Vence

Vence (Alpes – Maritimes)

Bu Vence de neresi? O kadar gezecek yer, anlatacak daha popüler şehirler varken Vence nereden çıktı?

photo

6 yıl önce bir Aralık sabahı internette Christie’s müzayede evinin Paris’teki “modern ve impresyonist sanat” müzayedesini inceliyordum. O müzayedede 1.297.000 euro’ya alıcı bulan bir resim dikkatimi çekti. Chaim Soutine’in 1929 yılında yaptığı yağlı boya “L’arbe de Vence” (Vence ağacı) tablosu. Aslında Soutine aynı yıl bu tablonun birkaç değişik versiyonunu da yapmış. O an bu tablonun ve resmi yapılan ağacın izini sürmeye karar verdim. Biraz araştırınca bu ağacın 1598 yılında Fransa Kralı I. Francois’nın ateşkes antlaşması için Villeneuve’ya geldiği zaman Vence kasabasına dikildiği konusunda ilginç bir efsaneye rastladım. Ben de bir gün bu ağacı yerinde görebilmenin hayalini kurmaya başladım.

Bu arada Nice Cote d’Azur Metropolitan belediyelerinin 2006-2009 yılları arasında “La Cote d’Azur des Peintres” adı altında bir proje başlattıklarını okudum. Bu proje kapsamında yaşamlarının bir kısmını bu bölgelerde geçirmiş olan ve “Great Masters” olarak anılan Monet, Picasso, Renoir, Chagall gibi sanatçıların yaptığı yaklaşık 90 manzara resminin bir kopyalarının, o resimlerin çizildiği noktalara yerleştirildiklerini öğrendim.

Ben de düştüm bu izlerin peşine.

A Painter’s Vision of  the Cote d’Azur. In the Great masters’ footsteps.

(Ressamların gözünden Cote d’Azur. Büyük ustaların izinde).

Sizi daha fazla bunaltmadan gelelim Vence kasabasına.

vence15

Vence, Fransa’nın güney doğusunda, Fransız Alplerinin denize yakın yamaçlarında, Nice şehir merkezine 24 km., Cannes’a ise 30 km. uzaklıkta, yarım günde gezilebilecek yaklaşık 20.000 nüfuslu bir şehir. Eski şehir merkezi ise şehrin ortasında, taş evlerle çevrili, ortasında 4. Yüzyıldan kalma bir katedral bulunan, oval şekilli bir bölge.

vence02

İçinde kafeler, restoranlar, az da olsa hediyelik eşya satan dükkanlar, sanat galerileri, çeşmeler, küçük meydanlar ve kiliseler bulunuyor. Sessiz ve sakin sokaklarda dolaşması oldukça keyifli.

vence20

vence19

vence21

vence13

vence22

Turist yok denecek kadar az. Daha çok şehrin kendi sakinleri var ortalıkta. Zaman geçirmek için genellikle old town dışındaki Grand Jardin meydanı civarındaki kafeleri tercih ediyorlar.

IMG_0821

Eski şehrin kendi halinde sessiz sokaklarında  Sourtine’in “ash tree” (Vence ağacı) izinde dolanırken, önce Maurice Cahours’un “Surian Meydanı” tablosu çıktı önümüze.

vence16

Ama bu ağaç, o ağaç değildi.

vence01

vence03

vence24

Sonra da eski şehrin tam ortasında bulunan katedralin bitişiğindeki Godeau Meydanında Alexis Mossa çıktı bu sefer karşımıza.

vence23

Bu ağaç da o ağaç değildi.

vence08

vence10

photo

vence09

Eski şehrin ara sokaklarından ilerleyip “Peyra kapısı”ndan müzenin yanına çıkınca, işte o ağaç bitiverdi birden önümüzde.

vence06

Ağacın ilerisindeki seyir terasında ise başka bir sürpriz bekliyordu bizi.

vence05

vence07

IMG_0860

Rosaire şapelinin bulunduğu yamaç ve bu manzarayı orijinal bir yorumla resimleyen Jean Dubuffet.

Hedefe ulaşınca ve ayaklarımız artık hafif hafif yorgunluk sinyalleri vermeye başlayınca da kendimizi Grand Jardin meydanı yakınlarında “Les Vieux Fiances” isimli kafenin kaldırımdaki sandalyelerine bıraktık.

vence11

Bu kasabada iki tane daha bu şekilde resim olduğunu ve önlerinden geçtiğimiz halde fark edemediğimizi ise, günler sonra haritayı incelerken fark edecektim!

Meraklısına notlar:

Map of Provence-Alpes-Cote d Azur as an overview map in pastel green

nice vence.jpg

Ulaşım: Nice şehir merkezinden gelecekseniz, 94 numaralı otobüs ile 1 saat 15 dakikada ulaşabilirsiniz. Otobüsün ilk durağı Meridien otelin yan tarafındaki Verdun caddesinde. Nice havalimanından geliyorsanız da yine yolun karşısına geçip 94 numaraya binebilirsiniz. Vence’e gelince son durakta inip (Halte Rouitiere de l’ara) eski şehir merkezine ulaşmak için Resistance caddesinden 400 metre yürümeniz yeterli olacaktır. Kendi aracınızla geliyorsanız, Marsilya-Cannes yönünden de Monaco – Nice yönünden de gelseniz fak etmez, Cagnes-sur-Mer şehrinde yoldan ayrılıp Vence tabelalarını takip ederek köylerin ve kasabaların arasından, üzüm bağlarının, meyve bahçelerinin içinden geçerek yarım saatte Vence’e ulaşabilirsiniz.

vencemap2

Otomobilinizi Marechal Juin meydanındaki otoparka park edebilirsiniz. Ya da daha az yürümek isterseniz, Marie Antoinette sokağındaki ya da Grand Jardin meydanındaki otoparkı kullanabilirsiniz. Cannes yönünden trenle veya otobüsle geliyorsanız, Cagnes-sur-Mer’de inerek Les Oliviers durağına giderek 94 numaralı otobüse binebilirsiniz. Yalnız tren istasyonu ile otobüs durağı arası yaklaşık 800 metre ve yolu da biraz karışık. Cannes yönünden 200 numaralı otobüsle geliyorsanız, Les olivers’de inip karşıdaki durağa geçmeniz yeterli.

Biletinizi sürücüden 1.50 euro’ya alabilirsiniz. Tek binişlik kartlar 74 dakika geçerli ve bu sürede başka bir otobüs ya da trama aktarma için kullanabilirsiniz. Ancak gün içinde başka yerlere de gitmeyi düşünüyorsanız, 5.00 euro’ya günlük kart almak daha avantajlı olacaktır. Kartı bastığınız andan itibaren 24 saat boyunca istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Otobüse ya da trama binerken her seferinde kartınızı okutmak zorundasınız. İlginç bir şekilde bu kartlar havalimanına giden 98 ve 99 numaralı otobüslerde geçerli değil, havalimanına gitmek için anlamsız bir şekilde 6.00 euro ödeyerek farklı bir bilet almak zorundasınız.

vencemap

Saint Paul de Vence: Vence yolu üzerinde çok iyi korunmuş bir ortaçağ kasabası olan Saint Paul de Vence, gezilecek yerleri açısından daha popüler bir kasaba. Eski şehir merkezi surlarla çevrilmiş ve içerideki taş evlerin hepsi de birbirinden güzel. Sokak aralarında resim galerileri, sanat atölyeleri, sevimli kafeler ve restoranlar, hediyelik orijinal parçalar satılan dükkanlar ve bunların arasında yaşayan yerli halk.

Arada küçük meydanları, meydanlardaki küçük çeşmeleriyle, köşeyi dönünce birden bire karşınıza çıkıveren ilginç heykelleri ve sanat eserleriyle şirin bir köy burası. Yani burada kısaca bahsetmek haksızlık olacak bu şirin yere. Bu nedenle yakında ayrı bir yazıyla gelecek!..

st.pauldevencemap

 

 

 

Reklamlar
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 9 Yorum

Bologna

Bologna’ya turistik amaçla gitmek için nasıl olsa daha önceden gezi rehberi niteliğinde bir şeyler okuyup planlarınızı ona göre yaptığınızı düşündüğümden, ben size farklı bir gözle, farklı bir Bologna göstermeye çalışacağım. Kendi seçimlerinizle keyfini çıkarın.

bologna002

Bologna, Kuzey İtalya’nın Emilia-Romagna bölgesinde bulunan İtalya’nın 7. büyük şehri. Buraya hem THY hem de Pegasus’un direkt uçuşları olması nedeniyle uğrama olasılığınız var muhtemelen. Ucuz uçuşlardan dolayı İtalya turunuza buradan başlamayı, veya burada bitirmeyi isteyebilirsiniz belki bir şekilde. Ya da Floransa veya Venedik’tesinizdir, ama bir gün de burayı görelim diye düşünmüşsünüzdür. Bir günde de gezersiniz zaten. O zaman bir günlük, hatta yarım günlük bir rota çizeyim size.

bologna017

Pisa’ya gitseniz, göreceğiniz bir tane orijinal bir mimariye sahip eğik bir kule. Bologna’da ise bunlardan çok var aslında. Çirkin kule yoktur, zekice pazarlama stratejileri vardır! Belki şekilleri kare biçimli, biraz daha gösterişsiz ama, bana göre çok daha fazla özellikleri olan, çok daha enteresan kuleler. Say say bitmez ama en popülerleri Piazza di porta Ravegnana’daki Asinelli ve Garisenda kuleleri. Üstelik Pisa kulesi 57 metre iken bunların küçüğü bile 48 metre yükseklikte. (Torre degli Asinelli’nin yüksekliği 97 metre!)

bologna025Bologna’da eski şehrin merkezi Piazza Magiore (veya piazza grande). Yani önce buraya ulaşmaya çalışacaksınız.

Avrupa’nın sayılı büyük bazilikalarından (sanırım büyüklükte beşinciydi) Basilica di San Petronio, bu meydanın asıl simgesi. Ayrıca  Palazzo del Podesto, Palazzo Communale, Palazzo d’Accursio, Palazzo dei Notai ve Palazzo dei Banchi de bu meydanı çevreliyorlar. Ünlü Fontana del Nettuno (Neptün Çeşmesi) da bu meydana bitişik olan Piazza del Nettuno’da (Neptün meydanı). Yani kısaca bu meydan sizin öncelikli hedefiniz olmalı. Olmalı da nasıl gideceksiniz?

bologna033bologna032

Bologna tren istasyonu (Bologna Centrale) başlangıç noktamız olsun. Buraya Bologna havalimanından geliyorsanız 20 dakikada bir kalkan Aerobus ile 5 euro’ya ulaşabilirsiniz. Ya da zaten büyük olasılıkla trenle başka bir yerden Bologna Centrale’ye gelmişsinizdir. İstasyondan çıkıp, karşıya geçtikten sonra sola doğru 100 metre yürüdüğünüzde Piazza XX Settembre’ye yani 20 Eylül Meydanına geleceksiniz.

bologna011bologna001

Buradan da sağa döndüğünüzde Via Dell’Independenza sizi Piazza Magiore’ye kadar götürecektir. İsterseniz caddenin yaya trafiğine kapatılmış bölümlerine ortadan yürüyün, isterseniz de yağmurdan ya da güneşten etkilenmemek için kaldırımlardaki revakların (yani stoa veya portico) altından, mağazaları geze geze yürüyün. Birinci fotoğraf hafta sonu, ikincisi ise hafta içi çekildi.

bologna021

bologna031

Bu arada yürürken Montagnola parkına uğrayabilir veya daha sonra soldaki Metropolitana di San Pietro katedraline bir göz atmak isteyebilirsiniz. Venedik penceresinden (Finestrella) daha sonra bahsedeceğim.

bologna027

Caddenin bitiminde karşınızda Neptün meydanı ve ilerisinde de Neptün heykeli ile çeşmesini göreceksiniz zaten.

bologna012bologna013

Yürümeye devam edin, heykelin arkasından yaklaşın ve heykele sağ arka tarafından baktığınızda nasıl göründüğüne siz karar verin!

bologna026

Heykeli geçtikten sonra işte Piazza Maggiore’ye geldiniz. Karşınızdaki de San petronio Bazilikası. İster merdivenlerinde oturun, ister içini gezin, ister 3 euro’ya kulesine çıkın, artık vaktinize göre ve keyfinize göre yapacaklarınız size kalmış.

25 Nisan kurtuluş gününe denk geldiyseniz, İtalya’nın çoğu meydanında olduğu gibi çok hareketli ve eğlenceli anlar da geçirebilirsiniz bu meydanda.

bologna024

bologna023

San Petronio Bazilikasının merdivenlerinin yanındaki dar Clavature sokağına girerseniz, sizi çok güzel bir yeme içme mekanına götürecektir. 50-60 metre sonra sol taraftaki bir çeşit tapınak ya da mabet olan Santuario di Santa Maria della Vita da ilginizi çekebilir.

bologna003

Bunun hemen yanında da girişindeki yüksek kırmızı sandalyeleriyle mutlaka dikkatinizi çekecek olan orta pazarı (Mercato di Mezzo) göreceksiniz. Dalın içeriye. İlk anda burnunuza gelen yoğun şarküteri ürünleri kokusu sizi ürkütmesin. Alıştıktan sonra ne kadar enteresan bir yer olduğunu düşüneceksiniz belki de!

bologna004bologna005

Ben olsam taze makarna hazırlayan yerlerden birinden makarnamı seçer, siparişimi verir, ortadaki masalardan birine otururdum. Ama siz “yok ben daha otantik bir yerde daha uzun zaman geçirerek birşeyler, mesela bolonez soslu spagetti ya da ona benzer şeyler yiyeceğim” diyorsanız, sokağın sonuna doğru 100 metre daha yürüyüp sola via castiglione’ye dönün. Hemen solda Sfoglia Rina makarnacısını göreceksiniz. Dükkanın üstünde büyük harflerle PASTA RESCA yazan yer. Tahta masalar, loş bir ortam, nefis makarnalar istiyorsanız, buyurun girelim.bologna006

Makarnacıda karnınızı doyurduktan sonra dışarıya çıkıp sola döndüğünüzde de ileride önce Asinelli kulesini göreceksiniz. Göremezseniz birkaç metre daha yürüyün, bu sefer kesin görürsünüz (Piazza porta Ravegnana).

bologna007bologna008

Küçük olan Garisenda kulesi çok eğilmemiş mi sizce de? Bence yumuşak zemin, mimari hata, yapım hatası, mühendislik hatası, zaman, hepsi bir olmuşlar yana eğmişler kuleyi sanki.

bologna009

Asinelli’ye tırmanmak mı istiyorsunuz? Ben daha önce sizi uyarmayı unuttum. Kuleye çıkabilmek için o uzayıp giden kuyrukta beklemek zorundasınız. Çünkü kule merdivenleri dar olduğu için grup grup alıyorlar insanları içeriye. Yine de dert etmeyin, her anın keyfini çıkarın. Kuyrukta beklerken yandaki küçük pizza büfesinden (Pizzeria Due Torri) bir ya da iki dilim margarita alın, “uzun zamandan beri yediğim en lezzetli pizzaydı” diyeceksiniz. Yanındaki dondurmacı il Gelato di San Crispino da aynı.

Size kulenin önünde kuyrukla karşılaşmamak için de birkaç öneri: Mesela sabah erken saatte gelin. Havanın çok sıcak ya da çok soğuk olduğu bir günde de büyük olasılıkla kuyruk olmayacaktır. Yağmur yağıyorsa da aynı elbette.

bologna-map

Bu da bahsettiğim rotanın şehir planı üzerindeki gösterimi.

Bir de Finestrella vardı sanırım. Kulelerden sonra ince kesik kırmızı çizgileri takip edin. Via Pinella’ya gelince işte bu pencereyi bulun ve pencereden Venedik benzeri görüntü karşınızda.

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 11 Yorum

FOTOĞRAFLARLA TORİNO

to60

Aslında Torino İtalya’nın Roma, Milano ve Napoli’den sonra dördüncü büyük kenti. Nüfusu da 1 milyona yakın ama Roma, Floransa, Venedik gibi çok bilindik bir yer değil. Biraz Milano’nun da gölgesinde kalmış gibi. Ama çok turistik yerlerden, yapay olaylardan, kalabalıklardan sıkılanlar için, İtalyan tarzı hayatı deneyimlemek isteyenler için güzel bir seçenek olabilir.

dsc09075

Hafta içi yaşam oldukça sakin Torino’da. Herkes işinde, okulunda olduğundan sokaklar, kafeler, restoranlar sessiz. Sadece Cuma ve cumartesi akşamları o sessiz sakin meydanlar, kafeler, trattorialar canlanıyor. Yani biraz hareket görmek istiyorsanız, planınızı hafta sonuna denk getirmelisiniz.

Ama bir gezgin için mevsim, mekan, saat, kalabalık hiç önemli değil, ben her türlü tat almaya çalışırım diyenlerdenseniz, devam edelim o zaman.

to48

30 yıllık dostum, meslektaşım Metin Erol, yazılarımı okuduğunda çok uzun olduğunu, yazıların az, fotoğrafların daha fazla olması durumunda daha kolay takip edilebileceğini söylemişti. Ben de ona uymaya çalıştım ama olmadı, bir şeyleri yazdıkça, başka şeyleri de ekledim, uzadıkça uzadı. Ben de yöntem değiştirdim ve Torino yazısını iki parça hazırladım. Şu anda içinde bulunduğunuz yerde fotoğraflar çok, yazılar az. Detaylarını merak ediyorsanız,  aşağıdaki linke tıklayıp ayrıntılı ikinci kısma geçebilirsiniz.

TORİNO

Ve Fotoğraflarla Torino…

to55

to56
to59 to58 to57
to54 to53 to44 to45 to46 to47
to49 to51 to52 to43 to42 to41 to40 to39 to38 to37 to36 to35 to26 to27 to28 to29 to30 to31 to32 to33 to34 to25 to24 to23 to22 to21 to20 to19 to18 to17 to64 to63 to61 to08 to09 to10 to11 to13 to14 to15 to16 to07 to06 to05 to04 to03 to02 to01

Diğer ayrıntılar ve Torino hakkında merak ettikleriniz için alttaki linki tıklayabilirsiniz…

TORİNO

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 3 Yorum

Torino

to60

Torino ile ilgili bir yazı yazmadan önce, birkaç blog inceledim acaba buraya gidenler Torino’da ne yapmış, nereleri dolaşmış, neler düşünmüş diye. Ancak beklediğim şeyleri bulamadım. Herkes farklı konuları öne çıkarmış. Çok da turistik bir yer olmadığından, yazılanlar biraz sönük kalmış.

Aslında Torino İtalya’nın Roma, Milano ve Napoli’den sonra dördüncü büyük kenti. Nüfusu da 1 milyona yakın ama Roma, Floransa, Venedik gibi çok bilindik bir yer değil. Biraz Milano’nun da gölgesinde kalmış gibi. Çok turistik yerlerden, yapay olaylardan, kalabalıklardan sıkılanlar için, İtalyan tarzı hayatı deneyimlemek isteyenler için güzel bir seçenek olabilir.

to10

Hafta içi yaşam oldukça sakin Torino’da. Herkes işinde, okulunda olduğundan sokaklar, kafeler, restoranlar sessiz. Bu arada FIAT otomobil fabrikaları da Torino’da (Fabrica Italiana Automobili Torino)! Sadece Cuma ve Cumartesi akşamları o sessiz sakin meydanlar, kafeler, trattorialar canlanıyor. Yani biraz hareket görmek istiyorsanız, planınızı hafta sonuna denk getirmelisiniz.

to02

Ama bir gezgin için mevsim, mekan, saat, kalabalık hiç önemli değil, ben her türlü tat almaya çalışırım diyenlerdenseniz, devam edelim o zaman.

Ben iki bölüme ayıracağım anlatacaklarımı: Müzeler ve Diğerleri…

30 yıllık dostum, meslektaşım Metin Erol, yazılarımı okuduğunda çok uzun olduğunu, yazıların az, fotoğrafların daha fazla olması durumunda daha kolay takip edilebileceğini söylemişti. Ben de ona uymaya çalıştım ama olmadı, bir şeyleri yazdıkça, başka şeyleri de ekledim, uzadıkça uzadı. Ben de yöntem değiştirdim ve Torino yazısını iki parça hazırladım. Şu anda içinde bulunduğunuz yazı, klasik olanı. Fotoğraf da çok, yazı da. Metin gibi fotoğraf çok, yazı az olsun diyorsanız, alttaki linke tıklayıp ikinci kısma geçebilirsiniz.

FOTOĞRAFLARLA TORİNO

Müze gezme işi biraz kişisel bir konu. Yani ilgi alanınıza girerse iyidir. Yoksa zaman kaybı. Ben yine de sıralayayım.

  • Torino Ulusal Sinema Müzesi (Mole Antonelliana) : Şehrin simgesi. 1800’lü yılların sonunda sinagog olarak yapılmış ama başka bir sinagog kullanıldığından hiç sinagog olarak kullanılmamış, 2000 yılından beri de sinema müzesi. 
    to16165.5 metre yüksekliğiyle en yüksek müze ünvanı da var. İsterseniz sadece müzeyi gezebilir, ya da kuleye çıkarak şehri yüksekten seyredebilirsiniz.
  • Torino Otomobil Müzesi : Fazla söze gerek yok.
  • Juventus Müzesi : Bu da meraklısına. Bu arada Juventus ve Torino gibi iki marka takım var bu şehirde.
  • Antik Mısır Müzesi (Torino Egyptian Museum, Museo Egizio) : 30.000’den fazla eseri barındıran, Mısır dışında en kapsamlı Mısır arkeoloji ve antropoloji müzesi.
  • Ulusal Dağcılık Müzesi (Museo Nazionale Della Montagna “Duca Degli Abruzzi”) : Po ırmağının karşı kıyısında, Umberto I köprüsü ile Vittorio Emanuele I köprüsü arasında küçük bir tepede bulunan Monte dei Cappucini kilisesi ve manastırının yanında bulunuyor.
    to14Arka planda Alp Dağlarının siluetini, altınızda da Po ırmağını ve Torino şehrini tepeden görebileceğiniz etkileyici bir manzaraya sahip. to15Siz boş verin müzeyi, manzarayı seyredin. Ayrıntıları da eğer giderseniz orada öğrenirsiniz.

Aslında kısaca Torino bir otomobil ve çikolata şehri. Çikolata müzesi yok ama bütün pastaneler müze sayılır.

Bunları bir kenara bırakıp, şimdi biraz Torino’yu keşfedelim:

Piazza Vittorio Veneto:

dsc09075

Şehrin en büyük meydanı. Meydanın etrafı kafeler ve restoranlarla çevrili. Kaldırımlardaki kafelerde oturup İtalyan tarzı keyif yapabilirsiniz. Ya da bir hafta sonu akşamı bir konsere, gösteriye denk gelebilirsiniz bu büyük meydanda.

Hadi çok uğraştırmayayım, nerede Napoli’li ustadan en güzel napoliten pizzaları yiyebileceğinizi de söyleyeyim: “İl Tabisca”. Nasıl mı bulacaksınız? Arkanızı Po ırmağına verin, Piazza Vittorio Veneto’ya girin, sol taraftaki kaldırımda sarı beyaz masa örtülerinden tanıyacaksınız. Sadece pizza değil, diğer yöresel İtalyan lezzetlerini de bulabilirsiniz.

to01

İster restoranın içinde, ister meydandaki şemsiyelerin altında, ya da kaldırımdaki masalardan birinde oturun, ama oturun mutlaka.

Ben gittiğim yerlerde genellikle önce orada yaşayan insanlara sorarım “Siz nerede yiyorsunuz, içiyorsunuz, nerelere takılıyorsunuz?” diye. Çoğunlukla da nokta atışı olur, doğru adreslere ulaşırım. Şarap ve kahve konusunda biraz farklı oldu bu sefer. Nerede oturup bir şeyler içebilirim diye kime sorduysam, hepsi de ağız birliği etmiş gibi “Fark etmez, neresi denk gelirse seç bir yer otur, bütün lezzetler çok iyi, sen işi servis elemanına bırak!” dediler. Ben de bu önerilere uydum.

to59

Yine de bir adres ver derseniz, tereddütsüz Via Po’dan Piazza Castello’ya doğru giderken, bu caddenin Via San Francesco Da Paola ile kesiştiği köşede 21 numaradaki “Bistrot Turin” derim.

to53

İyi bir havada giderseniz kaldırımdaki küçük masalardan birine oturup geleni geçeni seyredin, kışın gittiyseniz de yukarı kata çıkıp keyfinize bakın.

Piazza Castello ve Palazzo Madama:

to45

Piazza Vittorio Veneto’dan çıkıp Via Po’yu takip ettiğinizde, Piazza Castello’ya çıkarsınız. Bu meydandaki Palazzo Madama görülmeli.

to47

Ayrıca bu meydanda Torino Kraliyet Sarayını, yanındaki büyük Giardini Reali parkını görebilirsiniz. Palazzo Madama’nın arkasında yine bu meydana bakan Teatro Regino Torino’yu da kaçırmayın. Kim bilir, belki burada bir tiyatro oyununa, operaya yada klasik bir konsere denk gelirsiniz.

Via G. Garibaldi:

to46

Sırtınızı Palazzo Madama’ya döndüğünüzde karşınızda başlangıcını gördüğünüz sokak işte Via G. Garibaldi.

to56Burada sağlı sollu marka mağazalar bulunmakta. Tam benzemese de Roma’daki Via del Corso gibi, ya da İstiklal Caddesi, Karşıyaka Çarşı gibi (Kemal Paşa Caddesi) bir sokak.

Piazza della Republica:

Via G. Garibaldi’nin sonuna kadar gitmeden ortalarda bir yerinde sağa, Via San Francisco d’Assisi’ye dönün, biraz yürüdükten sonra karşınıza geniş bir meydan çıkacak. Burada her sabah büyük bir Pazar kuruluyor, öğlene kadar sürüyor.

to43 to42

to61Meyve, sebze, giysi, çiçekler, ne ararsanız var. Ayrıca bu meydanda Ankara’daki Ulus hali benzeri bir hal de var (Mercato di Porta Palazzo).

to41 to40 to39Daha çok şarküteri ürünleri, peynir, et gibi şeyler satılıyor. Şöyle bir dolaşmaya değer. Bu bölgede ayrıca genellikle Uzak Doğulu, Hintli ya da Afrikalı satıcıların ilginç ürünler satan ilginç dükkanları, marketleri, işporta tezgahları da bulunuyor.

Quadrilatero Torino:

to08 to07

Porta Palazzo’ya yakın, 8-10 sokaktan oluşan dörtgen sınırlı bir bölge var ki, buraya Torinolular “Quadrilatero” diyorlar. Kent sakinlerinin tercih ettiği cazip restoranlar, kafeler, barlar burada toplanmış. Lokal Torino mutfağını keşfetmek için birkaç gün bile bu bölgede oyalanılabilir.

to44

Özellikle de dar ve araç trafiğinin olmadığı sokaklardaki kafe ve restoranlarda, trattoria ya da osterialarda. Mesela Tre Galli’de, veya özellikle Piazza della Consolata’daki kafelerden İl Baccaro ya da Al Bicerin’de.

Parco del Valentino:

to23 to24

to17Po ırmağının kıyısında kilometrelerce uzanan, hafta sonu Torino’luların zamanlarını burada geçirdikleri, koştukları, yürüyüş yaptıkları, bisiklete bindikleri, yorulduklarında şirin kafelerde dinlendikleri şahane bir park burası.

to20 to21Bu parkın içinde sembolik bir de ortaçağ kasabası kurulmuş. Sokaklarında dolaşabilir, Ortaçağ havasını koklayıp hediyelik eşya dükkanlarından ufak tefek bir şeyler alabilirsiniz.

Basilica di Superga:

to28

En güzelini en sona bıraktım.

to30 to31

Bu bazilika, 1700’lü yılların başında yapılmış. Bulunduğu tepeden Torino’ya ve Po ovasına kuşbakışı bakabiliyorsunuz. Sassi-Superga durağındaki Stazione Sassi’ye gitmeniz gerekiyor önce.

to35

Sizi burada yaklaşık 20 dakika sürecek ve Superga tepesine çıkaracak olan müthiş bir dişli tren (tranvia a dentera) yolculuğu bekliyor.

to33 to32 to34Nostaljik iki vagonlu, tahta koltuklu trenle tırmanarak ulaşacağınız Basilica di Superga ve çevresinde sizi eşsiz bir manzara bekliyor olacak.

to29

to26to27

 

 

 

 

 

Bazilikanın arka bahçesinde ise, 1949 yılında Torino futbol takımının futbolcularını taşıyan uçağın bu tepeye düşmesi sonucu ölen 31 kişinin anısına bir köşe hazırlanmış. Oldukça da fazla ziyaretçi çekiyor.

Genel Bilgiler:

Bu bir gezi rehberi değil, sadece benim gözümden bir gezi yazısı, bu nedenle her şey değil, bende iz bırakanlar var burada.

  1. Torino’ya nasıl giderim? İstanbul’dan KLM ya da Lufthansa ile aktarmalı, THY ile direkt gidebilirsin. Havalimanından şehir merkezine gitmek için de birkaç yol var. Ama bence en uygunu tren-otobüs kombinasyonu.img_6302Havalimanında bavulunu aldıktan sonra kapıdan çıkmadan önce büfeden Integrato B biletini al (3 euro). Dışarı çıkıp kapalı otoparkın içinden geç, tren istasyonuna çık. Bu biletle Caselle havalimanından trenle Stazione Dora’ya kadar gideceksin (5 durak). Biletini istasyondaki bilet makinelerine okutmayı sakın unutma. Oradan da aynı biletle otobüse ya da tramvaya binerek istediğin yere geçebilirsin. Trenler 30 dakikada bir geliyor, yolculuk 19 dakika sürüyor.
  2. Torino’da şehir içinde nasıl dolaşırım? Aslında yürüyerek çoğu yeri keşfetmek daha güzel. Ama bazen toplu taşıma da kullanmak gerekebiliyor. Torino’da bir metro hattı var. Tramvay ve otobüsler çok yaygın. Büfelerden bilet alabilirsin.img_6298Tek binişlik bilet 1.50 euro, 5 binişlik bilet 6.50 euro.img_6301Sen en iyisi otobüs, metro tramvayda geçerli günlük bilet al 5 euro’ya (istersen 48 yada 72 saatlik kartlar da var). İlk bindiğin araçta diğer durağa gelmeden önce aracın içindeki makineye okut biletini, o dakikadan sonra 24 saat boyunca istediğin kadar binip inebilirsin. Otobüs ve tramvayda bir daha okutmana gerek yok ama metroya bineceksen, camlı kapının açılması için makineden geçirmen gerekiyor kartını.
  3. Basilica di Superga’ya nasıl gideyim? Aslında Torino’da yapılacaklar listesinde Basilica di Superga’ya dişli trenle çıkmak bir numarada bence. Torino Tren İstasyonunun önünden (Porta Nuova) veya Piazza Vittorio Veneto’dan 61 ya da 68 numaralı otobüslerden birine bin, Sassi-Superga durağında in. İtalyancada “Fermata” durak demek. İneceğin durak Fermata-589 (Sassi-Superga), hemen Sassi istasyonunun (Stazione Sassi) önünde zaten. Saat 10:00 ile 18:00 arası her saat başı kalkıyor tren. Erken gidersen, istasyonda oyalanabileceğin, bir şeyler yiyip içebileceğin kafeterya, pastane gibi yerler de var. 
    img_6299 img_6300                      Gidiş dönüş bilet hafta içi 6 euro, hafta sonu 9 euro. Makineden biletimi kendim alamam dersen, görevliler de yardımcı olur, merak etme. Kendi aracın varsa da istasyonun solundan Comunate di Superga sokağına girerek Bazilikaya kadar çıkabilirsin.
  4. Nerede kalayım? Çoğunluk genellikle booking.com, airbnb.com gibi sitelerden zevkine, bütçesine uygun bir yerler ayarlıyor kalmak için. Ama sen bana bir yerler öner dersen, ben iki yerde kaldım Torino’da.

Birincisi Borgo Crimea mahallesindeki Best Western Hotel Crimea’da. Çok uzak değil. Porta Nuova’nın (tren istasyonunun) önünden geçen Vittorio Emanuele II caddesinden gelip Po ırmağının üzerindeki Umberto I köprüsünden karşıya geç, biraz yürüyünce hemen zaten Kırım meydanına çıkıyorsun. İşte bu meydana çok yakın. Otel ve çevresi sessiz, sakin ve çok güzel bir mahalle. Odaları biraz küçük ama çok keyifli. Kahvaltısı ve çalışanları da öyle.

İkincisi de Porta Susa’ya yakın (Susa tren İstasyonu),  Corso Vittorio Emanuele caddesi üzerinde NH Ambasciatori otelinde. Bu otel daha büyük, kahvaltısı daha zengin, bilindik NH kalitesinde. Ama diğeri sanki daha sempatikti!

  1. Nerede ne yiyeyim? Zaten yukarıda daha önce bir şeyler yazdım. Torino’lu birilerine sor, sana kendi gittikleri yerleri tarif edeceklerdir. Yöresel Piemonte, Torino bölgesi yemekleri yapan bir yer mi arıyorsun? Aslında haklısın, makarnayı, pizzayı her yerde yersin. Sen en iyisi Corso Moncalieri 35/B numaradaki Casa Crimea Torino’ya git. Beyaz rengin hakim olduğu dekorasyonuyla hoş bir yer. Çoğu yerde olduğu gibi 14;30- 19:15 arasında kapalı olduğunu unutma! Bu saatlerde kepenklerini kapalı halde görür ve lokantayı fark edemezsen de şaşırma. Bir de gittiğinde yer bulamazsan, bana kızma. Biraz bekle, garsona söyle, birisi kalkar nasıl olsa!
  2. Ne alayım? Bu da yine çok kişisel bir tercih. Ben her gittiğimde daha önce tadına baktığım ve hoşuma giden peynirlerden mutlaka bir miktar alırım. Ev yapımı makarnalardan da. Ama marketten değil. Hani Piazza della Republica’da bir Mercato di Porta Palazzo vardı ya, işte orada bak tatlarına, hangisini beğenirsen onlardan al. Ama yine de markete de bir bakmak istersen, aynı meydanda birkaç tane büyük süpermarket var.

Piemonte bölgesinin önemli özelliklerinden birisi de, çok güzel bağlara sahip olması. Asti’de, Alessandria’da, Moncalieri’de, Alba’da, Chivasso’da, aslında kısaca neredeyse bölgenin her yerinde nefis bağlar var. Ve bu bağlarda yetişen nefis Nebbiolo, Barbera, Dolcetto üzümleri… Benden söylemesi!

  1. Nehir gezisi: to04 to03Po ırmağında tekneyle dolaşmak istersen, Umberto I köprüsü ile Vittorio EmanueleI köprüsü arasında teknelerin kalktığı Imbarco Murazzi iskelesi var. Oradan turlara katılabilirsin.to50
  2. Portico da ne? Torino, ilk İtalya Krallığının başkentiymiş. Kral mimarlarını yanına çağırmış, “Bana öyle binalar tasarlayın ki, yağmur da yağsa ben ıslanmadan şehri rahat rahat dolaşabileyim, halkımdan uzak kalmayayım”, demiş. Ve mimarlar da stoa’lı (portico), ya da revaklı (bir çeşit sundurma da denebilir) binalar tasarlamışlar.                 
    viaromaportici1 to64Binaların üst katları sütunlar üstünde kaldırımın üzerine uzanıyor ve yağmurda ıslanmadan, güneşte bunalmadan kilometrelerce bu portico’ların altından yürüyerek istediğin yere ulaşabiliyorsun.
  3. Kimlerle gideyim? Dostlarınla elbette. Ama beni çağırırsan ben bir kere daha seve seve gelirim seninle. Zaten gezerken hep bir yerleri, bir şeyleri eksik bırakıyorum ki, bir daha gitmek, görmek için bahanem olsun diye.

 

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Prag

Haziran sonunda gittiğimiz Prag gezimizi bloğumda anlatmaya karar verdiğimde, aslında Prag hakkında neredeyse her şeyin daha önce defalarca yazılmış olduğunun farkındaydım. Hem gitmeden önce, hem de döndükten sonra gezi yazılarını ve blogları incelediğimde sadece THY’nin bile günde 3 uçuşunun olduğu Prag hakkında çok fazla yazı, deneyim, macera, romantik anılar paylaşıldığını görmüştüm.

trly

Prag’ı bir turist gibi değil, bir Çek gibi dolaşmayı düşünmüştük aslında. Prag merkezinde bir apartman dairesinde kalacak, turistik yerleri bir güne sıkıştırdıktan sonra kalan günlerimizde arkadaşlarımızın önerilerine de uyarak keyif almaya bakacaktık.

prag80

Bu nedenle Mala Strana (Lesser Town) bölgesinde şirin bir çatı katı ayarladık geceliği 62 euroya ve 5 gece kaldık.

prag08

Residence Vlasska’nın bulunduğu Vlasska sokağı, Prag kalesi ile Charles köprüsü arasında, çok iyi bir konumdaydı. Sokakta Amerika ve Almanya büyükelçilikleri ile evin karşısında da polis merkezi olduğundan oldukça güvenli bir yerdi. Zaten Prag güvenlik açısından anlatılanların aksine, hem gündüzleri hem de geceleri oldukça sorunsuz bir şehir.

prag48

Prag gezginleri bana yazacak fazlaca bir şey bırakmadığından, ben de kendi yolumu çizdim. Yani kraliyet yolunu. Yine farklılık olsun istedim ve tersten başladım.

prague-walkingtour-royal-route_3876_600x450

Royal Way (Kralovska Cesta, Kraliyet Yolu):

Çek Kralları taç giyme törenlerinde, ya da şehre gelen yabancı ülkelerin elçileri o zamanlar şehrin giriş kapısı olan Powder Tower’dan başlayarak Prag Kalesindeki St. Vitus Katedraline kadar olan bu yolu yürüyerek geçiyorlarmış. Prag’ın önemli yapılarının ve görülecek yerlerinin çoğu, bu yol boyunca sıralanıyor.

prag27

Farklı olsun diye bu yolu ters yönde yürüdük. Yani kaleden başlayıp Nerudova sokağından Malostranske Namesti’ye, oradan Mostecka sokağı boyunca yürüyerek Charles köprüsüne geçtik. Karlova sokağını takip ederek Eski şehir meydanına (Old Town Square) ulaştık. Sonra da Prag’ın en eski sokaklarından biri olan Celetna sokağını adımlayarak Namesti Republika (Cumhuriyet  Meydanı) yakınındaki Powder Tower’a ulaştık. Yarım günde bitirilebilecek bir güzergah.

prag18

prag14

prag68prag15

Ancak bizim gibi bu yolu izlemeye kalkışırsanız, kalenin bulunduğu Hradcany tepesine çıkarken Prag’ı yüksekten görmeye başlayacak, eğer bir de en güzel sokaklardan birisi olan Nerudova sokağından çıkıyorsanız, defalarca fotoğraf molası vereceksiniz.

prag29

9. Yüzyılda yapımına başlanan ve dünyanın en büyük antik kalesi olan Prag Kalesini (Prazsky Hrad) geze geze bitiremeyeceksiniz.

prag25

prag23

Tam bitti diye düşünürken, St. Vitus Katedraline yaklaşılmış olacak ve her şey baştan başlayacak.

prag19 prag20 prag21 prag22 prag24

prag71 prag72

Altın yol (Zlata Vlicka), Resim Galerisi, Spanish Hall, Eski Kraliyet Sarayı (Stary Kralovsky Palac), Holly Cross Şapeli, St. George Bazilikası, Yazlık Saray (Belvedere), Lobkowitzc Sarayı, Loreta, vs. vs. vs. derken, saatlerin nasıl geçtiğini fark etmeyeceksiniz.

prag70

prag31 prag30 prag28

Kraliyet bahçelerinde mola verecek, oyuncak müzesine takılacak, eski kale merdivenlerinden Mala Strana’ya inerken Prag’a bir kez daha hayran kalacaksınız.

prag33 prag34

Charles Köprüsüne ulaşana kadar Avrupa’nın en dar sokağına hızlıca da olsa bir girecek,

prag09

prag73

Malostranske Namesti’deki St. Nicholas Kilisesine bakmadan yola devam edemeyeceksiniz.

prag93

prag45

Mostecka sokağındaki hediyelik eşya dükkanlarında oyalanacak, Bohemya kristallerini ellerinize alacak ve hiç bıkmadan etraftaki canlı kalabalığı seyredeceksiniz.

prag65

1357 yılında yapımına başlanmış olan Charles köprüsünde kalabalığa karışacak, köprü üzerindeki 30 adet heykele takılacaksınız.

prag43

Hatta bunlardan birinin bir Osmanlı figürü olduğunu görünce şaşıracaksınız.

prag66

Belki bir sanatçıya karikatürünüzü çizdirecek,

prag67

sokak çalgıcılarının müziklerini dinleyecek,

prag74

canlı heykeller için bir muziplik düşüneceksiniz.

prag10

Köprünün ortasında herkesin ellemeden geçmediği ve fotoğraf çektirdiği bir figür göreceksiniz. Sıranızı bekledikten sonra siz de figürü elleyip, köpeği okşayıp, parlaklığına parlaklık katacaksınız. Bu sayede diğer elleyenler gibi siz de Prag’a bir daha gelme şansını yakalamış olduğunuzu düşüneceksiniz!

prag38

(Not: Prag’ın farklı köşelerinde yine böyle ellenen başka figürlerin de olduğunu, mesela bunun en ilgincinin Prag Kalesi yakınındaki oyuncak müzesinin bahçesinde olduğunu ben söylemediğim için hiç bilemeyeceksiniz!).

prag02

Eski şehir meydanına geldiğinizde, saat başlarına yakın bir zamanda,  14. Yüzyılda yapılmış olan Astronomik saatin yakınlarında olmayı isteyecek, tahta kuklaların yüzyıllardır olduğu gibi her saat başında gerçekleştirdiği gösteriyi izleyeceksiniz.

prag53

Hatta bunu büyük olasılıkla birkaç kez yapacaksınız. prag01

prag64

Saatin üstünde açılan pencerelerden çıkan 12 havarinin geçişini izleyeceksiniz. Aynı zamanda saatin sol yanındaki tahtadan yapılmış, kibir ve kendini beğenmişliğin simgesi olarak elinde ayna tutan kukla ile yanındaki paragözlüğün ve açgözlülüğün simgesi olarak elinde para tutan kuklaya takılacak gözleriniz. Sonra saatin sağ yanında çanı çalan ipi çeken ve bize ölümü hatırlatan tahta iskeleti fark edeceksiniz. Ha bir de onun yanındaki eğlenceyi simgeleyen kemanı çalan Türk figürünü. İskelet insanlara ölümün aslında yanı başımızda olduğunu hatırlatsa bile, diğerlerinin onu hiç umursamadığını da hissedeceksiniz.

prag44

Bu arada Powder Tower’a ulaştığınızda belki de hava kararmış olacak. Arada vereceğiniz kahve veya bira molalarını, atıştırmalık ya da yemek aralarını hiç saymıyorum bile.

prag06

Koca bir gün geçti, hatta birçok şeyi atlaya atlaya dolaştık. Hani yarım günde bitirecektik? Benim de bir dediğim bir dediğimi tutmuyor.

Turistik Prag bitti. Şimdi gelelim benim Prag’ıma.

pragcentrummaps

Prag’ın ortasından geçen Vltava nehri, şehri ikiye ayırıyor. Sağda Stare Mesto denen eski şehir ve bunun kuzeyinde Josefov denen Yahudi Mahallesi, güneyinde de Nove Mesto denen yeni şehir bulunuyor. Nehrin solunda ise kalenin bulunduğu Hradcany tepesi ile onun aşağısında benim de favorim olan ve bir daha Prag’a gidersem (umarım giderim) zamanımın çoğunu orada geçirmeyi düşündüğüm Mala Strana (Lesser Town) bölgesi bulunuyor.

prag13

Bir daha Prag’a gidersem, (Gitmem gerek, çünkü Charles köprüsü üzerindeki figürlere hem de aynı anda iki elimle birden dokundum!) Prag kalesi, Charles köprüsü, eski şehir meydanı, astronomik saat, hatta Mustek, Wenceslas meydanı ve ulusal müze hattını bu sefer gerçekten yarım günde gezip bitireceğim.

prag11

prag59

Sonra da kendimi Mala Strana’ya, St. Nicholas kilisesinin karşısındaki yan yana dizili küçük kafelerden birine atacağım.

prag37prag61

Burada Çek yemeklerini yerken, Çek biralarını yudumlayacağım.

prag39 prag51

Kafka müzesini, John Lennon duvarını ziyaret edeceğim.

prag81

Ujezd caddesinde tramvaya binmek yerine Petrin parkına doğru yürüyüp Angelato dondurmacısından dondurma alacağım.

prag40

prag41

Parktaki Komünizm Kurbanları Anıtını şöyle bir dolandıktan sonra funikülerle Petrin tepesine çıkacağım.

prag46prag47

prag60

Buradaki Eyfel kulesinin minyatürü olan Petrin kulesinin merdivenlerini tırmanıp Prag’ın dört bir yanını kuşbakışı izleyeceğim. Parkın içindeki ağaçlıklı yoldan kıvrıla kıvrıla aşağıya inerken yarı yoldaki kafede kahve molası vereceğim.

prag42

Vitezna caddesindeki Olympia restoranın önce bar kısmına oturup biraz aylaklık yapacağım.

prag63 prag62

Sonra da restoran kısmına geçip gulaş çorbası ve kızarmış ördek sipariş edeceğim.

prag07

Legii köprüsüne doğru yürüyüp Kafe Savoy’da pasta ve kahve molası vereceğim. Köprüyü yürüyerek karşıya geçerken üstünde durup kaleyi, Charles köprüsünü, eski şehrin eski yapılarını ve Vltava nehrinde dolanan tekneleri kulaklığımda Smetana’nın “Moldau”su eşliğinde, uzaktan seyre dalacağım.

prag69

prag79

Köprüden merdivenle inilen Strelecky adacığında jazz çalanlara takılacağım biraz.

prag76

Kampa adasında gece kıyıda oturup karşı kıyının ışıklarını izleyeceğim.

prag77 prag78

Ulusal tiyatroda arka sıradan ya da balkondan bile olsa Smetana’nın veya Dvorjak’ın bir operasını izleyeceğim. prag75

prag88

Hafta sonuna denk gelirsem 91 no.lu nostaljik tramvaya binip şehir turu atacağım.

prag54

Letna bahçelerine gideceğim.

prag50

prag55

Yürüyerek parkın içinden Letna tepesine tırmanacağım.

prag56

prag58prag57

Tepedeki bira parkında kızarmış patates ve Prag manzarası eşliğinde ardı ardına Uruquel ve Kozel yudumlayacağım.

prag03 prag05

prag04

Trdelnikçilerin önünden geçerken davetkar kokularına karşı koyamayıp tarçınlı ve vanilyalı, biraz da tatlı bir hamur işi olan trdelnik yiyeceğim yanında naneli limonata ya da espresso ile birlikte.

prag35 prag12

Mala Strana’da neredeyse her iki sokaktan birinde bulunan küçük şarap evlerinde peynir eşliğinde ayak üstü Çek şaraplarının tadına bakacağım.

prag17 prag16

Belki (Van Gogh’un da kulağını kestiği sırada etkisi altında olduğu söylenen) ufak bir Absinth şişesiyle sonlandıracağım geceyi…

prag95

prag52

“Yok, hayır! Ben bunları okuyayım ama yine bildiğim gibi turistik bir Prag gezisi yapacağım! Dancing house falan hep eksik kalmış!” diyenler için yine eksik ama bence önemli küçük notlar:

prag92

1- Aşağıdaki şehir planı Kale, Charles köprüsü, Eski şehir meydanı, Wenceslas square, National museum, Tren garı, Yahudi mahallesi gibi yerlere gidecekseniz yeterli olacaktır.

pragCİTYMAP

2- Çek Cumhuriyetinde para birimi olarak Koruna (CZK) kullanılıyor. 1 TL, yaklaşık 8 CZK ediyor. 1 TL geçen sene 10, bu senenin ortalarında ise 9 CZK idi. Para bozdurmak düşündürücü bir iş.  En iyisi havalimanındayken sadece otobüs bileti almaya yetecek ya da taksi ücreti ödeyebilecek kadar 5-10 euro bozdurmak. çünkü hem düşük kurdan hesaplıyorlar, hem de komisyon alıyorlar. Şehir içinde de Astronomik saatin arkasındaki Franz Kafka meydanında köşedeki camları mavi boyalı döviz bürosu en güvenlisi. Hem en iyi kurdan bozuyorlar, hem komisyon yok, hem de başka bir ülkenin parası ile kandırılma riski yok.

image(1)   image(2) image

3- Şehir içi ulaşım çok kolay. İstediğiniz her yere tramvay, otobüs ya da metro ile gidebiliyorsunuz. Üçünde de geçerli 60 dakikalık, 90 dakikalık ya da 24 saatlik biletler var. İsterseniz daha uzun sürelileri de var ama gereksiz bence.

image(3)

Tramvay ya da otobüste kapıların yanındaki, metroda da peron girişlerindeki makinelerde kartı ilk kullanışta okutmak gerekiyor. O andan itibaren üzerinde yazılı süre kadar geçerli. İstediğiniz kadar inin binin, bir daha okutmanıza gerek yok, yanınızda bulunsun yeter. Arada sırada görevliler rastgele kontrol yapıyor. Bize bir defa, o da akşam geç saatlerde denk geldi. Zaten ucuz, hiç maceraya gerek yok. Biletin altındaki sarı üçgen kısım makineye sokulunca tarih ve saati basıyor. Dikkat ettiyseniz 32’lik bileti hem ters, hem de birkaç defa okutmuşum.

tram+metro map

Prag’da ikişer noktada birbiriyle kesişen üç metro hattı var. Ayrıca kalan yerlere de tramvay ile aktarmalı olarak çok rahatlıkla gidebiliyorsunuz. Havalimanından 119 numaralı otobüs, metronun A hattının (yeşil) Nadrazi Velezlavin istasyonuna kadar geliyor. Buradan metroya binerek merkeze gitmek mümkün. Eski şehir meydanına en yakın olan istasyon, Mustek. Ayrıca B hattıyla da (sarı) burada kesişiyor. 110 numaralı otobüs de havalimanından metronun B hattının ilk istasyonu olan Zlicin’e kadar gidiyor. Zlicin’den de Mustek istasyonuna gidilebilir ama daha uzun sürüyor. Kırmızı hat ile yeşil hat Museum istasyonunda kesişiyor. C hattında (kırmızı) Museum’dan sonraki Hlavni Nadrazi istasyonu, tren garına açılıyor. Bir sonraki istasyon Florenc’in yakınında ise otobüs terminali var.

4- Fazladan bir gününüz varsa otobüs, tren ya da turlarla gidilecek Karlovy Vary, Dresden, Terezin nazi Kampı gibi başka yerler de var.

prag83

Ben olsam, 90 kilometre uzaklıktaki Plzen’i tercih ederdim.

5- Çek biraları: Çok fazla çeşit ve özellikte bira (pivo) var. Benim favorim Pilsner Urquell ve Kozel oldu.

prag98 prag99

Herkesin damak tadı farklı ama şimdiye kadar içtiklerim bira ise, bunlar ne? Bunlar biraysa benim şimdiye kadar içtiklerim neydi?

6- Araç kiralamak; bence gereksiz. Çünkü hem şehir merkezinde park edecek yer bulmak sorun, hem de Prag yürüyerek gezecek kadar küçük. prag94

Ayrıca toplu taşıma hem kolay, hem ucuz, hem de eğlenceli.

prag91

Belki fantazi olsun diye, 1200 CZK (150 TL) vererek üstü açık antika arabalardan birisiyle şehir turu atılabilir.

prag87

Ya da segway ile Prag turu yapılabilir.

7- Yeme içme:

prag90

Biz gittiğimiz yerlerde orada ne yeniyorsa, onları yemeye çalışıyoruz. Çek mutfağı çok bilinmiyor, ama et ağırlıklı yemekleri var. Gulaş yemeği ve çorbası, geyik eti, ördek gibi tatlar denenebilir. Bunların yanında bir İtalyan pizzası ya da fast food uzak doğu yemeği de neden olmasın!

prag89

Turistik merkezlerde daha çok turistlerin gittiği yerlere gitmektense, tabelaları ve menüleri İngilizce olmayan, gösterişsiz yerleri tercih etmek daha mantıklı. Giriş katlarında, hatta yarım kat merdiven inilerek girilen tipik Çek lokantaları ya da bira bahçeleri (Pivnice) daha başarılı ve daha ucuz. Fiyatlar hafta içinde ve haftasonunda  farklı!

8- Alışveriş: Oradan alacağınız herşey buradakinden ya da başka yerdekinden farklı olmayacak. Parizska caddesinde gezerken Nişantaşında ya da Tunalıda gibi hissedebilirsiniz.

prag84 prag86

prag85

Ama yine de hediyelik ufak tefek birşeyler almak isterseniz, en uygununu Stare Mesto’daki Havelska sokağında kurulan pazarda bulabilirsiniz.

9- Müzelerden hiç bahsetmedim. İstemeyeceğiniz kadar çok müze var Prag’da. Üstelik de her konuda. Ulusal Müze birinci sırada. Kale çevresindekiler de önerilir. Bizim şansımıza da bu düştü!
prag96prag97

İyi eğlenceler…

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 11 Yorum

Saraybosna

SARAYBOSNA / SARAJEVO

Saraybosna’da kiraladığımız apartman dairesinde ev sahibi karı-koca bize evi tanıttıktan sonra, onlara kendime nereden bir mont alabileceğimi sordum. Pazar günü olduğu için hiçbir yerin açık olmadığını söylediler. Yüz ifademi görünce, ev sahibi kendi evine gidip yarım saat sonra bir kucak dolusu montla döndü. Aralarından üstüme uyan bir tanesini seçtim ve kendimizi Saraybosna’nın sokaklarına attık daha fazla zaman kaybetmeden… sb003 Biraz başa saracak olursak; Nisan ayının başında kızımın okulundaki bahar tatili nedeniyle önceden program yapmış ve Saraybosna’da birkaç gün geçirmeye karar vermiştik. Ankara’dan İstanbul aktarmalı olarak gidecektik. Atatürk Havalimanında elimizi kolumuzu sallaya sallaya, rahat rahat dolaşabilmek için de her zaman olduğu gibi çantalarımızı bagaja vermiş, hatta montlarımızı da içine koymuştuk. Karlı ve soğuk bir Nisan öğleden sonrasında Saraybosna’ya inip de bagaj konveyörü boşalınca benim bagajımın İstanbul’da kaldığını anlamıştık. Dışarıda sıcaklık sıfır dereceydi, lapa lapa kar yağıyordu ve ben gömlekle dolanıyordum ortalıkta!

Resim1

Gezginler için mevsimlerin ve ufak aksaklıkların önemi olmadığını hatırlayarak hemen bir araba kiraladık ve kalacağımız apartman dairesine doğru yola koyulduk. sb004 Kaldığımız yer, eski Saraybosna’nın merkezi sayılan Başçarşı’ya çok yakındı. Savaşta yakılmış ve sonrasında yeniden yapılmaya çalışılmış milli kütüphanenin karşı kıyısındaydı. Saraybosna’yı ortadan ikiye bölen Miljacka nehrinin üstündeki köprülerden biri olan Seherija köprüsünden geçerek eski bir Osmanlı Çarşısı olan Başçarşı’ya 250 metrede ulaşılıyordu. sb44 sb001Önce hızlıca bir keşif turu yaptık. Başçarşı’daki hediyelik eşya dükkanlarına göz attık, ahşaptan yapılma eski Sebil’in etrafında turladık.

sb006                     sb009sb007        sb008 sb019   sb018 Başçarşı’da hepsi de birbirine çok yakın olan Brusa Bedestenini, Gazi Hüsrev Bey bedestenini, medresesini ve camisini, tarihi saat kulesini, Ferhadiye camisini, tarihi sinagogu (star hram), katedrali (srca Isusova), sırp Ortodoks kilisesini, Morica hanı dolaştık zaman kaybetmeden. Saraci caddesinde ve onun devamı olan Ferhadiye caddesinde gezindik. sb005 sb002 Üşüyünce ve acıkınca Bravadziluk sokağındaki Ferhatovic köftecisine attık kendimizi. Metal tabakta, yanında kıyılmış soğan ve ızgaradaki köftelerin yağına bastırılmış pidenin arasında getirilen (bize biraz tuzlu gelen) köftelerimizi yedik afiyetle. sb017       sb016 sb031 Yeni bir Saraybosna sabahına dinlenmiş bir şekilde uyanır uyanmaz, kahvaltı için yine Başçarşı’ya gittik hemen. Bravadziluk sokağındaki Bosna Börekçisine oturduk ve çay eşliğinde nefis Boşnak börekleriyle kahvaltımızı yaptık. (Daha sonraki sabahlarda kahvaltımızı Başçarşı’daki Sac börekçisinde yaptık. Porsiyonları daha doyurucu ve daha lezzetli geldi bana).

Kahvaltının ardından bu sefer sakin sakin, eski Saraybosna’daki gezilecek yerleri gezdik yeniden. sb013

sb021Osmanlı’dan Avusturya-Macaristan dönemine, oradan da günümüze uzanan anların, izlerin peşinden gittik.

sb020

1992-1995 yılları arasındaki 3 yıllık kuşatmanın izlerini silmek istemeseler de ben görmezden gelmeye çalıştım ama çok başarılı olamadım. sb022        sb023 Yine de okuyanları kederlendirmemek için sadece en masum mermi izlerini görüntülemeye çalıştım. sb027Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip’in, Avusturya tahtının veliahtı Arşidük Franz Ferdinand ve eşini öldürdüğü Latin Köprüsünü adımladım boydan boya. sb011Köprüden karşıya geçip At Mejdan’da soluklandım ve günlük koşuşturma içinde olan şehir sakinlerini gözlemledim bir süreliğine. Sıkılınca soğuk Miljacka nehrinin kıyısında kısa yürüyüşlere çıktım. Üşüdüğümde şirin ve sıcak bir yer aradı hep gözlerim ve Cevabi – Boreg – Bosnian caffe üçlüsünü tattım her canım çektiğinde. sb025    sb024   sb034    sb033  sb035    sb032  Tutkum olan tramvayları takip ettim eskiden yenilere doğru. Eskimiş koltuklarında otururken bu şehirliymişim gibi hayal ettim kendimi. sb037 Akşam olduğunda birbirine benzeyen ve içinde sıcak sohbetlerin koyulaştığı kafelerde Boşnak kahvesini yudumladım keyfini çıkararak. sb030               sb028

Bosna bağlarındaki üzümlerden yapılan lezzetli şaraplardan tattım, Saraybosna’da üretilen biraları denedim.

Ama en güzeli, kendimi hiç yabancı gibi hissetmedim bu şehirde…

Resim2Sonunda bir kez daha, gerçek bir gezgin için zamanın ve mekanın sadece ufak bir ayrıntı olduğunu fark ettim…

SARAYBOSNA’YI  MERAK EDENLERE NOTLAR:

  1. Başçarşı: Eski Saraybosna’nın eski bir Osmanlı çarşısı. Safranbolu, Bursa, İznik, Beypazarı, Hamamönü karışımı bir yer. Gezip görülecek önemli yerlerin çoğu hep burada ya da buraya yürüme mesafesinde bulunuyor. Tarihi sebilden saat kulesine, camilerden bedestenlere, kilise ve katedralden sinagoga, hediyelik eşya dükkanlarından börekçilere, köftecilere ve kahvecilere kadar hepsi iki adım uzaklıkta birbirine. Bir günde rahatlıkla hepsi tamamlanır.
  2. Başçarşı Sebili: Ilıca mahallesinde, başçarşının girişinde, yapımı 1755’e uzanan bir buluşma noktası sanki.                                                                sb38 - Kopya2
  3. Latin Köprüsü: daha önce değindiğim gibi, 1. Dünya savaşının başlamasına dekor olarak katkıda bulunmuş, Miljacka nehrinin üzerindeki köprülerden birisi. Köprüden karşıya geçince de At Mejdan’a ulaşılıyor.                  sb012
  4. Umut Tüneli (Hope Tunnel, War Tunnel): Havaalanının bitişiğinde, bir evin içinden giriliyor 800 metrelik tünele. Kuşatma zamanında yapılmış ve bu tünel sayesinde Saraybosna’da yaşayan halka gıda ve destek malzemelerinin ulaştırılması mümkün olmuş.
  5. Vjecna Vatra (Sonsuz Ateş): Dünya savaşında ölen asker ve sivillerin anısına 1946 yılında yapılmış ve o günden bugüne sönmeden yanıyormuş (Birkaç ufak kaza ve sakarlık hariç).                                                                             sb010
  6. Cevabi (Bosna Köftesi): İnegöl köftesine benziyor. Metal bir tabakta kıyılmış soğan ile birlikte ve köftenin yağına bastırılmış pidenin arasında servis ediliyor. Hamburger köftesi gibi büyük bir disk şeklinde yapılanına da Pljeskavica deniyor. Köftecilere ise Cevabdzinica.
  7. Boreg (Boşnak Böreği): Yemeden dönülmez. Çoğunlukla kıymalı oluyor (boreg). Ama patatesli (krampiruşa), peynirli (sirnica) ve ıspanaklı da (zeljanica) yapılıyor. Önce karışık bir porsiyon alıp, sonra hangisini severseniz ona yönelebilirsiniz. Mesela benim favorim patatesli. Artanını da paket yaptırırsınız (artarsa!). Bir porsiyonu 250 gram ve oldukça tatmin edici. Özellikle Başçarşı’da, ama neredeyse her yerde küçük küçük börekçi dükkanları var ve bunlara da boregdzinica deniyor. Bu arada fırınlara da Pekara.
  8. Bosna Kahvesi: Aslında onlar da Türk Kahvesi diyor. Bakır tepsi içinde, bakır cezvede ve kulpsuz fincan ile geliyor. Yanında da birkaç tane lokum ve su. Ayrıca sert olduğunu düşünüp hafifletmek isteyenler için bir cezve ile kaynatılmış su da getiriyorlar. Servisi de kendiniz yapıyorsunuz. Hazırlarken önce bir cezveye kahveyi koyuyorlar, başka bir cezvede kaynattıkları suyu kahvenin üzerine döküp, bir taşım daha kaynatıyorlar. Afiyet olsun!                       sb029
  9. Saraci Caddesi: Başçarşı’da, görülecek yerlerin çoğunun yan yana, karşı karşıya sıralandığı çok şirin, bence bir sokak. Gazi Hüsrev bey Medresesini geçince Ferhadiye Caddesi olarak devam ediyor. İstiklal Caddesinin küçültülmüşü gibi bir havası var sanki Ferhadiye’nin. Bu caddenin ucunda da sonsuz ateş bulunuyor. Devamında da Mareşal Tito Caddesiyle birlikte artık Yeni Saraybosna başlıyor. Yani AVM’ler, iş merkezleri, plazalar, yüksek oteller, parlamento binası, ticaret merkezleri gibi yerler.
  10. AVM Tutkunlarına: Marsala Tita Caddesinde ve devamında BBI Centar, Alta Shopping Centar, SCC (Sarajevo Centar). Saraybosna’nın yeni yüzü. Tüm dünyadaki benzerleri gibi. Alta’da VaPiano bile var.   sb036sb015
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 5 Yorum

Adana

ADANA ve KEBAP

ada01

Baştan anlaşalım, Adana turistik bir kent değil bir kere. Ama Adana, 24 saat yaşayan bir kent. Daha doğrusu 24 saat (KEBAP İÇİN) yaşayan bir kent! Belki bin tane kebapçı vardır. Ama en iyisi hangisi derseniz, herkesin cevabı farklı olacaktır. En iyisi alıştığın, tanıdığın, hoşlandığın kebapçı sonuçta. Herkes bir anısı olduğu kebapçıyı ve kebabını birinci sıraya yerleştiriyor. Doğru da yapıyorlar.

ada02     ada03

ada05     ada07

Tamam, büyük saat, küçük saat, Ulu cami, Taşköprü, Seyhan nehri, baraj kıyısı, merkez park, kazancılar çarşısı, tarihi kız lisesi, Ramazanoğlu konağı, bu coğrafyanın en büyük camisi olan Sabancı Merkez Camii gibi yerler var ama, yine de Adana’ya turistik bir anlam katamamışlar. Hepsi bir parça günlük hayatın içinde Adanalı için.

ada06

Kebabı, ciğeri, şalgamı, bici bicisi, çeşit çeşit tatlıları ve diğer lezzetleri de tartışılmaz ama, bunlar da hayatın içinden, gerçek ve doğal tatlar bana kalırsa. İyi ki de öyle…

ada08

Yemekler bitmek üzereyken fotoğraf çekmeyi hatırlamak da bunun en büyük kanıtı!…

ada09             ada10

Bir bakarsınız, hiç beklemediğiniz bir anda, hiç beklemediğiniz görüntüler beliriverir karşınızda.

ada11

Kısacası, Gizemlidir Adana!  Her çeşit güzelliği ve çelişkiyi barındırır içerisinde…

ada04

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 9 Yorum