Kaş

Yine de Kaş…

Kaş006

İlk Kaş’a gittiğimden bu yana 30 yıl geçmiş. Belki çok yıldızlı oteller gelmemiş ama, o zamanlar çoğunlukla üniversite öğrencilerinin ve Avrupalı genç gezginlerin tercih ettiği Kaş, artık çok kalabalıklaşmış.

Kaş032

Kaş003

Kaş033

Eskiden havlunu omzuna atıp rahat rahat girebildiğin Küçük Çakıl, Büyük Çakıl plajları, Hidayet Koyu gibi yerler, “beach club”lara teslim olmuş. Çarşıdaki küçük lokantalar marka mekanlara, şirin pansiyonlar da butik otellere dönüşmüş.

Kaş001

Kaş005

Tüm bunlara rağmen geçen yaz olduğu gibi bu yaz da tercih ettiğimize göre, demek ki yine de gidilesi bir yermiş Kaş! Son iki yaz tatilimizde ne yaptık ne ettik, üçer geceliğine de olsa Kaş’a uğradık ve bir önceki yıla göre neredeyse birbirinin kopyası denebilecek güzel günler geçirdik.

Kaş008

Bu sefer de sözü uzatmadan fotoğraflara geçiyor ve ayrıntıları altlarındaki küçük notlara bırakıyorum. Meraklıları için yine en altta küçük öneriler var!

Kaşta ne yaparız:

Kaş060   Kaş063

Kaş004

Denize karşı güzel bir kahvaltıdan sonra serin bir ağaç altında kitap okuruz, sıkılınca boş gözlerle mavi lacivert denize bakıp, derin hayallere dalarız. Serin sularda yüzeriz.

Kaş059

Kaş056

Akşam olunca da canlanan çarşıya iner, kalabalığa karışırız.

Kaş007

Belki moda olan restaurantlarda yemek yer, ya da çoğunlukla Oburus Momus gibi enteresan yerler deneriz.

Kaş057

Antiphellos antik kentine ve ışıklandırılan amfi tiyatroya da bir gece şöyle bir uğramadan olmaz.

Kaş’ın sokaklarında dolaşırken karşınıza birden bire kaya mezarları da çıkabilir.

Kaş036

Sualtı güzelliklerine gelince, klostrofobim olmasa ben de denerdim ama scuba-diving’ciler için Kaş eşine zor rastlanır bir yer.

Kaş011

Kaş017

Tekne turu ise olmazsa olmazlardan. Kekova, Üçağız, Kale, batık şehir denizden görülmez mi hiç?

Kaş035

Eskiden batık şehri gezdiren altı cam olan tekneler artık kalmamış. Camlı diye lanse edilen teknelerde küçük pencereler var ve bence değmez.

Kaş013

Kaş040

Kaş010   Kaş039

Tekne seçiminde bunun dışında iki kriter var: ya dalgalardan az etkilensin, rahatsız olmayalım diye düşünüyorsanız büyük, ama bir o kadar da kalabalık tekneler, ya da bizim yaptığımız gibi herkese rahat oturma ve güneşlenme olanağı sağlayan, aileler tarafından işletilen, yemekleri de lezzetli ve bol olan, aslında 25 kişilik kapasitesine rağmen 20 kişi ile tura çıkılan orta boy tekneler.

Kaş034

Bizim tercihimiz iki senedir aynı. Bedeloğlu-1 teknesi. Mustafa Bey ve eşine buradan selamlar.

Kaş041

Kaş042

Bu turda yüzme için mola verilen eşsiz koylarda denizin keyfini çıkarabilirsiniz.

Kaş014

Kaş016

Kekova’daki batık şehri yakından görebilirsiniz.

Kaş018

Kaş019

Üçağız’da mola verildiğinde köyün sokaklarında dolaşabilirsiniz.

Kaş054

Gücünüz varsa, yani sıcak havada tepeye kadar tırmanmak sizi yormayacaksa, Kekova kalesine çıkabilirsiniz.

Kaş021

Ya da bizim yaptığımız gibi serin kafelerden birinde oturup meyveli dondurmalarının tadına bakabilirsiniz.

Kaş050

Denizdeki kaya mezarlarının etrafında yüzme keyfini de unutmamak gerek.

Kaş052

Şansınız varsa Caretta caretta’ları bile görebilirsiniz.

Kaş023

Hatta belki bir gece Üçağız’daki otantik pansiyonlardan birinde kalmaya karar verirsiniz aniden!

Kaş043

Bu tabak da teknede verilen açık büfe öğle yemeği menüsü.

Nerede kalırız:

Artık biraz daha rahata düşkünlüğümüzden midir nedir, hem denize karşı güzel kahvaltı yapalım, hem de hemen denize girebilelim istiyoruz. Bu nedenle geçen sene Gülşen Pansiyonu, bu sene de ona bitişik olan Sardunya Oteli tercih ettik.

Kaş024

İkisinde de kayaların üstüne konulmuş şezlong ve şemsiyelerde oturup, güneşlenip, merdivenle kayaların üstünden denize girilebiliyor.

Kaş061

Ayrıca denize bakan bahçelerindeki büyük ağaçların altında serin serin oturup, bir şeyler yemek ya da içmek de mümkün. Üstelik küçük çakıl ya da büyük çakıl gibi deniz bu tarafta soğuk da değil.

Kaş012

Karşınızda da Meis adası. İkisinde de denize bakan odalar muhteşem ama iki kişilik! Biz üç kişi gittiğimizden denize bakan odaları kullanamadık. Bir de yazın artık Kaş çok kalabalık olduğundan, erken yer ayırtmakta fayda var.

Nerede yeriz:

Oburus Momus’u bir deneyin derim.

Vegan restoran, falafel gibi Lübnan spesiyalleri de var. Hatta Muğla’nın Gara Guzu birasını bu bölgede bulabileceğiniz tek mekan.

Kaş025

Paranız çoksa, lezzete önem vermiyorsanız, ya da kalabalıklarda görünmek gibi bir kaygınız varsa, Üzüm Kızı, Bi’Lokma, Blue house, Mercan, Dolphine ve bunlara benzeyen birçok moda yerlere de gidebilirsiniz elbette.

Ama uygun fiyatla lezzetli ve kaliteli ev yemekleri yiyeyim diyorsanız ve boş yer için kuyrukta bir süre beklemeyi de göze alırsanız, o zaman doğru adres: Kaşım ev yemekleri restaurant.

Kaş002

Belki yemekten sonra üstüne de tatlı olarak lokma yersiniz.

Kaş’a nasıl gideriz:

Biz Ankara’dan geliyoruz. Antalya’dan Kemer yönüne dönüyoruz. Çamyuva’yı ve Tekirova’yı geçtikten sonra artık yorulduk bahanesiyle Ulupınar’ı geçer geçmez Çıralı’ya sapıyoruz.

Son gidişimizde keşfettiğimiz Barış Bungalows muhteşem bir yer. Bungalovları hem yeni, hem büyük, hem de denizin hemen dibinde sayılır ve kahvaltısı da çok iyi. Daha ne olsun.

Sonra güneş Beydağları’nın ardına doğru alçalırken, Çıralı sahiline koşuyor, kendimizi hemen Akdeniz’in ılık sularına bırakıyoruz. Denizin içinde çok az kalabilen birisi olarak, ben burada süre açısından rekor üstüne rekor kırdığımı da belirtmeliyim.

Ertesi sabah güzel bir kahvaltının ardından Kumluca, Finike, Demre ve iki saat sonra Kaş’tayız.

Nostalji:

İşte bu alttaki fotoğraflar da 30 sene önceki Kaş sokakları, kaya mezarı ve Küçük Çakıl plajı…

Kaş064

Kaş065

Kaş067

Kaş066

Reklamlar
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 3 Yorum

Kalandar

KALANDAR

(Bir kış öyküsü: Galandaris, gulandaris)

tonya01

1992 yılının Ocak ayıydı. Daha zorunlu göreve başlayalı iki ay olmamıştı. Trabzon’un Tonya ilçesinin Hoşarlı köyündeydim. Sağlık ocağının lojmanında gece oturmuş, kitabımı okuyordum. Dışarıda lapa lapa yağan karın yüksekliği, en az yarım metreye ulaşmıştı.

tonya06

Kapı çalındı. Okuduğum kitabın arasına ayracımı koyup yavaş yavaş kapıya yöneldim. Ancak kapıyı açtığımda kimseyi göremedim. Geceyi aydınlatan karların beyazından başka bir şey yoktu. O anda gözüme kapının koluna takılmış bir poşet ilişti. “Yeni geldiğim için sanırım bana şaka yapmaya çalışıyorlar” diye düşünerek torbayı bir kenara fırlattım.

Tekrar odama döndüm. Zaten aklım kitapta, yarım kalan hikayedeydi. Koltuğuma oturdum. Tam elime kitabımı almıştım ki, daha sayfasını açamadan kapı yeniden çalındı. Kapıyı açıp baktığımda yine kimseyi göremedim. Yoğun yağan kardaki üç beş ayak izinden başka bir şey yoktu. Bir de yeniden kapının koluna asılmış poşet. Yine fırlatıp attım ve içeri girdim.

Bu sefer üçüncü kapı tıklaması için hazırlıklıydım. Ayakta beklerken kapı yeniden çaldı ve hızla kapıya doğru yöneldim. Kapıyı açtığımda, koşarak köşeyi dönen çocukları gördüm. Arkalarından seslendim, ama durmadılar ve karanlıkta kayboldular.

O gece bir daha kapım çalınmadı.

Ertesi sabah sağlık ocağında sobanın üstünde demlenen çaydan içerken, bir yandan da sohbet ediyorduk. Dün akşam çocukların gelip gelmediğini sordular. Ben de geldiklerini, şaka yapmaya çalıştıklarını anladığımı ve daha sonra çocukları kovaladığımı söyledim. O anda sesler kesildi, dudaklara götürülen çaylar ellerde asılı kaldı ve benim de yüzüme anlamsız bir ifade yerleşti.

Meğer dün gece, kalandar gecesiymiş. Yani rumi takvime göre yılbaşı gecesiymiş. O gece eğlenceler yapılır, horonlar edilir, oyunlar oynanırmış. Çocuklar ellerinde sepet ya da torba, evlerin kapısını çalar, evin uğurunu ya da kalandarı bozmamak için içeriye girmeden, ucuna ip bağlı olan sepeti içeri atarak kapıyı kaparlarmış. O sepete artık evde ne varsa, portakal, şeker, fındık, koliva (haşlanmış mısır) gibi şeyler koymak gerekirmiş. Sonra da kalandar tekerlemesi söylenir, Karakoncolos oyunu oynanırmış. Çocuklar da bunu yapmaya çalışıyormuş.

tonya05

Ertesi sabah, yani yeni yılın ilk günü de, evinize ilk kim girerse, gelen kişinin özelliklerine göre uğur veya uğursuzluk getireceğine inanılırmış. (Kalandar kırma, Kalandar kırılması). Bu nedenle sabah eve ilk olarak huyu iyi olan, şansı bol olan birisinin gelmesi ümit edilirmiş.

Ertesi yıl 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece, artık hazırlıklıydım. Hatta torbaya koymak üzere bütün günümü kedi aramakla geçirmiştim!

 

Renkli Yazılar içinde yayınlandı | , , , , , , , ile etiketlendi | 1 Yorum

Menton

İtalyan esintilerinin hakim olduğu bir Fransız kasabası: Menton

menton015

Nice’de bulunduğumuz günlerden birinde sevgili arkadaşım, meslektaşım Mustafa ile birlikte Menton’a gitmeye karar vermiştik.

menton012

Menton, Fransa’nın İtalya sınırına yakın, limonlarıyla çok ünlü, 30.000 nüfusuyla şirin bir Akdeniz kasabası.

menton021

Bir ilkbahar öğleden sonrasında çoğunlukla deniz kıyısında devam eden, zaman zaman da Akdeniz kıyısındaki dağlara yükselen, virajlı ama harika manzaraları olan bir yolla bir buçuk saatten daha kısa bir zamanda Menton’a ulaşmıştık.

menton002

menton007menton005menton006

Yürüyerek sahile indiğimizde, karşımıza çıkan uzun plajların yaz aylarında ne kadar kalabalık olacağını tahmin ederek kıyı boyunca limana doğru yürümüştük.

menton008menton009

Deniz kıyısındaki Jean Cocteau müzesinin önünde fazla takılmadan geçip, limanın bitişiğindeki 17 yüzyıldan kalma küçük kaleye yönelmiştik.

menton010menton011menton014menton016

Yat limanı ve çevresinde güzel görüntülerin tadını çıkarmış,

menton019menton018

Kasabanın eski merkezindeki sokaklarda, eski evlerinin arasında biraz turlamış, hediyelik eşya dükkanlarında oyalanmış,

menton022

İtalya’nın özellikle güneyinde olduğu gibi burada da ünlü olan limoncellolarının tadına bakmıştık.

menton020menton027

Yorulunca da Rue Saint Michel’deki küçük meydanda kafelerden birine oturup yorgunluğumuzu atmaya çalışmıştık.

Meraklısı için notlar:

1- Nice – Menton ulaşım:

Özel aracınızla gidiyorsanız, doğuya doğru Villafranche-sur-Mer yolunu (M6098) takip ederek deniz kıyısından, enfes manzarayı seyrede seyrede, çoğunlukla da durup daha uzun süre bakabilme isteğiyle yaklaşık bir saatte Menton’a ulaşabilirsiniz.

Lavantalarıyla ünlü Eze kasabasını da görmek isterseniz, deniz kıyısındaki değil de, dağlara tırmanan yolu (M6007) seçmelisiniz.

Ayrıca A8 otoyolunu kullanarak da Menton’a daha kısa sürede gidebilirsiniz.

menton029

Ancak belediye otobüsleriyle de Menton’a gitmeniz mümkün. Limanın (Port Nice) karşısındaki kilisenin önünden 100 numaralı Nice-Menton otobüsüne binerseniz, bir buçuk saatten biraz daha kısa bir sürede Menton’a ulaşabilirsiniz.

Bu arada yol, lavantalarıyla ünlü Eze kasabasının alt tarafından, Monaco ve Monte Carlo’dan da geçiyor.

Gidişte ya da dönüşte Monaco’da inip yat limanında şöyle bir turlamak da fena olmaz.

Otobüs biletini sürücüden 1.50 euroya alabilirsiniz.

2- Limoncello:

menton044.jpg

Bir çeşit limon likörü olan limoncello, genellikle akşam yemeğinin ardından sindirim amaçlı olarak az miktarda içiliyor.

3- Jean Cocteau:

Fransız şair, oyun yazarı, artist ve film yönetmeni. (Benim ilgimi çekmedi).

4- Ventimiglia:

menton043

İtalya’nın Fransa sınırındaki bu şirin kasabası, Menton’a sadece 11 km. uzaklıkta. Zaten bu nedenle Menton’da hem mimaride hem de sosyal hayatta bir İtalyan havası hakim.

menton028

 

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 8 Yorum

Desenzano del Garda

Desenzano del Garda (İtalya’nın Kuzeyinde şirin bir kasaba)

desenzano016

Garda gölü ile ilgili gezi yazılarını araştırdığımda, bu göl ve çevresi ile ilgili çok az yazı olduğunu, olanların da genellikle turistik Sirmione kasabası ile ilgili olduğunu farkettim. İtalya’nın bu en büyük gölünün (370 km2) ve çevresindeki yirmiden fazla kasabanın, Milano’ya daha yakın olan Como gölünün popülaritesinin gölgesinde kalarak hakkının yendiğini düşündüm. Bu kasabalardan Sirmione ve Garda dışında herhangi bir Türkçe gezi yazısı yazıldığını göremeyince de o zaman Desenzano’yu ben anlatayım dedim.

desenzano029

Yıllar önce bir ilkbahar günü Verona ile Padova arasındaki küçük Vincenza şehrinde dolanırken, öğlen siesta saatine denk gelmiştim. Bütün dükkanlar kapalıydı, hatta kepenklerini indirmişlerdi. Ben de biraz oyalanmak için açık olan kafelerden birisine girmiş, capuccinomu yudumluyordum. Kafedeki gürültücü İtalyanlarla sohbete başlamıştım. Türkiye’nin nerede olduğunu bilmiyorlar, sadece İstanbul’u biliyorlardı. Garda gölünü bilip bilmediğimi sorduklarında da ben daha önce hiç duymadığımı söylemiş, ama merak da etmeye başlamıştım. Sohbet ettiğim gençlerden birisi Vincenza’da çalışıyor ama Garda gölü kıyısındaki Peschiera kasabasında oturuyormuş. Akşamüzeri beraber gitmiştik kasabaya. Orada geçirdiğim bir iki saat bana yetmemiş, yeniden ve daha uzun süreliğine gelme düşünceleriyle hava kararırken ayrılmıştım Peschiera’dan.

desenzano009

Geçen yıl ise uzun bir aradan sonra yeniden Garda gölü kıyısına gitme fırsatını, hem de iki defa yakaladım.

Diğer kasabalardan ara ara bahsedilmiş, ben de biraz Desenzano’yu anlatayım.

desenzano003

Desenzano del Garda kasabası nüfus olarak aslında bu bölgedeki en büyük yerleşim yeri ancak turist çekme açısından Sirmione ve Garda’nın gerisinde kalıyor.

desenzano002

desenzano010

desenzano001

Tren istasyonundan göl kıyısına kadar inen hafif eğimli 10 dakikalık yolda sağlı sollu geniş bahçeli malikaneler var.

desenzano005

desenzano006

Gölün hemen kıyısındaki minik tepeye de bir kale inşa etmişler (Castello di Desenzano).

desenzano007

desenzano008

Kaleden Garda gölü manzarası muhteşem. İleride görünen burun ise Sirmione. Desenzano’dan vapur ile Sirmione 15 dakika sürüyor.

desenzano017

desenzano018

Gölün kıyısında sevimli kafeler, dondurmacılar, trattorialar ve pizzerialarda çok hoş vakit geçirebilirsiniz.

desenzano013  desenzano024

Benim favorim ise akşam üstü, aperitivo saatinde gölü ve tekneleri gören bir kafeye oturup, Aperollü Spritz’imi yudumlayarak akşamı karşılamak.

İçeceğinizi sipariş ettiğinizde yanında gelen pizza dilimleri, yeşil zeytin ve cips gibi atıştırmalıklar da çok hoş oluyor.

Merak edenler için notlar:

  1. Nasıl gidilir?

Desenzano, Milano ile Verona arasında. Yazlıkçılar arasında popüler bir yer olduğundan, yazları oldukça kalabalık oluyormuş. Bu yüzden normal trenlerin yanında hızlı trenler de Desenzano istasyonunda duruyor.

desenzano004

İstasyondan sonra yürüyerek 10 dakikalık bir inişle göl kıyısına ulaşılıyor.

  1. Nerede kalınır?

desenzano012

Çok fazla seçenek yok ama merkezde küçük ve şirin oteller var. Kalmak için genellikle Sirmione ve Garda tercih ediliyor. Ya da Milano veya Verona başka bir alternatif olabilir.

  1. Neler yapılır?

desenzano015

desenzano014

Göl kıyısında kasabanın her iki yanına doğru göldeki tekneleri ve gölü seyrederek yapılan yürüyüşler çok keyifli. Ayrıca yaz aylarında havlusunu omzuna alan, kendini hemen plajlara ve serin sulara atıyor.

Göl kıyısındaki diğer kasabalara da küçük vapurlarla gidebilirsiniz.

tratte_navigazione

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 7 Yorum

Sisam (Samos)

Okul yıllarındayken yaz tatillerinde dayımın Kuşadası’ndaki otelinde çalışırdım. (Bazen barında, bazen pastanesindeki dondurma tezgahında, çoğunlukla da resepsiyonda). O zamanlar karşıdaki Sisam adasından günübirlik gelen Yunan turistlere imrenirdim. Ben de birgün sizin oraya geleceğim diye içimden geçirirdim.

Ama sadece Davutlar’daki Dilek yarımadası Milli Parkına gittiğimizde Kalamaki plajından karşıdaki adayı ve tepelerini seyretmekle yetinmek zorunda kalırdım.

samos027

Sonunda yazın, gençlik hayallerimdeki o adayı görme fırsatını yakaladım. Ankara’dan Kuşadası’na gidip, bir gece kaldıktan sonra ertesi sabah karşıya geçmeyi planlarken ani bir karar değişikliğiyle kendimizi akşamüstü adaya giden teknede bulduk. Üstelik de Vathi yerine direkt olarak bizim kalacağımız “Pythagoria”ya giden teknede.

Kuşadası’ndan tekneler genellikle adanın idari merkezi olan ve en büyük yerleşim yeri olan Vathi’ye gidiyor. Ancak adanın güneyindeki aynı zamanda Pisagorun da memleketi olan Pythagoria’ya da direkt seferler başlamış. Sol yanda Türkiye kıyıları, sağ yanda da ıssız Samos kıyılarını seyrede seyrede yaklaşık iki saatlik bir deniz yolculuğuyla turistik Pythagoria kasabasının küçük limanına yanaştık. Pasaport işlemlerini küçük bir barakada hallettikten sonra bir iki adımda zaten kasabanın merkezinde bulduk kendimizi.

samos003samos004samos005

Pythagoria, küçük ve şirin bir tatil kasabası. Hayat limanın yanındaki küçük koyda geçiyor. Tavernalar, barlar, kafeler, bir uçtan bir uca yürüyerek on dakikada bitiveriyor hemen. Denize de bu küçük koyun iki ucundan girmek mümkün zaten. Kasabada yaşayanların gittiği sakin ve temiz birkaç plajın dışında, merkezde tavernaların önünden de birkaç yerde masmavi sularda denize girme şansı var. (Tarsanas ve Remataki plajları).

samos002samos001

Plajdaki tavernaların önündeki şezlong ve şemsiyelerden de burada bir şeyler yiyip içerseniz ücretsiz yararlanabiliyorsunuz.

samos008samos007

Biz adaya zaten deniz tatili yapmak için gelmiştik. Hoşumuza giden her yerde tesis olsun olmasın denize girip, akşama kadar keyifle zaman geçirdik.

samos030

Acıktığımızda tavernalarda bir şeyler atıştırdık, sıkıldığımızda birkaç dakikada kaldığımız otele ulaştık.

samos040

Akşamları da hareketli sokaklarında dolaştık, tavernalarda oturduk, limanda turladık. Kalamarın, ahtapotun, uzonun, adanın beyaz şaraplarının dibine vurduk.

samos021samos009samos025samos010samos011samos012samos013samos024samos017

Araba kiraladık, adanın diğer yerleşim yerlerine, Vathi’ye, kuzey kıyılarındaki  Kokkari’ye, Livadaki’ye, Karlovasi’ye gittik.

samos014samos015samos016

Potami’deki İndiana Jones filmlerinden çıkmış gibi duran kanyonda yürüyüş yapıp dereye girdik, şelaleyi izledik. Ağustos sıcağında serin saatler geçirdik. Her hoşumuza giden plajda denize girerek serinledik.

samos022samos023

samos031

Kokkari’deki Meltemi Restaurant’da ahatpot yedik.

Ampelos köyüne tırmanıp Ege denizini tepeden seyrettik.

Bir dahaki gelişimizde daha uzun kalmaya, gidemediğimiz yerlere de gitmeye (mesela Psili Ammos ve Klima’ya, ya da tepedeki Manolates köyüne), daha fazla kalamar ve ahtapot ızgara yemeye, adanın kuzey kıyılarında da belki birkaç gün kalmaya (hatta Tsamadou’daki çıplaklar plajına gitmeye), kanyondaki şelalede ıslanmaya karar vererek, bir haftanın sonunda Kuşadası’na geri döndük.

Meraklısına notlar:

  1. Vathi mi Pythagorio mu?

samos028

Ben Kuşadası’ndan Pythagorio’ya direkt gitmeyi ve orada kalmayı tercih ederim. Zaten pythagorio’da kalacaksam önce Vathi’ye gidip de oradan gelmek için uğraşmak gereksiz. Kokkari de kuzey kıyılarındaki bir başka alternatif. Teknede beraber yolculuk yaptığımız bir grup Türk vardı, Kokkari’de kalacaklarmış ve internetten kiralık araç rezervasyonlarını yaptırmışlar. Pythagorio’da inince hemen limandan kiraladıkları araçlara binerek Kokkari’ye gittiler.

  1. Pythagorio’da nerede kalınır?

Küçük pansiyonlar var. Merkezin dışında deniz kıyısında tatil köyü gibi bir iki tesis var. Ama biz Hera-2 isimli apart otelde, iki odalı çatı katında 3 kişi 60 euro’ya kaldık. Aslında kasabaya tepeden bakan çok güzel bir konumda Hera-1 de var, üstelik oda-kahvaltı hizmet veriyor, ama odaları iki kişilik olduğu için orada kalamamıştık. (iki kişi oda kahvaltı 60 euro).

samos026

Bu iki tesisi sevimli ve cana yakın bir karı koca işletiyor. Damon genellikle müşterilerle ilgilenirken, eşi Maria da odaları temizliyor, kahvaltı gibi diğer işlerle uğraşıyor. Bizi Hera-2’de Damon karşıladığında ona kahvaltıyı nerede yapabileceğimizi sorduk. O da bizim kaldığımız yer apart otel olduğu için kahvaltı hizmeti olmadığını söyledi ama eşi Maria Hera-1’de kahvaltıya çağırdı. Aslında biz kahvaltı olmadığını biliyorduk ve dışarıda nerede kahvaltı yapabileceğimizi öğrenmeye çalışıyorduk.

İlk sabah kahvaltımızı ana caddedeki (Lykourgou Logotheti Caddesi) börekçiden kahve eşliğinde balkabaklı börek ve elmalı kurabiye ile yaptık. Akşamüstü bir ara otelde Damon ile karşılaştığımızda sabah eşinin bizi beklediğini ve biz gitmeyince de üzüldüğünü söyledi.

samos029

Biz de ertesi sabah gitme sözü verdik ve gittiğimizde de harika bir manzara eşliğinde çok nefis bir kahvaltı yaptık.

  1. Araç kiralama:

Adayı daha rahat gezmek için araç gerekli ancak yaz aylarında araç bulmakta zorluk yaşayabilirsiniz, gitmeden önce rezervasyon yaptırmak akıllıca olabilir. Biz Damon’a söyledik, o da araç kiralama şirketi  olan birkaç arkadaşıyla telefonla görüştü, sonunda arkadaşı John’dan günlük 40 euro’ya bir araç kiraladık.

  1. Pythagorio’da nerede ne yenir:

samos033

Elbette deniz ürünleri. Biz önerileri Damon’dan aldık, gittiğimiz yerlerin hepsi de çok iyiydi.

Limanın hemen bitişiğindeki remataki plajında yan yana sıralanmış 4-5 taverna var, hepsi de iyi. Akşam güneş alçalırken, plajdakiler de birer birer kalkmaya başlayınca, masalarını deniz kıyısına, kumların üstüne taşıyorlar. Hepsinde de deniz ürünleri lezzetli ve fiyatları da birbirine yakın.

samos032samos020samos034

Pythagora sokağındaki Maritsa’nın tavernası kesinlikle denenmeli. Hemen karşısındaki Aphrodite Garden restaurant da olabilir.

Yine aynı sokaktaki ama Hera-2 tarafındaki kısmındaki Taverna Esperidos da çok keyifli. Adanın beyaz şarabı ünlü, sürahiyle yani karafla sipariş edilebilir.

samos037

Frantzeskos marka uzo da bu adada üretiliyor.

samos006

Ana caddedeki orange ise dondurma sevenlerin adresi.

  1. Pisagor’un adalet kupası:

samos038

Matematikçi Pisagor da Samos doğumlu. Pythagorion kasabasının ismi de ondan geliyor zaten. Dost sohbetlerinde şarap içilirken insanların eşit olmalarını sağlamak, açgözlülük yapanları cezalandırmak için bir bardak tasarlamış.

samos039

Sifon sistemiyle çalışıyor. (Günümüzdeki klozetler de bu sistemle çalışıyormuş). Bardağın içinde bir düzenek, altında da bir delik var. Bardağın ortasındaki çizgiyi geçmeyecek şekilde doldurursanız, hiç problemsiz rahat rahat içiyorsunuz. Ancak açgözlülük yapıp kendinize fazla doldurursanız, yani çizgiyi aşarsanız, kadehi elinize aldığınız anda alttaki delikten içindekilerin tamamı boşalıyor.

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | 10 Yorum

Paris (Louvre Müzesi)

LOUVRE MÜZESİ REHBERİ

VE

DÜNYANIN EN ÇOK SIRT ÇEVRİLEN TABLOSU

Öèôðîâàÿ ðåïðîäóêöèÿ íàõîäèòñÿ â èíòåðíåò-ìóçåå Gallerix.ru

Verona’lı Paolo Caliari’nin 1563 yılında yapmış olduğu “Les nocos de Cana” (Cana’da düğün – Wedding Feast Cana) isimli tablosu, belki de dünyanın en şanssız tablosu. Çünkü her yıl ortalama 8.600.000 kişi bu tabloya arkasını dönüyor.

Bu yaz ilk defa Paris’deki dünyanın en çok ziyaret edilen müzesi ünvanını elinde bulunduran Louvre Müzesi’ni gezdiğimde, bu müzeyi ziyaret edenlerinin çoğunun asıl amacının ne olduğunu anladım. Kendi tahminlerime göre %5 azınlığı bir yana bırakırsak, dünyanın her tarafından bu müzeye gelen insanların (japon olsun, Avrupalı, Amerikalı olsun ya da Fransız olsun) bir tek amacı var:

louvre017

O da  Leonardo da Vinci’nin “La Gioconda” tablosu önünde selfie çekmek ve bunu paylaşmak. Tanıdıklarına ya da tanımadıklarına “Ben de oradaydım. Bak işte!” mesajını vermek!

louvre014

“La Gioconda” ya da asıl adıyla “Lisa Gerardini’nin Portresi” isimli tabloyu biz daha çok “Mona Lisa” olarak biliyoruz.

Louvre Müzesi, 12. Yüzyılda Philip Augustus tarafından saray olarak yaptırılmış, yüzyıllarca saray olarak kalmış, ancak 1793’ten itibaren müze olarak kullanılmaya başlanmış. Bünyesinde dünyanın her yerinden yaklaşık 380.000 parça eser olmasına karşın bunların ancak 35.000’i sergilenebiliyormuş. Yani kabaca her esere sadece 10 saniye ayırsanız, bütün eserleri görmeniz 100 saat tutuyor. Giriş katının üzerinde iki, altında iki kat daha olan, aslında toplamda beş katlı olan bu müzeyi her gün açılışından kapanışına kadar hiç aralıksız gezmeye kalksanız, tüm eserleri sadece görmeniz bile iki haftayı bulur!

Bu nedenle, müzeyi ziyaret edenlerin çoğunluğu kendine bir hedef belirliyor. Bunların da ezici bir çoğunluğu neredeyse sadece birinci kata çıkıp, 6. Odada diğer yaklaşık 50 muhteşem tablo ile birlikte sergilenen Da Vinci’nin “Mona Lisa” sını ziyaret ediyor.

louvre021

louvre008Müzenin diğer katları ve diğer salonları ise oldukça sakin.

louvre012

Mona Lisa tablosunun olduğu salona yaklaştığınızı, yükselen uğultulardan ve artan insan kalabalığından hemen anlıyorsunuz.

louvre006

Üstelik daha önce hiçbir müzede görmediğim, koridorlara tabloya giden oklar bile yerleştirmişler.

louvre011

louvre010Bu müzeyi ziyaret ettiğinizde çoğunuz, 6 numaralı salona girince, Paolo Caliari’nin neredeyse tüm duvarı kaplayan 6.77 x 9.94 metre ebatlarındaki müzenin en büyük tablosuna arkanızı dönüp, kalabalığı yara yara ilerleyeceksiniz.

louvre016Cam koruma arkasında sergilenen ve yine önünde koruma şeridi olan, belki de replika olduğu düşünülen Mona Lisa tablosuna yaklaşmaya çalışacaksınız.

louvre015

Bu arada bir fırsatını yakalayıp üç beş tane, hatta çok daha fazla Mona lisa fotoğrafı ve Mona Lisa’lı selfie çekip hemen daha o salonda paylaşmaya başlayacaksınız.

Ha, bu arada belki duvarlardaki diğer muhteşem eserlere de birkaç saniyeliğine gözünüz takılacak, ama hangi eserler olduğunu fark etmeden kendinizi tekrar Mona lisa ile ve akıllı telefonunuzla ilgileniyor bulacaksınız.

louvre033(Ben söyleyeyim, o salonda elliye yakın tablo var. Bunlardan en az 16 tanesi çok ünlü. İşte birisi de bu Paolo Caliari Veronese’nin dev boyutlu tablosu. Ayrıca Da Vinci’nin başka bir tablosu daha var: “Saint Jean Baptiste”. Vermeer’in de iki tablosu var. Hatta Rembrandt ve Michelangelo Messi de Caravaggio’nun bile tabloları var!)

louvre032

Mona Lisa ile yeterince ilgilendiğinize kanaat getirdikten sonra da çıkışa doğru yöneleceksiniz. Koridor ve salonlardan geçerken de artık yorulduğunuz için biraz oturup dinlenecek, bu arada da yakındaki diğer eserlere şöyle bir göz ucuyla bakacaksınız.

Müzenin bahçesine çıkınca da bu sefer cam piramit ile selfie çekmeye çalışacaksınız. Parmağınızı piramitin tepesine değdirmeye çalışacak, hatta bunun için meydana konmuş olan taşların üstüne çıkmak için sıra bile bekleyeceksiniz.

louvre020

Yalnız siz üstünüze alınmayın, ben bunları size söylemiyorum. Sadece müzeyi ziyarete gelecek olan o diğer %95’lik çoğunluğun nasıl davranacağını tahmin etmeye çalışıyorum.

louvre005

MERAKLISINA NOTLAR:

  1. Müzeye giriş 12 euro, öğrencilere ücretsiz. 09:00- 18:00 arasında açık (Çarşamba ve Cuma günleri akşam 21:45’de kapanıyor, Salı günleri kapalı).
  2. Müzenin birkaç girişi var. Ana giriş, meydandaki piramitin önünden. Yalnız metro ile gelip Palais Royal Muse di Louvre istasyonunda inip yer altındaki alıveriş merkezinin içinden de müzeye girilebilir.
  3. Mona Lisa’yı daha rahat gezmek için ya sabah erken, ya da kapanışa doğru gelmek daha mantıklı. Bu arada kendinize bir hedef belirleyip, sadece o hedefler doğrultusunda gezmek işinizi kolaylaştırır. ingresBu hedef benimki gibi Mona Lisa ya da ikinci kattaki Ingres’in “Valpinçon Bather” diye bilinen tablosu olabilir.
  4. “Dünyanın en çok sırt çevrilen tablosu” terimi aslında biraz ironik oldu. Çünkü Mona Lisa ile selfie çekerken insanların yüzü Caliari’nin tablosuna dönük, ama gözleri telefonlarında oluyor.
  5. Louvre müzesindeki kolleksiyonların temaları:
    1. Antik Yakın Doğu
    2. Antik Mısır
    3. Antik Yunan
    4. Antik Roman
    5. Antik İtalya ve Etrüsk
    6. Yakın Doğu ve Mısır Sanatı
    7. İslam Sanatları
    8. Heykeller / Fransa
    9. Heykeller / Avrupa
    10. Resimler / Fransa
    11. Resimler / Kuzey Avrupa
    12. Resimler / İtalya
    13. Resimler / İspanya
    14. Resimler / Büyük Britanya / Birleşik Devletler
    15. Dekoratif Sanatlar / Avrupa
    16. Çizimler, baskılar, gravürler / Avrupa
    17. Afrika, Asya, Okyanusya ve Amerika sanatları
  6. Sarayın kendisi de bir sanat eseri, sadece işlemeler bile görmeye değer.
  7. Veronese Cana’da düğün tablosunu 16. Yüzyılda Benedikt rahipleri tarafından verilen sipariş üzerine, Venedik’teki San Giorgio Maggiore Manastırının yemekhanesi için yapmış.louvre031 Tabloda, İsa’nın peygamber olarak gerçekleştirdiği ilk mucizesi kabul edilen, suyu şaraba dönüştürmesi resmedilmiş.  Bu manastırda iki yüz yıldan fazla asılı kalmış. Daha sonra Napolyon bu tabloya 1797’de savaş ganimeti olarak el koymuş ve Paris’e getirmiş. Yolculuk sırasında kolaylık olması açısından iki parçaya ayırıp öyle taşımışlar. Bir süre de savaş zamanında Brest limanında kutuda kalmış. Bir süre uyuduktan, ikinci dünya savaşı sırasında da kamyonla Fransa’da dolaştırıldıktan sonra, Mona Lisa’nın tam karşısında şimdiki yerini almış. Bu tablonun dijital teknikle yapılmış bir kopyası da 10 yıl önce, orijinal yerine, yani San Giorgio Maggiore manastırının yemekhane duvarına asılmış.
  8. Mona Lisa tablosunun bulunduğu salondaki tablolardan bazıları:
    1. Portrait de Lisa Gherardini (1479-1528), épouse de Francesco del Giocondo, dite Monna Lisa, la Gioconda ou la Joconde / Léonard de Vinci
    2. Le 28 Juillet. La Liberté guidant le peuple (28 juillet 1830) / Delacroix, Eugène
    3. LA DENTELLIERE / Vermeer de Delft, Jan Vermeer, dit
    4. Le Tricheur / La Tour, Georges de
    5. Sacre de l’empereur Napoléon Ier et couronnement de l’impératrice Joséphine dans la cathédrale Notre-Dame de Paris, le 2 décembre 1804 / David, Jacques Louis
    6. Le Radeau de la Méduse / Géricault, Théodore
    7. La Pietà de Villeneuve-lès-Avignon / Quarton, Enguerrand
    8. Les Noces de Cana / Véronèse, Paolo Caliari, dit
    9. Portrait de l’artiste tenant un chardon / Dürer, Albrecht
    10. Le Couronnement de la Vierge / Fra Angelico, Guido di Pietro, dit
    11. Le Chancelier Rolin en prière devant la Vierge, dit La Vierge du chancelier Rolin / Van Eyck, Jan
    12. Le Jeune Mendiant / Murillo, Bartolomé Esteban
    13. Pélerinage à l’île de Cythère / Watteau, Jean-Antoine
    14. Le Christ se révélant aux pèlerins d’Emmaüs / Rembrandt, Harmensz van Rijn
    15. La Mort de la Vierge / Le Caravage, Michelangelo Merisi da Caravaggio, dit
    16. Image: Saint Jean Baptiste / Léonard de Vinci
Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 2 Yorum

Vence

Vence (Alpes – Maritimes)

Bu Vence de neresi? O kadar gezecek yer, anlatacak daha popüler şehirler varken Vence nereden çıktı?

photo

6 yıl önce bir Aralık sabahı internette Christie’s müzayede evinin Paris’teki “modern ve impresyonist sanat” müzayedesini inceliyordum. O müzayedede 1.297.000 euro’ya alıcı bulan bir resim dikkatimi çekti. Chaim Soutine’in 1929 yılında yaptığı yağlı boya “L’arbe de Vence” (Vence ağacı) tablosu. Aslında Soutine aynı yıl bu tablonun birkaç değişik versiyonunu da yapmış. O an bu tablonun ve resmi yapılan ağacın izini sürmeye karar verdim. Biraz araştırınca bu ağacın 1598 yılında Fransa Kralı I. Francois’nın ateşkes antlaşması için Villeneuve’ya geldiği zaman Vence kasabasına dikildiği konusunda ilginç bir efsaneye rastladım. Ben de bir gün bu ağacı yerinde görebilmenin hayalini kurmaya başladım.

Bu arada Nice Cote d’Azur Metropolitan belediyelerinin 2006-2009 yılları arasında “La Cote d’Azur des Peintres” adı altında bir proje başlattıklarını okudum. Bu proje kapsamında yaşamlarının bir kısmını bu bölgelerde geçirmiş olan ve “Great Masters” olarak anılan Monet, Picasso, Renoir, Chagall gibi sanatçıların yaptığı yaklaşık 90 manzara resminin bir kopyalarının, o resimlerin çizildiği noktalara yerleştirildiklerini öğrendim.

Ben de düştüm bu izlerin peşine.

A Painter’s Vision of  the Cote d’Azur. In the Great masters’ footsteps.

(Ressamların gözünden Cote d’Azur. Büyük ustaların izinde).

Sizi daha fazla bunaltmadan gelelim Vence kasabasına.

vence15

Vence, Fransa’nın güney doğusunda, Fransız Alplerinin denize yakın yamaçlarında, Nice şehir merkezine 24 km., Cannes’a ise 30 km. uzaklıkta, yarım günde gezilebilecek yaklaşık 20.000 nüfuslu bir şehir. Eski şehir merkezi ise şehrin ortasında, taş evlerle çevrili, ortasında 4. Yüzyıldan kalma bir katedral bulunan, oval şekilli bir bölge.

vence02

İçinde kafeler, restoranlar, az da olsa hediyelik eşya satan dükkanlar, sanat galerileri, çeşmeler, küçük meydanlar ve kiliseler bulunuyor. Sessiz ve sakin sokaklarda dolaşması oldukça keyifli.

vence20

vence19

vence21

vence13

vence22

Turist yok denecek kadar az. Daha çok şehrin kendi sakinleri var ortalıkta. Zaman geçirmek için genellikle old town dışındaki Grand Jardin meydanı civarındaki kafeleri tercih ediyorlar.

IMG_0821

Eski şehrin kendi halinde sessiz sokaklarında  Sourtine’in “ash tree” (Vence ağacı) izinde dolanırken, önce Maurice Cahours’un “Surian Meydanı” tablosu çıktı önümüze.

vence16

Ama bu ağaç, o ağaç değildi.

vence01

vence03

vence24

Sonra da eski şehrin tam ortasında bulunan katedralin bitişiğindeki Godeau Meydanında Alexis Mossa çıktı bu sefer karşımıza.

vence23

Bu ağaç da o ağaç değildi.

vence08

vence10

photo

vence09

Eski şehrin ara sokaklarından ilerleyip “Peyra kapısı”ndan müzenin yanına çıkınca, işte o ağaç bitiverdi birden önümüzde.

vence06

Ağacın ilerisindeki seyir terasında ise başka bir sürpriz bekliyordu bizi.

vence05

vence07

IMG_0860

Rosaire şapelinin bulunduğu yamaç ve bu manzarayı orijinal bir yorumla resimleyen Jean Dubuffet.

Hedefe ulaşınca ve ayaklarımız artık hafif hafif yorgunluk sinyalleri vermeye başlayınca da kendimizi Grand Jardin meydanı yakınlarında “Les Vieux Fiances” isimli kafenin kaldırımdaki sandalyelerine bıraktık.

vence11

Bu kasabada iki tane daha bu şekilde resim olduğunu ve önlerinden geçtiğimiz halde fark edemediğimizi ise, günler sonra haritayı incelerken fark edecektim!

Meraklısına notlar:

Map of Provence-Alpes-Cote d Azur as an overview map in pastel green

nice vence.jpg

Ulaşım: Nice şehir merkezinden gelecekseniz, 94 numaralı otobüs ile 1 saat 15 dakikada ulaşabilirsiniz. Otobüsün ilk durağı Meridien otelin yan tarafındaki Verdun caddesinde. Nice havalimanından geliyorsanız da yine yolun karşısına geçip 94 numaraya binebilirsiniz. Vence’e gelince son durakta inip (Halte Rouitiere de l’ara) eski şehir merkezine ulaşmak için Resistance caddesinden 400 metre yürümeniz yeterli olacaktır. Kendi aracınızla geliyorsanız, Marsilya-Cannes yönünden de Monaco – Nice yönünden de gelseniz fak etmez, Cagnes-sur-Mer şehrinde yoldan ayrılıp Vence tabelalarını takip ederek köylerin ve kasabaların arasından, üzüm bağlarının, meyve bahçelerinin içinden geçerek yarım saatte Vence’e ulaşabilirsiniz.

vencemap2

Otomobilinizi Marechal Juin meydanındaki otoparka park edebilirsiniz. Ya da daha az yürümek isterseniz, Marie Antoinette sokağındaki ya da Grand Jardin meydanındaki otoparkı kullanabilirsiniz. Cannes yönünden trenle veya otobüsle geliyorsanız, Cagnes-sur-Mer’de inerek Les Oliviers durağına giderek 94 numaralı otobüse binebilirsiniz. Yalnız tren istasyonu ile otobüs durağı arası yaklaşık 800 metre ve yolu da biraz karışık. Cannes yönünden 200 numaralı otobüsle geliyorsanız, Les olivers’de inip karşıdaki durağa geçmeniz yeterli.

Biletinizi sürücüden 1.50 euro’ya alabilirsiniz. Tek binişlik kartlar 74 dakika geçerli ve bu sürede başka bir otobüs ya da trama aktarma için kullanabilirsiniz. Ancak gün içinde başka yerlere de gitmeyi düşünüyorsanız, 5.00 euro’ya günlük kart almak daha avantajlı olacaktır. Kartı bastığınız andan itibaren 24 saat boyunca istediğiniz kadar kullanabilirsiniz. Otobüse ya da trama binerken her seferinde kartınızı okutmak zorundasınız. İlginç bir şekilde bu kartlar havalimanına giden 98 ve 99 numaralı otobüslerde geçerli değil, havalimanına gitmek için anlamsız bir şekilde 6.00 euro ödeyerek farklı bir bilet almak zorundasınız.

vencemap

Saint Paul de Vence: Vence yolu üzerinde çok iyi korunmuş bir ortaçağ kasabası olan Saint Paul de Vence, gezilecek yerleri açısından daha popüler bir kasaba. Eski şehir merkezi surlarla çevrilmiş ve içerideki taş evlerin hepsi de birbirinden güzel. Sokak aralarında resim galerileri, sanat atölyeleri, sevimli kafeler ve restoranlar, hediyelik orijinal parçalar satılan dükkanlar ve bunların arasında yaşayan yerli halk.

Arada küçük meydanları, meydanlardaki küçük çeşmeleriyle, köşeyi dönünce birden bire karşınıza çıkıveren ilginç heykelleri ve sanat eserleriyle şirin bir köy burası. Yani burada kısaca bahsetmek haksızlık olacak bu şirin yere. Bu nedenle yakında ayrı bir yazıyla gelecek!..

st.pauldevencemap

 

 

 

Gezi Yazıları içinde yayınlandı | , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlendi | 9 Yorum