

Nostalji:

İşte bu alttaki fotoğraflar da 30 sene önceki Kaş sokakları, kaya mezarı ve Küçük Çakıl plajı…

Kaş064

Kaş065

Kaş067

Kaş066

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Kalandar

KALANDAR

(Bir kış öyküsü: Galandaris, gulandaris)

tonya01

1992 yılının Ocak ayıydı. Daha zorunlu göreve başlayalı iki ay olmamıştı. Trabzon’un Tonya ilçesinin Hoşarlı köyündeydim. Sağlık ocağının lojmanında gece oturmuş, kitabımı okuyordum. Dışarıda lapa lapa yağan karın yüksekliği, en az yarım metreye ulaşmıştı.

tonya06

Kapı çalındı. Okuduğum kitabın arasına ayracımı koyup yavaş yavaş kapıya yöneldim. Ancak kapıyı açtığımda kimseyi göremedim. Geceyi aydınlatan karların beyazından başka bir şey yoktu. O anda gözüme kapının koluna takılmış bir poşet ilişti. “Yeni geldiğim için sanırım bana şaka yapmaya çalışıyorlar” diye düşünerek torbayı bir kenara fırlattım.

Tekrar odama döndüm. Zaten aklım kitapta, yarım kalan hikayedeydi. Koltuğuma oturdum. Tam elime kitabımı almıştım ki, daha sayfasını açamadan kapı yeniden çalındı. Kapıyı açıp baktığımda yine kimseyi göremedim. Yoğun yağan kardaki üç beş ayak izinden başka bir şey yoktu. Bir de yeniden kapının koluna asılmış poşet. Yine fırlatıp attım ve içeri girdim.

Bu sefer üçüncü kapı tıklaması için hazırlıklıydım. Ayakta beklerken kapı yeniden çaldı ve hızla kapıya doğru yöneldim. Kapıyı açtığımda, koşarak köşeyi dönen çocukları gördüm. Arkalarından seslendim, ama durmadılar ve karanlıkta kayboldular.

O gece bir daha kapım çalınmadı.

Ertesi sabah sağlık ocağında sobanın üstünde demlenen çaydan içerken, bir yandan da sohbet ediyorduk. Dün akşam çocukların gelip gelmediğini sordular. Ben de geldiklerini, şaka yapmaya çalıştıklarını anladığımı ve daha sonra çocukları kovaladığımı söyledim. O anda sesler kesildi, dudaklara götürülen çaylar ellerde asılı kaldı ve benim de yüzüme anlamsız bir ifade yerleşti.

Meğer dün gece, kalandar gecesiymiş. Yani rumi takvime göre yılbaşı gecesiymiş. O gece eğlenceler yapılır, horonlar edilir, oyunlar oynanırmış. Çocuklar ellerinde sepet ya da torba, evlerin kapısını çalar, evin uğurunu ya da kalandarı bozmamak için içeriye girmeden, ucuna ip bağlı olan sepeti içeri atarak kapıyı kaparlarmış. O sepete artık evde ne varsa, portakal, şeker, fındık, koliva (haşlanmış mısır) gibi şeyler koymak gerekirmiş. Sonra da kalandar tekerlemesi söylenir, Karakoncolos oyunu oynanırmış. Çocuklar da bunu yapmaya çalışıyormuş.

tonya05

Ertesi sabah, yani yeni yılın ilk günü de, evinize ilk kim girerse, gelen kişinin özelliklerine göre uğur veya uğursuzluk getireceğine inanılırmış. (Kalandar kırma, Kalandar kırılması). Bu nedenle sabah eve ilk olarak huyu iyi olan, şansı bol olan birisinin gelmesi ümit edilirmiş.

Ertesi yıl 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece, artık hazırlıklıydım. Hatta torbaya koymak üzere bütün günümü kedi aramakla geçirmiştim!

 

Renkli Yazılar içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Menton

İtalyan esintilerinin hakim olduğu bir Fransız kasabası: Menton

menton015

Nice’de bulunduğumuz günlerden birinde sevgili arkadaşım, meslektaşım Mustafa ile birlikte Menton’a gitmeye karar vermiştik.

menton012

Menton, Fransa’nın İtalya sınırına yakın, limonlarıyla çok ünlü, 30.000 nüfusuyla şirin bir Akdeniz kasabası.

menton021

Bir ilkbahar öğleden sonrasında çoğunlukla deniz kıyısında devam eden, zaman zaman da Akdeniz kıyısındaki dağlara yükselen, virajlı ama harika manzaraları olan bir yolla bir buçuk saatten daha kısa bir zamanda Menton’a ulaşmıştık.

menton002

menton007menton005menton006

Yürüyerek sahile indiğimizde, karşımıza çıkan uzun plajların yaz aylarında ne kadar kalabalık olacağını tahmin ederek kıyı boyunca limana doğru yürümüştük.

menton008menton009

Deniz kıyısındaki Jean Cocteau müzesinin önünde fazla takılmadan geçip, limanın bitişiğindeki 17 yüzyıldan kalma küçük kaleye yönelmiştik.

menton010menton011menton014menton016

Yat limanı ve çevresinde güzel görüntülerin tadını çıkarmış,

menton019menton018

Kasabanın eski merkezindeki sokaklarda, eski evlerinin arasında biraz turlamış, hediyelik eşya dükkanlarında oyalanmış,

menton022

İtalya’nın özellikle güneyinde olduğu gibi burada da ünlü olan limoncellolarının tadına bakmıştık.

menton020menton027

Yorulunca da Rue Saint Michel’deki küçük meydanda kafelerden birine oturup yorgunluğumuzu atmaya çalışmıştık.

Meraklısı için notlar:

1- Nice – Menton ulaşım:

Özel aracınızla gidiyorsanız, doğuya doğru Villafranche-sur-Mer yolunu (M6098) takip ederek deniz kıyısından, enfes manzarayı seyrede seyrede, çoğunlukla da durup daha uzun süre bakabilme isteğiyle yaklaşık bir saatte Menton’a ulaşabilirsiniz.

Lavantalarıyla ünlü Eze kasabasını da görmek isterseniz, deniz kıyısındaki değil de, dağlara tırmanan yolu (M6007) seçmelisiniz.

Ayrıca A8 otoyolunu kullanarak da Menton’a daha kısa sürede gidebilirsiniz.

menton029

Ancak belediye otobüsleriyle de Menton’a gitmeniz mümkün. Limanın (Port Nice) karşısındaki kilisenin önünden 100 numaralı Nice-Menton otobüsüne binerseniz, bir buçuk saatten biraz daha kısa bir sürede Menton’a ulaşabilirsiniz.

Bu arada yol, lavantalarıyla ünlü Eze kasabasının alt tarafından, Monaco ve Monte Carlo’dan da geçiyor.

Gidişte ya da dönüşte Monaco’da inip yat limanında şöyle bir turlamak da fena olmaz.

Otobüs biletini sürücüden 1.50 euroya alabilirsiniz.

2- Limoncello:

menton044.jpg

Bir çeşit limon likörü olan limoncello, genellikle akşam yemeğinin ardından sindirim amaçlı olarak az miktarda içiliyor.

3- Jean Cocteau:

Fransız şair, oyun yazarı, artist ve film yönetmeni. (Benim ilgimi çekmedi).

4- Ventimiglia:

menton043

İtalya’nın Fransa sınırındaki bu şirin kasabası, Menton’a sadece 11 km. uzaklıkta. Zaten bu nedenle Menton’da hem mimaride hem de sosyal hayatta bir İtalyan havası hakim.

menton028

 

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 8 Yorum